<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085</id><updated>2012-02-16T16:26:30.300-08:00</updated><category term='müslüman'/><category term='islam'/><category term='cebrail'/><category term='gül'/><category term='anne'/><category term='merhamet'/><category term='köle'/><category term='ibret'/><category term='kelebek'/><category term='aslan'/><category term='tecrübe'/><category term='www.nurmektebi.tr.gg'/><category term='kanuni'/><category term='peygamber'/><category term='nurmektebi'/><category term='risale'/><category term='avcı'/><category term='pişmanlık'/><category term='serçe'/><category term='blog'/><category term='Hz.Muhammed'/><category term='risale-i nur'/><title type='text'>NURMEKTEBi BLOGLARI</title><subtitle type='html'>Nurmektebinde zaman geçirmek değil zamanı kullanmanın farkına varacaksınız.</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>81</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-5824659438783526667</id><published>2010-02-27T15:47:00.000-08:00</published><updated>2010-02-27T15:47:18.471-08:00</updated><title type='text'>Bu videoya bir bak!</title><content type='html'>&lt;a href="http://tr.netlog.com/go/explore/videos/videoid=tr-3070705"&gt;Bu videoya bir bak!&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-5824659438783526667?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://tr.netlog.com/go/explore/videos/videoid=tr-3070705' title='Bu videoya bir bak!'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/5824659438783526667/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=5824659438783526667' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/5824659438783526667'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/5824659438783526667'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2010/02/bu-videoya-bir-bak.html' title='Bu videoya bir bak!'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-8764026611568297252</id><published>2009-05-10T13:39:00.000-07:00</published><updated>2009-05-10T13:43:09.677-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_TrjbAZJf0P0/Sgc7y4urZ_I/AAAAAAAAADY/sbism78zFdE/s1600-h/gzel_papatyalar.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5334298029051308018" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_TrjbAZJf0P0/Sgc7y4urZ_I/AAAAAAAAADY/sbism78zFdE/s400/gzel_papatyalar.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;  PAPATYAEy!! papatya baharın nazlısı, kırların ve yamaçların yol kenarlarının asi çiçeği,saflığın ve temizliğin  bütünleyicisi  sevdanın aşkın  ruhumuza yansıyan sadeliğinin çiçeğisin sen...&lt;br /&gt;Sanki kaçmışsın uzaklara, taaa yamaçlara, bazan yol kenarlarına  her şeyden herkezden uzaklara; atmışsın kendini, Sessiz sedasız  asi sert ruzgarların kollarına  aldırmadan hiç birşeye ama yalnız  savunmasız...  &lt;br /&gt;VE hiç aldırmadan YILMADAN  dimdik duruşunla meydan  okur gibi,  her bahar aynı yerlerde beklersin sanki  bitmeyen sabır gibi papatya...&lt;br /&gt;Bilirmisin   Seni  hep nazlı bir kız çocuğuna benzetirim ben .Masum  ürkek ve öylesine savunanılası küsünce,kırılınca boynunu büken yüzünü yere eğdiren, kızınca omzunu silken nazlanan  küçük kızlara  Papatyave bilirmisin kızlar en çok kime nazlanırlar papatya,      BABALARINA ve sadece en çok onlara...&lt;br /&gt;Öyle narin öyle masum öyle naif,öylesine nazlıdırlarki aynı senin gibi;  seni nasıl eğer bükerse hafif ruzgarlar  yapraklarını bir bir savurcasına,  onlarda  da az kızsan kırılır incinir alınırlar çatılır kaşlarıda bu yüzden çok benzetirim birbirinize, eyy nazlı papatyaVe bazanda  cesaret abidesi olur kızlar hz. FATIMA gibi babasına yapılan kötülüğün küfrün ve yürekleri gecenin karanlğından hada kara, kapkara olmuşların karşısında dimdik ve korkusuzca duran FATIMAYAve kerbelada ZEYNEP gibi  zalimin karşında sözünü ezirgemeyen, yüreğini ortaya koyan kerbela  kahramanI ZEYNEBE&lt;br /&gt; Senin de en sert rüzgarlarda bile yerinden sökülmeden  her şeye meydan okuyuşun gibi papatya...herşeye inat var olma benliğine  sarılır gibi...Üstüne bassalarda  esselerde kaparıp dalından bir bir yolsalarda yapraklarını  yinede bir meydan okuyuşun var gibi, eziyetlere baş kaldırışın var  narin bedeninle çilelere aldırmadan  PAPATYA...&lt;br /&gt;Papatyalarımızı  ezmeyelim, basmayalım üstüne insafsızca  Soldurmayalım nazlıalrımızı, can sızılarımızı,kırmayalım onların gönüllerini , eğilmesin  boyunları  incinmesinler  ellerimizden dillerimizden ve solmasınlar Kirlenmesin kararmasın bembeyaz  yürekleri;art niyetsiz açar onlar gönüllerini ,saf umutlarla dolu gözlerini;koparmayalım baharın sevincini neşesini müjdesini...&lt;br /&gt; Mahsun onlar kırılgan; sessiz sevdalar gibi  onurlu duruşları onların hep boynu bükük gönülleri Yüce mevlaya dönük sevelim kızlarımızı  onlar bizim emanetimiz ,sevgimiz bir yanımız...canlarımız  cananlarımız  papatyalarımız&lt;br /&gt;mahsundur onlar,  biraz şımarık ve biraz  nazlı.her baharda karşılarlar bizi bembeyez ve coşkuyla  gençlık gibi  heyacanlı  asi ve sessiz çığlık çığlığa sessizEsen rüzgarlara yağmura    hiç aldırmadan  dimdik özgür    mağrur  PAPATYA&lt;br /&gt;Onu görünce mutluluk dolar içim, kışın bitimidir papatyanın gelişi baharın  müjdecisi ... yeni bir hayata başlamanın habercisi gibi  gülümser yüzümüze, ılık ılık baharın esintisiyle  papatya...sesini duyarım sanki fısıltılı  konuşur benimle  baharı müjdeler sevmeyi  herşeyi  yaradanı  yaratılmışı ve huzuru bir yer var  ötelerin ötesinde  bekler  sizi  der gibi  ... mutlu olmayı  sevgiyi  herşeyi  kuşatan bir sevgiyi  içime akıtır  güzelliğiyle   yavaş yavaş  ve  usulca... bembeyaz duruşuyla  ılık bahar havasında başka  bir esenliksin    sen  eyy nazlı papatya... ötelerde yeni baharlar var der gibi, her kışın sonu bahardır  der fısıldar sessizce,  gülümser papatya   utangaç  bir bahar bestesi gibi varlığını  seslenir usulca ve narin  nazlı nazlı...ilkbaharın süsü ,   aşkların saf beyazlığı , her yaprağında   dalında  mevlamın hikmetleri var   sevgili papatya&lt;br /&gt;kelimesiz konuşurum  onlarla sessiz  ve cümlesiz  noktasız.  gönlümün hüzünlü duvarlarına savursun yapraklarını ruzgar  bir bir papatya ,gel yine hangi mevsim olursa olsun gelsuskunluğumun en koyu gecesinde gelki beyazlığın saflığın  aydınlatsın gecemi .Baharlardatoprağı yararak geldiğin gibi gel sinemde aç  her mevsim eyy nazlı papatya&lt;br /&gt;selamm ves'elam... &lt;br /&gt;esen vahide&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-8764026611568297252?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/8764026611568297252/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=8764026611568297252' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/8764026611568297252'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/8764026611568297252'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2009/05/papatyaey-papatya-baharn-nazls-krlarn.html' title=''/><author><name>ulasesen</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03015797122218826295</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_TrjbAZJf0P0/Sgc7y4urZ_I/AAAAAAAAADY/sbism78zFdE/s72-c/gzel_papatyalar.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-2154648164889727290</id><published>2009-03-15T16:22:00.000-07:00</published><updated>2009-03-15T16:47:26.734-07:00</updated><title type='text'>YaLnızLık BeNiM  EN  Eski  YariM</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_TrjbAZJf0P0/Sb2OHHQ4sVI/AAAAAAAAADA/HEIvb8LdC80/s1600-h/2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5313559388227154258" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 280px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_TrjbAZJf0P0/Sb2OHHQ4sVI/AAAAAAAAADA/HEIvb8LdC80/s400/2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_TrjbAZJf0P0/Sb2N4CVyyEI/AAAAAAAAAC4/1XTwzG9-OhA/s1600-h/20080519134021_hurricaneeskart04ani1hcoy5[1].gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5313559129207523394" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 331px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_TrjbAZJf0P0/Sb2N4CVyyEI/AAAAAAAAAC4/1XTwzG9-OhA/s400/20080519134021_hurricaneeskart04ani1hcoy5%5B1%5D.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;     YaLnızLık BeNiM  EN  Eski  YariM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Yalnızlık içimde aşılmaz bir dağ, dipsiz kuyu,duvarları hüzün, suyu göz yaşı ,kovası hastet...&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt; Ben hep hasret çekerim  o kuyudan SESİZ VE AĞIR&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Kendime ait suskunluğumun girdabında benliğim...&lt;br /&gt;Yalnızlık özümde benim, beraber geldik dünyaya...&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Ey Allahım... Biliyorum Kaderimiz bir bizim...&lt;br /&gt;Hiç bırakmadı beni sadık dostum, YALNIZLIĞIM...&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Bıkmadı benden yıllardır SADIK DOSTUM...Hep bıraktığım yerde buldum onu ,en sancılı anlarımda kollarına sığındım...avuttu beni SİNESİNDE...&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Ey!! Allahım sen biliyorsun tek şahidim sensin benim...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Ne zaman arasam hep yanımdaydı bırakmadı ki beni; benliğimin kuytularından seslendi bana, açtı koynunuda Sessiz çığlıklarıma yankı oldu,ses oldu vefalı dostum... &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;En Fırtılanalı zamanlarımda kendimi hep limanlarında buldum, &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;sığındım ona; Sessizce bıraktım kollarına benliğimi hıçkırıklarımla...&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Bize Rabbim şahitti sadece...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Sevinçlerimi de anlatırım ona dinler beni; hayellerimi,ümitlerimi sevdalarımı&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;biliyorum hiç bitmeyecek dostluğumuz bizim...&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;En zor anlarımda, bile biz beraber güldük dünyaya yalnızlığımla...&lt;br /&gt;İçimi döktüm ona kelimeler hece hece sözcüklere döküldü dilimde, özlemle,hasretle susamış yüreğimi açtığımda ona,Gidenlerin ardından nasıl Yağmur oldu çöl gibi yanmış benliğime Rabbim şahit sadece yalnızlığıma...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Matemlerimi acılarımı dinledi sessizce göz yaşlarımı akıttığımda omsunda, &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;yalnızlığım avuttu beni kollarında sesizce Bazan sustum bekledi beni, konuştum dinledi vefalı yarım...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Kaç gece bekledi beni kaç gece daha bekleyecek kimbilir Gidenlerin hasretini yaşarken ve bazan hüzünlerim özlemlerim dağlar gibi olduğunda yorgun yüreğimin solgun bakışlarına Işık oldu ve yalnızca o gördü BENİ&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;BEN hep hasretlık çekerim gidenlerin ardından;hüzünlü gecelerde sabır duvarları örerim yalnızlığımla beraber herkezden ve her şeyden kaçmak isterim onun kollarına KAÇARIM&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Kapatırm kendimi kulaklarımı, yüreğimi; her şeye sadece o ve ben kalalım diye gecelerce&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Sarıp sarmalar beni yalnızlığım...&lt;br /&gt;Tebessümlerimin yitikliği yansırken sessizliğime , lal olup susarım çok şey anlatmak için yalnızlığıma susmuş yüreğim ile Çığlık çığlığa...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Vuslata dek dostum benim hüzünlü yalnızlığım, hiç eskimeyen eskimeyecek bizim sevdamız hüzün ile çürürken gurbetim sinemde bekleyen vuslatıma  yıpranacak yüreğim, yıpranacak kirpiklerim göz yaşlarımdan belki sessisliğimin uğultusuna karışacak benliğim ve ben yine kendimi buluvereceğim yalnızlğımın koynunda Adını koyamadığım yalnızlığım ben tükenirken bırakmayacak biliyorum Ben sevdalıyım yalnızlığıma  yoldaşıma sırdaşıma yüreğimi bilene Yalnızlık benim en eski yarim...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;ulas esen&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-2154648164889727290?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/2154648164889727290/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=2154648164889727290' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/2154648164889727290'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/2154648164889727290'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2009/03/yalnzlk-benim-en-eski-yarim-yalnzlk_15.html' title='YaLnızLık BeNiM  EN  Eski  YariM'/><author><name>ulasesen</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03015797122218826295</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_TrjbAZJf0P0/Sb2OHHQ4sVI/AAAAAAAAADA/HEIvb8LdC80/s72-c/2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-273876690226745863</id><published>2009-02-27T10:31:00.000-08:00</published><updated>2009-03-21T03:40:37.550-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pişmanlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tecrübe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='müslüman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='merhamet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ibret'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_TrjbAZJf0P0/Sag0OJBN6YI/AAAAAAAAACA/CZolxx7qqqc/s1600-h/beincimevsimco7.jpg"&gt;&lt;span style="font-size:0;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5307549578399967618" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 598px; CURSOR: hand; HEIGHT: 463px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_TrjbAZJf0P0/Sag0OJBN6YI/AAAAAAAAACA/CZolxx7qqqc/s400/beincimevsimco7.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5307549578399967618" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 1px; CURSOR: hand; HEIGHT: 9px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_TrjbAZJf0P0/Sag0OJBN6YI/AAAAAAAAACA/CZolxx7qqqc/s400/beincimevsimco7.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;SiZ HiÇ ÇoK SevDiğinizin Arkasından GöZ Yaşı Döktünüzmü??&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;BuGün yine yalnızım Arkadaşım, Kızgınım Kırgınım Hüzün ise hat safada&lt;br /&gt;Ama niye kırgınım kime kızgınım neden cevabı bende Bilmiyorum, soruyorum kendime ama cevabım yok, YOK&lt;br /&gt;kaybettiğim neydi ??kimdi?&lt;br /&gt;onamı??? bu kırgınlık onun içimdeki her şeyi götürmesimi giderken, yalnızlığıma kırgınlığıma hüzünlerime kattığım Arkadaşımmıydı? buna sebeb;onun Gidişimi bendeki bu hâl.&lt;br /&gt;Kimi kaybettim Ben, çokmu yakınım; kimdi?Bana göre değeri neydi???&lt;br /&gt;Ruzgarda dalları eğilmiş yalnız bir ağaç gibiyim şimdi,"O"güçsüzlüğüme güçmüydü?&lt;br /&gt;Neydi Varlığı benim için,&lt;br /&gt;O Teselliydi evet ,karanlık çöktüğünde aydınlık ışık belki Öyleyse "O" dosttu; arkadaşdı,Arkadaş dediğinde öyle olmalıyda zaten.Yıllardır yaşadığım içindeki Yalnızlığıma katmışım onu,farkında bile deyilmişim meğerse.&lt;br /&gt;Nasıl geldi? Nerden Geldi? Bu yalnızlığıma nasıl ortak oldu bilmiyorum ama hep Ordaydı belki, Yalnızlığın yalnız Arkadaşıydı.&lt;br /&gt;Her güzel şeylerin yarım kaldığı bu dünyada, O da yarım kaldı bende yine ve Yine...&lt;br /&gt;Ben Yalnızlık yolunda bulmuştum Arkadaşımı Caddelerde sokaklarda hep yalnızım derken bulmuştum, Belkide ondandı bendeki Bu Karanlık Hüzün bilmiyorumen kalabalıklar içinde Yalnızken hiç Beklemediğim bir anda çekmişti beni Kolumdan ve yine aynı yerde aynı anda Bırakıverdi, belki hiçç istemeden Gitmeyi...&lt;br /&gt;Daha anlatamadığım Yalnızlıklarım vardı Arkadaşım, dinleyemeğiM seninde vardı biliyorum ama... Kelimeler tükenirken Dilinde hayata gözleni kapatırcasına susmak gibi ama içindeki umut hiç bitmeden bir yerlerde olduğunu bilmek gibi ne çok yakında ne çok uzakta bir yerde...Belkide yalnız ve sesiz yüreklerde,belki Hüzünlü gölgelerdeKimse dokunmamıştı senin kadar hüzünlerime, kırgınlığım,kızgınlığım bundan,Kimse bilmemişti beni ben söylemeden senin kadar,Arkadaşım&lt;br /&gt;Yine kaldık Üç kişi Yalnızlığım Ben ve Hüzünlerim,açılmayacak artık bir daha hiç kapısı Yalnızlığımın Kapandı sımsıkı İlelebet Arkadaşım Seninle bitti,Yürekten kapandı ve kilitlendi sımsıkı.&lt;br /&gt;Ama daha Söylenmemiş Sözleri vardı Hüzünlerimin ve Yalnızlığımın ,zaman bulamamıştı anlatmaya ama söz bitti kilitlendi dilim Arkadaşım. Sözlerim vardı Şiirlerim ,Türkülerim vardı söylenecek ama Sözün bittiği yerde ne kalırki Susmaktan başka...&lt;br /&gt;Bırak Beni YaLnızLığıma. . ! Olsun sen sussanda ben susmam anlatırım yalnız ruzgarlara belki bir gün onlar sana fısıldar bunları kim bilir...&lt;br /&gt;Evet anlıyorum şimdi, Bulamadığım Sorularımın cevaplarını,Kaybettiğim arkadaşımdı... Sesime ses Veren YalnızlığımdaHüzünlerim çığlık çığlık olduğunda da yanımda OLandı Hiç karşılıksız hüzünlerimi paylaşandı, en üzgün halimde beni teselli edendi, arkadaşımdı insandı Belki hayaldi önceleri ama şimdi çok gerçek,gidişi gibi,biliyorumki hiç unutulmayacak, zaman ilerleyecek geçecek kırgınlığım ve kızgınlığım ,zaten ben kendime kızıyorum arkadaşım sana deyil asla, Olamazda&lt;br /&gt;Gitmeliydin belki,Sebebin vardı, olsun arkadaşım boş ver ben bunada alışırım...&lt;br /&gt;Benim mevsimlerim hep hüzündür zaten iklimlerimse hep yağmur.Bulutlar bana eş olur ben onlara,katarız yağmurlarımızı birbirine, beraberce göndeririz Damlalarımızı Toprağa, Kimse kirletemez Yalnızlığımızın ıslattığı kurak toprakları Ve Kimse bilmez Hüzünlerimiz nasıl göz Yaşı olmuş akmış,Sessiz ve derin...Bu yüzden severim yağmurda yürümeyi. Ne vakit olursa olsun bulutlar çağırır beni,alışkınız biz beraber olmaya her dem...Ve benim yağmurum beni bırakmayan sadık dostum Ve Hep benim Sadece benim...Ve yine dardayım yine sessizlikle Yanlız...&lt;br /&gt;Seni bir güvercin misali uçurdum Akadaşım Gittin...&lt;br /&gt;Nasıl oldu anlamadan Gittin...&lt;br /&gt;Olsun bana bıraktın yalnızlık yollarını caddelerini sokakları zaten beNimdi ya Yine benim Şimdi...Dönmeyeceksim biliyorum,Yaslandığım,Dinlendiğim,Dinlediğimi Kaybettim Ben Zamansız En büyük hazinesi insanın Arkadaşıdır,hep Arkadaşça Olan hasapsız VE SorgusuzcaHep benimle Hep ileri bildiğimOmzumda hissettiğim güvendiğimSadık dostumun Elleri şimdi Bitti, Söz bitti ve GittiÜzgünüm Kırgınım Kızgınım.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Çok Üzgünüm Arkadaşım...&lt;br /&gt;Bazen sebebini bilmez insan&lt;br /&gt;Vakitsiz gelir hüzün,Yalnızlığın Başladığı yerde oda Vardır.. Ve hep olacaktır da&lt;br /&gt;Dosta düşman Olunmaz Hüzün benim Dostum,Arkadaşım Yalnızlığım, biz yine beraberiz senden öncesi gibi sonrada Alışkınız biz olsun Birikmişliğin üstüne buda gelsin nasıLsa heybemde yer var,sol yanım hep kabul ettiği gibi bunuda eder Zaman geçer azalır Hüzün belki ama hiç bitmez Arkadaşım...&lt;br /&gt;Gönül ne kadar kin tutsa bileSevgiye nefret ışık tutmazBen silip geçsem, bu seferdeKalbim söküp atamazDedim ya arkadaş;&lt;br /&gt;Dost hiçbir zaman unutulmaz! Bitti derken hayat YENİ başlar!!!!!!!Ve her GÜZEL şey gibi ÇABUK biter.Bitti DERSEN hayat TÜKENMEDEN,ACISI içinde SÜRER gider. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-273876690226745863?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/273876690226745863/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=273876690226745863' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/273876690226745863'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/273876690226745863'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2009/02/arkadasma-beyanmdr-bugun-yine-yalnzm.html' title=''/><author><name>ulasesen</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03015797122218826295</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_TrjbAZJf0P0/Sag0OJBN6YI/AAAAAAAAACA/CZolxx7qqqc/s72-c/beincimevsimco7.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-7469211511778290888</id><published>2009-02-14T14:49:00.001-08:00</published><updated>2009-02-14T14:51:50.737-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='blog'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='peygamber'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pişmanlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cebrail'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='anne'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='risale-i nur'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aslan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='islam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kelebek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gül'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='köle'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='serçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='avcı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nurmektebi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tecrübe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='risale'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hz.Muhammed'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='www.nurmektebi.tr.gg'/><title type='text'>YA SİZCE</title><content type='html'>YA SİZCE  &lt;br /&gt;  Tarih 31 Ocak 2009 Cumartesi akşamı saat 20.00 civarı.&lt;br /&gt;Akşam yemeğimizi yemiştik. Çay  faslına geçtiğimiz halde kız kardeşim Büşra saat 19:00 gibi eve gelmesi gerekirken hala ortalarda yoktu. Saat 20.00 ye kadar İstanbul trafiğini de hesaba katarak içimdeki telaşa rağmen beklemeyi tercih etmiştim. Ama artık 20.00 de sabrım tükendi. Ve kız kardeşimi cep telefonundan aradım. Telefonu 3-4 defa çaldı. Ve bir yabancı açtı telefonu…&lt;br /&gt;    Telefonun arkasından gelen ambulans sesleri kulaklarımda hala yankılanıyor. Karşımdaki ses bana kız kardeşim Büşra nın neyi olduğumu sordu. Abisi olduğumu söyledim. Ve neler oluyor dedim. Telefondaki bayan bana Büşra ya bir motorun çarptığını ve hala yerde yattığını acilen  kaza yerine gitmem gerektiğini söyledi. Nasıl giyindiğimi hatırlamıyorum. Babam ve ben evden yıldırım hızıyla çıktık.2 dakika sonra kaza yerindeydik. Büşra hala  telefondaki bayanın dediği gibi  yerde  hareketsiz yatıyordu. Yanına  koştum. Ve Büşra tamam yanındayız dedim. Ambulans önde ben arkada Göztepe Eğitim ve Araştırma hastanesine gittik. Büşra’yı acil cerrahi odasına aldılar. Biz bir an önce bir şeyler yapılmasını beklerken  görevliler bize  Büşra’nın nüfus cüzdanındaki cilt no ve sıra no. sunu sordular. Bu prosedürler bittikten sonra nihayet doktorlar geldi kan tahlili için örnekler alındı ve bizi röntgene ardından da tomografi çekimine gönderdiler.Hastanede döndük durduk bir laboratuar bir röntgen bir başka laboratuar derken saat 23.00 gibi doktorlar geldi tahlil ve röntgenlere bakıldı.Büşra da hiçbir kırık çıkık olmadığını 23.30 gibi öğrendik son olarak beyin tomografisine bakmaya gelmişti sıra.Beyin cerrahiden bir doktor tomografilere baktı baktı ve bize korkunç gerçeği söyledi.&lt;br /&gt;‘’BEYİNDE KANAMA VAR’’&lt;br /&gt;Bende babamda adeta yıkılmıştık birbirimize yaşlı gözlerle bakıyor bu kâbusun bir an önce bitmesi için çığlık atmak istiyorduk sanki.&lt;br /&gt;Tomografiye bakan doktor bir uzman doktor çağırmıştı ve filme beraber bakıyorlardı. Onlarda bir müddet baktıktan sonra bize çok şaşırtıcı bir soru sordular.&lt;br /&gt;Büşra nın daha önce herhangi bir sıkıntısının derdinin olup olmadığını sağlıklı insanlar gibi yürüyüp yürümediğini gezip gezmediğini kısacası sağlıklı insanlar gibi tepkileri olup olmadığını sordular bize. Bu soruya çok şaşırmıştık. Evet dedik hiçbir derdi problemi ya da rahatsızlığı yoktu daha önce.&lt;br /&gt;Nedendi ama bu soru? Ve doktorlara sorduk neden diye?  Ve yine bir acı gerçekle karşılaştık o sorumuza cevap olarak. Hastanın çok daha önceden beyninde bir kist varmış dedi doktorlar bize.&lt;br /&gt;Babamda bende o kadar bitmiş tükenme noktasına gelmiştik bu gerçeklerle. Beyin ameliyatı olmasından o kadar korkuyorduk ki; daha önce karşılaştığımız vakalardan hiç olumlu sonuçlanan bir beyin ameliyatı görmemiştik çünkü.&lt;br /&gt;Doktorlara korkarak o zor ve bir o kadarda yüreklerimizi yakan soruyu sordum.&lt;br /&gt;-Ameliyat olması gerekiyor mu?&lt;br /&gt;Ve cevap&lt;br /&gt;-Evet&lt;br /&gt;Babam gözlerinden akıtırken gözyaşlarını ben yüreğime akıtıyordum. Güçlü olmamız gerekiyordu. Hem Allah’tan gelen baş göz üstüne değil miydi?&lt;br /&gt;Aklımıza hemen aile dostumuz olan Dr. Kemal Bey geldi. Cep telefonundan Durumu ona anlattık ve ondan bize fikir vermesini istedik. O da bize beyin söz konusu ise hastayı sakın başka bir yere nakil   gibi şeyler düşünmeyin ve doktorlar ameliyat diyorsa vakit geçirmeden hemen ameliyat ettirin dedi. Artık çare yoktu hastane için acaba tanıdık birilerini bulabilir miyiz derken iş yerinden arkadaşım Melih geldi aklıma. Sanki bir tanıdıktan söz ediyordu o.Hemen onu da aradım ve durumu anlattım. Öyle bir insandı ki o ne zaman bir sıkıntımı söylesem hemen geliyorum der onu zorla durdururdum ama şimdi onu yanımda istiyordum gelsin ve yanımda bana destek olsun istiyordum ve zaten öyle de oldu. Ona ne kadar teşekkür etsem azdır. Allah bin kere milyon kere razı olsun ondan. O nu görünce yüreğime sessizce akıttığım gözyaşlarım artık yüreğime de sığmamış olacak ki gözlerimden akmaya başladı. Ona sarıldım ve ağlamaya başladım. &lt;br /&gt;O kadar ters bir zamana denk gelmişti ki kazadan önceki Salı günü Annem ve eşimi biraz hava değişikliği olsun diye kayınbiraderimin evine Muğla’ya göndermiştik. Şimdi kız kardeşim ameliyat olacak ama annemin haberi yok ona nasıl söyleyeceğimi düşünmeye başlamıştım hem Büşra nın yanında bir bayana ihtiyaç vardı refakatçi olarak. Kim kalacaktı?&lt;br /&gt;Ama Rabbim ne kadar büyük ne kadar hikmet sahibi orda da imdadımıza Büşra ya çarpan adamın patronunun eşi koştu. Ben kalırım onunla dedi. Rabbim sen ne kadar yüce hikmet sahibi ne kadar büyük bir lütuf sahibisin ama aciz kulların olan bizler bilmiyoruz.&lt;br /&gt;Büşra yı ameliyat için hazırlamaya başlamışlardı elimiz yüreğimizde elimizden hiçbir şey gelemez vaziyette bekliyorduk.&lt;br /&gt;Hayatımda atacağım en zor imzayı istiyordu doktorlar,  kendi el yazımla benden şunu istiyorlardı.&lt;br /&gt;Ameliyat sonrası felç ve ölüm ihtimalleri anlatıldı ve kabul ettim ve altına imza…&lt;br /&gt;Ameliyat başlamıştı artık saatlerce sürecek olan bu durumun geçmesi için saniyeleri sayıyor aklımızdan geçen şeylere cevap vermeye çalışıyorduk kendimizce.&lt;br /&gt;Ama beklediğimiz gibi saatler sürmemiş 45 dakika sonra doktorlar kapıda belirmişti. koştuk ve sorduk nasıl geçti diye. Yüreklerimizi su serpen ama aynı zamanda da bizi hüzne boğan cevap şuydu.&lt;br /&gt;-Ameliyat başarılı geçti ama her şeye hazırlıklı olun.&lt;br /&gt;Evet, bitmişti ameliyat artık beklememiz gereken ilk 72 saatlik kritik süreç başlamıştı. Benim canım arkadaşım Melih beni eve gitmem için zorluyor ve yarının benim için çok daha zor olacağını söylüyordu.&lt;br /&gt;Evet, yarın benim için çok daha zor olacaktı canım anneme durumu ben açıklayacaktım.&lt;br /&gt;Sonraki gün sabah saat 8.10 ve annemler geldi. Daha arabaya yeni binmiştik ki bana  seslenerek hemen Büşra yı arayın da kahvaltıyı hazırlasınlar dedi. Hiç birimizden çıt çıkmıyordu. Eve kimseden tek kelime çıkmadan gelmiştik. Annem eve girdi ve hala yatıyor mu bu kız dedi?&lt;br /&gt;Benim için zor an gelmişti artık. Anneme;&lt;br /&gt;-anne dün Büşra eve dönerken bir motor …..&lt;br /&gt;Demiştim ki Annem hüngür hüngür ağlamaya başlamıştı bile bende geceden haber verdiğim eşimde Anneme sarılarak Anne üzülme inşallah ameliyatı başarılı geçti dedik, annemin ameliyattan bile haberi yok tu ki. Bize ne ameliyatı olduğunu sordu. Artık bir şey gizlemenin anlamı olmadığı için her şeyi olduğu gibi anlattım ve hastaneye doğru yola çıktık. Büşra iki gözü de mor burnu yaralı ve baygın bir şekilde yatıyordu hastanede annemin onu ilk gördüğünde verdiği tepkiyi yüzündeki hüznü herhalde bir ömür boyu unutmayacağım.&lt;br /&gt;Evet, şu anda tarih 5 Şubat 2009 ve ameliyatın üzerinden beş gün geçti kritik denen o bitmez tükenmez 72 saatte geçmişti artık ve Büşra Rabbime sonsuz şükürler olsun ki kendine gelmiş şuuru açık tepkileri gayet güzel bir şekilde artık taburcu olmayı bekliyor. Rabbim cümlemizin hastalarına acil şifalar versin inşaalllah.&lt;br /&gt;Belki biraz uzun yazdım olanları ama anlatmak istediğim aslında kısacık bir şey ne dersiniz;&lt;br /&gt;GERÇEKTENDE RABBİMİN HER İŞİNDE BİZ KULLARI İÇİN HAYIRLAR GİZLİ DEĞİL Mİ?&lt;br /&gt;Doktorlar eğer Büşra bu kazayı geçirmemiş olsa ve beynindeki o kistin alınmamış olması durumunda ya felç ya da ani beyin kanamasına neden olacağını ve bunun Büşra  için çok daha kötü sonuçlanabileceğini  söylemişlerdi çünkü.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-7469211511778290888?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/7469211511778290888/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=7469211511778290888' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/7469211511778290888'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/7469211511778290888'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2009/02/ya-sizce.html' title='YA SİZCE'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-3274480078562675298</id><published>2009-02-03T15:47:00.000-08:00</published><updated>2009-02-03T16:02:17.040-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='islam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='peygamber'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tecrübe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hz.Muhammed'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ibret'/><title type='text'>VUSLAT</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_TrjbAZJf0P0/SYjZ-smC7oI/AAAAAAAAABo/lxruu_rtyyY/s1600-h/huzun.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5298724632747241090" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 262px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_TrjbAZJf0P0/SYjZ-smC7oI/AAAAAAAAABo/lxruu_rtyyY/s400/huzun.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_TrjbAZJf0P0/SYjZvaisO6I/AAAAAAAAABg/XcJgP3ub9bU/s1600-h/sevgi.png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5298724370203294626" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 256px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_TrjbAZJf0P0/SYjZvaisO6I/AAAAAAAAABg/XcJgP3ub9bU/s400/sevgi.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Vuslata Doğru Yol Göründü &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;Sözlerin, yağmurlu bir yaz akşamında serinletiyor gönül ateşimi... &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Rüzgâr rüzgâr esip te gafletimin üzerine, tüm paslanmışlığını maziye bırakıyor... &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Bulmuşken seni, hissetmişken sıcaklığını, akıtmışken uğrunda bir kaç damla kan, geri dönüşü yok Sevgili ! &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Başım kadar kalbimi de koydum ben yoluna... &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Özlemim kadar sevdamı da aldım azık diye yanıma...&lt;br /&gt;Sana Sevgili; sana kavuşmak olmasa yolun sonunda, vuslata ermek süslemese rüyâlarımı, seninle aynı aşk'ı teneffüs etmek mümkün olmasa, &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;bugün hangi kimlikle adımı taşırdım? &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Hangi duyguyu aşk diye koyup ta bohçama,&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;asılsız sevgililerin peşine düşerdim; ve ardında mutlak acı son...&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;hüzün hemen ardı sıra...&lt;br /&gt;"En Sevgili" diye gönül defterimin ilk satırına yazdığım, &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;"Ey Sevgili" diye sayfalarımı özlemlerle doldurduğum Sevgili ! &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Bir kez görebilseydim de gül çehreni, gözlerim ebede kadar kör kalsaydı...&lt;br /&gt;Dualarıma gözyaşlarımı ortak ttim. &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Bir de nur adını... Sana yakın olabilmek için Yâr! &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Sinemde ne varsa bir vuslat uğruna adadım yoluna...&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;sundum kabine...&lt;br /&gt;Dilim lâl kaldı Sevgili; bir seni konuşuyor... &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Bir seninle birlikte pay ettiği sevdayı anıyor....&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Öyle ki; bülbülün güle olan manidar şarkıları gibi dilimdesin...&lt;br /&gt;Biliyorum; sadece kalimi feda etmek yetmiyor sana ulaşmak için...&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Her şeyimi hîbe etmeliyim...her şeyimi... Bu can bu bedende fazlalık Sevgili ! &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Sana ulaşmak için bu fazlalığı atmalıyım hayatımdan... &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;İşte canımla, kanımla, malımla ey Sevgili ! Yolundayım...İzindeyim...&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Davanı kaldığın yerden hâkim kılmak adına mücadeledeyim... &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Önce nefsimle, kalbimle, bedenimle...&lt;br /&gt;Ya Rabb ! Şehadetimi köprü eyle Sevgililer Sevgilisine kavuşmam için..&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;.Vuslatımı takdir et... &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Canımı kabul buyur aşk'ına...&lt;br /&gt;Duam Sanadır Rabb'im !...&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Selâmım En Sevgili'ye !...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya Rabb ! Şehadetimi köprü eyle &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Sevgililer Sevgilisine kavuşmam için...&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Vuslatımı takdir et... Canımı kabul buyur aşk'ına...&lt;br /&gt;Duam Sanadır Rabb'im !...Selâmım En Sevgili'ye !...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakmayın çevremi kuşatanlara;Hüznün, yalnızlığın yazarıyım ben !...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;zelal&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;alıntı&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-3274480078562675298?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/3274480078562675298/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=3274480078562675298' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/3274480078562675298'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/3274480078562675298'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2009/02/vuslata-dogru-yol-gorundu-sozlerin.html' title='VUSLAT'/><author><name>ulasesen</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03015797122218826295</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_TrjbAZJf0P0/SYjZ-smC7oI/AAAAAAAAABo/lxruu_rtyyY/s72-c/huzun.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-9102604001633950420</id><published>2009-01-24T15:44:00.000-08:00</published><updated>2009-01-24T16:07:39.939-08:00</updated><title type='text'>BÜLBÜLÜN   AŞKI</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_TrjbAZJf0P0/SXuspS2oi-I/AAAAAAAAABY/qrEHLMIWO58/s1600-h/R2xOM05HeXhDcGtLVE06.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5295015612339751906" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_TrjbAZJf0P0/SXuspS2oi-I/AAAAAAAAABY/qrEHLMIWO58/s400/R2xOM05HeXhDcGtLVE06.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Hergün geçtiği o yolda, &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;sayısız güllerin bulunduğu bir de bahçe vardı bülbülün.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Kiminle geçse o bahçenin yanından; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;yanındakiler güllerin büyüsüne kapılıp, &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;güllerin ne kadar güzel olduğundan bahsederdi.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;O ise aldırış etmeden "Alt tarafı gül işte" der geçerdi bahçenin yanından. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Güllere bakmazdı bile.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Sevmek istemezdi gülleri.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Solardı çünkü güller, terkederdi bir süre sonra. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Ha! Bir de dikenleri vardı güllerin. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Batırırlardı dikenlerini sevenlerine hiç acımadan.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Bir gün geçiyorken bülbül yine o bahçenin yanından&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;yalnız başına, gayri ihtiyari dönüp baktı herkesin hayran kaldığı güllere.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Evet sayısız gül vardı o bahçede ve güzel bir ahenk oluşturmuşlardı. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;"Sana ne" dedi kendi kendine.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Sahip olamayacağı güzelliklerden uzak durmaya çalışırdı çünkü.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Yüzünü çevirirken bülbül, gözüne bir gül takılıverdi.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Onca gülün arasında duruyordu.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Gözleri kilitlendi ona görür görmez,&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;"Alt tarafı gül işte" diyemedi dili bu kez.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Olduğu yerde durdu, bakakaldı. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Korktuğu başına gelmişti. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Elde edemeyeceklerinden uzak durması gerektiği aklına geliyor&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;ama bunu kabullenemiyordu. Neydi farklı olan? &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Ne vardı ki onda, bülbülü kendisine hayran bırakan? &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Benzese de hepsi birbirine, gözleri ve yüreği ile ayırabiliyordu onu diğerlerinden. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Ama gözlerini ayıramıyordu bülbül, o gülden. O an "Kendine gel" dedi ve istemeye istemeye ayırdı gözlerini. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Gözlerine hükmetmişti ama kalbine hükmedemiyordu. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Anlam veremiyordu bir türlü. Onca gülün arasından seçtiyse onu bir sebebi olmalıydı. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Aşk bumuydu? Gün boyu onu düşündü. Gece uyutmadı hasreti. Bir daha görememe korkusu büyüdü içinde. Daha fazla duramazdı görmeliydi onu bir kez daha. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Yine o bahçenin kenarında uzaktan uzağa seyretti gülünü ertesi gün doyasıya. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Evet, onun gülüydü o artık. Bir başkasının olmasına tahammülü yoktu. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Her gün o bahçeye gidiyordu, geceleri ise gülünü hayal ediyordu.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Güzel hayalleri güzel planları vardı gülü için.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Bir gün sevdiğini söyleyecekti gülüne, gülü de onu sevecekti. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Mutlu olacaklardı elbet beraber oldukları sürece. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Zarar verebilecek herşeyden koruyordu gülünü.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Küçücük vücudunun yettiğince yardım ediyordu gülüne. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Susuz kalmaması için bulutlara,&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;gülünü ayakta tutması için toprağa şarkılar söylüyordu hergün.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Bulutla toprak yardım ettiler güle ellerinden geldiğince. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Onlar da hayrandı çünkü bülbülün sesine. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Bülbülün elinden gelen buydu;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;yardım edebilecek herkese şarkılar söylüyordu gülü için. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Derken zaman geçti; onsuz olamıyordu artık bülbül, &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;bir an olsun ayrı kalamıyordu. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Hasret acısı, sabır taşından ağır gelmeye başlamıştı &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;bülbülün küçük yüreğine.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Uzaktan sevmek yetmiyordu artık.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Sarılmalıydı ona, en güzel şarkıları söylemeliydi gülüne. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Ama sevecek miydi gül onu. Sevgisine karşılık verecek miydi acaba.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Çok sevse de, ortada bir gerçek vardı. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Habersizdi gül bülbülden. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Bülbül onu seviyor, her kötülükten koruyor, &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;hatta yardım etmeleri için hergün, &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;o güzel sesiyle dostlarına şarkılar söylüyordu. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Ancak güllerin en güzeli bundan haberdar değildi henüz. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Tüm cesaretini toplayıp bir gün,&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;gülünün yanına gitti sonunda bülbül.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;"Ona bu denli yakın olmak... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Ne güzel bir duygu..." diye düşündü. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Hayallerinden biri gerçek olmuştu. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Tüm hayallerini gerçekleştirmek için ise&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;artık konuşmalıydı onunla.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Ve sözlerine başladı o güzel sesiyle.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Aşkını itiraf etti en güzel kelimelerle. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Sesi o kadar güzeldi ki, güllerin en güzeli kayıtsız kalamadı bülbülün aşkına. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;İlk kıvılcımın çakmasına sebep olmuştu bülbülün sesi. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;İlk kıvılcımdan sonra, bülbülün o büyük aşkı,&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;sonsuza dek sürecek sevgisi, &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;gülün de onu ölesiye sevmesini sağladı. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Her gün buluşuyorlardı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Bülbül gece gündüz, zamanının tümünü gülüyle geçirmeye başlamıştı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;İşte hayalleri gerçek olmuştu sonunda bülbülün. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Bu durum bülbülün sesine hayran dostlarını üzmeye başlamıştı. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Artık onlara şarkı söylemiyordu bülbül.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Ve bu durum kızdırdı bulut ile toprağı. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Bize değer vermeyene biz hiç vermeyiz dediler. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Kestiler güle yardımı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Suyunu kesti bulut, desteğini çekti toprak gülden.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Bülbül ise habersizdi tüm olanlardan. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Farkında değildi dostlarının kendisine yüz çevirdiklerinden.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Onun gözü gülünden başkasını görmüyordu.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;O kadar kördü ki artık, gülünün ihtiyacları olduğunu bile göremez olmuştu.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Unutmuştu güllerin ömrünün kısa olduğunu. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Unutmuştu, gülünün bu kadar uzun yaşamasının bulut ve toprağın sayesinde olduğunu.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Günler geçtikçe gül solmaya başladı. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Bülbül anlam veremiyordu olanlara bir türlü. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Gülü gözlerinin önünde soluyordu ve elinden birşey gelmiyordu.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Unutmuştu güllerin solduğunu. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Bu acıya hazırlamamıştı kendisini. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Gülleri sevmemesinin nedenini unutmuştu. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Aşkın gücü bunu unutmasını sağlamıştı. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Kısa süre sonra soldu gül.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Bülbül gözü yaşlı, doyasıya sarıldı gülüne son bir kez sıkı sıkı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Ancak unutmuştu... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Dikenleri vardı güllerin. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Daha önceden gülleri sevmemesine neden olan dikenleri unutmuştu.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Batıyordu bülbülün minik vücuduna gülünün dikenleri. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Ama o aldırış etmiyordu bile. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Küçücük vücudundan sızan kanların ne önemi vardı ki artık sevdiği yanında yokken. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Ölüm korkutmuyordu onu. Hatta ölmek istiyordu. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Etrafındakilerin yardım etmesine izin vermedi. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Gülünün toprağa serilmiş cansız vücudunun yanına uzandı&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;bülbül ve yavaş yavaş kapandı gözleri. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Hayatta karşısına çıkan güzellikleri ve aşkı yaşarken, &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;bazı şeylerin ihmale gelmeyeceğini, sadece sevginin yetmediğini,&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;özverinin de gerekli olduğunu anlamıştı artık bülbül son nefesini verirken.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Ve her ne kadar bedelini hayatıyla ödeyecek olsada en ufak bir pişmanlık dahi duymuyordu bülbül.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Bu aşk ona; sevgiliyi iyisiyle, kötüsüyle sevmesi gerektiğini öğretmişti. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Dikene rağmen sevip kucaklamıştı gülünü.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;İşte o günden sonra bülbül ile gülün aşkı dilden dile dolaşır oldu.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;Bu aşk ile gülün güzelliği bülbülün sesi efsaneleşti ve geriye iki cansız küçük beden ile insanların alması için birkaç ders bıraktı &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-9102604001633950420?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/9102604001633950420/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=9102604001633950420' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/9102604001633950420'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/9102604001633950420'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2009/01/hergn-getii-o-yolda-saysz-gllerin.html' title='BÜLBÜLÜN   AŞKI'/><author><name>ulasesen</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03015797122218826295</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_TrjbAZJf0P0/SXuspS2oi-I/AAAAAAAAABY/qrEHLMIWO58/s72-c/R2xOM05HeXhDcGtLVE06.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-1694881297365619692</id><published>2009-01-22T04:56:00.000-08:00</published><updated>2009-01-22T05:05:06.933-08:00</updated><title type='text'>EYVALLAH</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_TrjbAZJf0P0/SXhu4eYOFpI/AAAAAAAAABQ/HMPcHNbcBL8/s1600-h/2000500567055232498fsly6.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5294103278480397970" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_TrjbAZJf0P0/SXhu4eYOFpI/AAAAAAAAABQ/HMPcHNbcBL8/s400/2000500567055232498fsly6.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;EYVALLAH&lt;br /&gt;Tasavvufî kültürün en latif tabirlerinden biri olan ‘eyvallah’, çoğu kimseler tarafından yerli yersiz, gelişigüzel kullanılmasına rağmen yine de işitildiğinde veya söylenildiğinde ruhlara serinlik ve rahatlama bahşeden tılsımlı bir söz. Mânevî terbiyeyi insanî hayatta nakış nakış işleyen ve inceleyen tasavvuf, bu hassasiyeti konuşma üslûbunda da göstermiştir.&lt;br /&gt;Eyvallah, üç ayrı kelimeden oluşan Arapça bir cümle. ‘Ey’ veya ‘-iy’, ‘evet, tabii’ gibi anlamlara gelir. Bilhassa vav’la beraber kullanıldığında dilimizdeki ifadesiyle ‘aynen öyle, tastamam’ gibi manaları içine almaktadır. ‘Tamam, peki’ manasına pratik Arapça’da halihazırda ‘eyva’ şeklinde söylenişine halkımız aşinadır. Bazen ayvaa olarak müstehzi bir edayla fevkalade kötü taklitlerini de duyduğumuz bu kelam esasında Allah lafzı düşünülerek bizdeki eyvallah’ın Araplardaki söyleme tarzıdır. “Ve” harfine gelince. Sadece gramer açısından incelendiğinde en az on iki ayrı işlevi olan bu harfi, kültürel boyutuyla ciltlerle kitapla ifade etmek mümkün. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Bu tabirde geçen “vav” için çeşitli fikirler öne sürülmüş. Bazıları cevabı kuvvetlendirmek için, bazıları da yemin manası için kullanıldığını öne sürmüşlerse de maiyyet yani beraberlik bildirmek için kullanıldığı fikri ağır basmıştır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;İkinci kelime olan “Allah” ki daha çok lafzatullah şeklinde ifade edilir. Cenab-ı Hakk’ın yüzlerce ismi olmasına rağmen Allah ismi gibisi yoktur. Çünkü ‘Zât-ı Ehadiyyet’in kendisini tesmiye ettiği isimdir. Öyle bir zat ismi ki, semavî kitapta beyan edilen bu isim etimolojik olarak bile incelense, eşi benzeri olamayan bir kelime olarak kalmayıp, ayrıca ikiliği ve çoğulluğu kabul etmeyen bir yapıya sahiptir. Sadece içinde geçen lafzatullah bile eyvallah’ın alelade kullanılmamasına yeter bir sebeptir. Belki de gündelik Arapçada eyvaa olarak ifade edilmesi bundan kaynaklanıyordur.&lt;br /&gt;“Eyvallah”ın yukarıda geçen manasıyla beraber tasavvuftaki ıstılâhî sahasını mülahaza edersek bu gerçek daha bariz bir hal alacaktır. ‘Hakla kabul ettik, haktandır’ manasını ihtiva ettiğinden eyvallah, sufîyyede hemen hemen her halde zikredilir, bir virddir adeta. “Her tecelli eden, mademki Cenab-ı Hakk’ın takdiri ve muradıyladır, o halde hakla kabul ettik, eyvallah. Şu anda anlayabildiğime, yahut sonra idrak edeceğim irfana şimdiden eyvallah. Güzel-çirkin diye tavsif ettiğimiz velakin hepsinde gizli ve aşikar olan hikmete gördüğüm görmediğim esrar-ı ilahiyeye eyvallah.” &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;“Eyvallah”ın ruhuna nüfuz edebilirsek içinde samimi bir tasdik havası barındığını fark edebiliriz. Samimi, içten kabulleniş ancak muhabbetle olur. Zaten din de bu muhabbetin tesiri içindir. Öteki türlü, inanç sistemini sadece bir dizi ameller olarak algılamak ki menzile yani o rızaya asla ulaştıramaz. İkilik de burada başlar, bu muhabbet olmazsa her muhatap kalınan emrinde o bir sen olmuş olur ki, kişi bu durumda ibadet ederken ikilikten kurtulamaz. Halbuki muhabbetle teslimiyet gerçek birliği sağlar. Eyvallah böyle bir halin nişanesidir. Bu mefhum ile alakalı Kitap’tan ve sünnetten pek çok örnek vardır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Mesela Bakara Sûresi’nde anlatılan Hz. Mûsâ (as)’nın kıssasında; Hz. Mûsâ (as) kavmine Hz. ‘Allah’ın bir inek kes’ emri verdiğini söylediğinde onlar, “Sen bizimle alay mı ediyorsun” diye karşılık verirler. Mûsâ (as)’nın işin ciddi olduğunu belirtmesi de ikna olmalarına yetmez. “Bu ineği bize anlat, rengi nedir, neye benziyor, şöyle mi böyle mi?” gibi sorularla işi yapmamak için kırk dereden su getirirler. Maide Sûresi’ndeki kıssaya göre ise önce Allah’tan doymak için rızk isterler, kendileri kudret helvası ve bıldırcın eti ile nimetlendirilmeleri ve bu mucize karşısında sayısız hamd ü sena edip Hak Teala’ya şükredecekleri yerde, ‘bu sofrada soğan, sarmısak yok’ diyerek onda bile kusur bulurlar. Anlaşılan ne emirlere karşı ne de nimetlere karşı eyvallah diyerek bir teslimiyet göstermezler.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Zaten bu gibi hususlarda çok fazla itiraz etmelerinden dolayı Cenab-ı Hakk’ın Yahudi şeriatını çok ağır kıldığını söylemişlerdir. Kur’ân-ı Kerîm’de ve hadis-i şeriflerde geçen bu ve benzeri misaller tecellileri eyvallah ile kabullenemeyişin Mevlâ’sı ile kulu arasındaki muhabbet bağını nasıl kopma noktasına getirdiğini ibretle göstermektedir.&lt;br /&gt;Dinî kaynaklarda ve kültürümüzde ahlâkî güzellikte numune teşkil edebilecek âbidevî şahsiyetlerin hep eyvallah’ın o tasdiki ruhuna ermeleriyle bu derecelere nail olduklarına işaret vardır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;İnsan birçok musibete ‘ben’ belasından, çekişmekten dolayı uğramaz mı? Başka bir ifadeyle inayet-i Hak’la, halkla yaşamayı kendisine şiar edinerek eyvallah’ı vird edinen kolay kolay gaflete, hırsa, kavgaya düşer mi? Adım adım benlikten kurtulmaya basamak olan eyvallah, hak suretinde bâtılın ayrılmasına vesile olduğu gibi, haktan ve hak ilminden ayrı düşmeye de lâzım bir virddir. “Kişi böylesi bir hakikat rehberine erişirse, eyvallah’a iyi tutunmalı der” sofiler. Hz. Mûsâ (as)’nın Cenâb-ı Hızır ile olan arkadaşlığı bu mevzuya pek güzel misal teşkil eder. Bir zata sormuşlar: “Her şeye eyvallah, peki gafilin gafletine de mi eyvallah?” Cevaben, “Gaflete eyvallahımız yoktur; fakat gafil bir kimse gördüğünde, ‘Bu, benim halim de olabilirdi; ama Cenâb-ı Hak şu an beni muhafaza etti.’ diye tefekkür edersin. Ve ibretle eyvallah dersin.” demiş. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;“Peki, yanlış olan şeyi nasıl düzelteceğiz?” diye sormuşlar. O zat devamla, “Kendi acizliğini &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;hatırına getirerek karşısındakini ikna etmen daha kolay olur, sen kendi egonu aradan çıkarırsın, böylece sözünün tesiri olur.” diye cevaplamış. Cenâb-ı Pir Mevlânâ Celaleddin-i Rumi (kds)’nin oğlu Sultan Veled, şahane bir beytinde bu güzellikleri özetlemiş: &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;“Bize ne irs-ı peder, ne servet ü ne cah kalmıştır, Şuûr-ı hikmete karşı bir eyvallah kalmıştır”&lt;br /&gt;(Bizlere babamızdan maddi bir miras, büyük bir servet ve makam kalmadı. Bizlere kalan (bunlardan çok daha kıymetli, bizleri evvelkilerin mevkiine erdiren) Hakk’ın hikmet tecellilerini eyvallahla karşılama hali kalmıştır.&lt;br /&gt;Ailem Dergisi &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-1694881297365619692?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/1694881297365619692/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=1694881297365619692' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/1694881297365619692'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/1694881297365619692'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2009/01/eyvallah.html' title='EYVALLAH'/><author><name>ulasesen</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03015797122218826295</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_TrjbAZJf0P0/SXhu4eYOFpI/AAAAAAAAABQ/HMPcHNbcBL8/s72-c/2000500567055232498fsly6.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-223067827209616088</id><published>2009-01-20T23:06:00.000-08:00</published><updated>2009-01-20T23:24:30.064-08:00</updated><title type='text'>DİNLE NEYDEN</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_TrjbAZJf0P0/SXbLo1E_VgI/AAAAAAAAAA0/DxdWKaFrTNw/s1600-h/ney2in_aradigi.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5293642314323809794" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 266px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_TrjbAZJf0P0/SXbLo1E_VgI/AAAAAAAAAA0/DxdWKaFrTNw/s400/ney2in_aradigi.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_TrjbAZJf0P0/SXbL4ZvMrvI/AAAAAAAAAA8/pQF8UeUT0-k/s1600-h/43448673.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5293642581862559474" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 4px; CURSOR: hand; HEIGHT: 1px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_TrjbAZJf0P0/SXbL4ZvMrvI/AAAAAAAAAA8/pQF8UeUT0-k/s400/43448673.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;dinle neyden&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Dinle! Ayrılıklardan nasıl şikayet etmede şu ney, ve nasıl anlatmada ayrılıkları, dinle:&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"Erkek - kadın herkes ağlayıp inliyor feryadımdan; ağlayıp inliyor herkes beni kamışlıktan kestikleri gün başladığım feryadımdan... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Özlemimi açmaya bir kalp istemedeyim oysa ben, ayrılıktan parça parça olmuş, beni anlayacak bir kalp istemedeyim. Hani vuslat zamanını arar ya aslından uzak düşmüş kişi, durmadan aslını arar ya hani!.. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Her toplulukta ağladığım bu yüzden benim, her yerde inlediğim bu yüzden. İyilerle dost olmam da, kötülerle oturup kalkmam da bu yüzden. Herkes dostum oluyordu zannımca benim, kendine yakın buluyordu çokları. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ne çare, araştırmadı kimsecikler içimdeki sırları, ve kimse anlamadı ayrılıktan şikayetimi... Oysa Sırlarım Çığlıklarımdan Hiç de Uzak Değildir Benim! Keskin bakan görür, ve dikkatle dinleyen duyar onları. Yazık, yazık ki her gözde yok o nur, her kulakta yok o dikkat!.. Gizli değildir elbette ten candan; ve can tenden gizli değildir. Lakin canı görmek için izin çıkmadı kimseye... Hava değildir neyden çıkan bu ses, ateştir söyledikleri, nefes nefes ateştir. Ve yok olsun her kimde yoksa bu ateş! Bir aşk ateşidir içini yakan neyin; hani bir aşk coşkusu gibi içine düşen meyin!.. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sevgiliden ayrı düşmüşü teselli eder bir ney, yoldaş olur ve musiki perdeleriyle yırtar aşığın sır perdelerini, sırdaş olur. Kim gördü ney gibi hem zehir hem tiryaki, hem dert hem derman başı? &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kim gördü ney gibi hem özlemde, hem sarmaş dolaşı? Kanla dolu yoldan bahsetmede hep ney; aşk yolunun, Mecnun'un gittiği yolun öykülerini dillendirmede hep. Hani akılsızdır ya sırdaş olan akla, hani zordur ya müşteri bulmak kulaktan gayrı dile; işte o haldeyiz ki zaman erimede üzüntümüzden bizim; anlar yolunu şaşırmada... Ve günler yanışlara yoldaş durmada. Geçip gidiyorsa varsın geçsin günler; korkumuz yok ondan... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ey temiz yaratılışın biriciği, hemen sen yanımızda kal yeter! Günler uzadıkça uzadı nasibi olmayan için, ve suya kandı balık dışında her şey.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;(Bencileyin, bir balık kaldı susuz) Pişkinin halinden ne anlasın ki ham...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Öyleyse sözü kısa kesmek gerek vesselam!..." &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;(Mesnevi I - B, 1 - 1 Mevlana`dan &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-223067827209616088?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/223067827209616088/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=223067827209616088' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/223067827209616088'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/223067827209616088'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2009/01/dinle-neyden.html' title='DİNLE NEYDEN'/><author><name>ulasesen</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03015797122218826295</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_TrjbAZJf0P0/SXbLo1E_VgI/AAAAAAAAAA0/DxdWKaFrTNw/s72-c/ney2in_aradigi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-758470714891865489</id><published>2009-01-18T15:05:00.000-08:00</published><updated>2009-01-18T15:12:19.332-08:00</updated><title type='text'>YAVUZUN KÜPESİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_TrjbAZJf0P0/SXO3HlZ_CDI/AAAAAAAAAAs/NtVcJzaWDUg/s1600-h/110407.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5292775328018532402" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 300px; CURSOR: hand; HEIGHT: 380px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_TrjbAZJf0P0/SXO3HlZ_CDI/AAAAAAAAAAs/NtVcJzaWDUg/s400/110407.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;YAVUZ'UN TEK KÜPESİ] &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Yavuz'un resimlerini çizenlerden çoğu onu burma pala bıyıklı ve tek kulağında küpe ile çizerler. Pala bıyıklar ile Yavuz'un tarihî kimliği arasında zihinlerde hemen bir bağ kuruluvermesi insanlara bu resimleri hoş gösterir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Eh durum böyle olunca kulağındaki küpeye de bir efsane uydurulmasında ne mahzur olabilir ki?!..&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hani kutsal toprakları aldığı zaman oradaki idarecilerin kullandığı Hakimü'l-Haremeyn (Kutsal beldelerin hakimi) sıfatını uygun görmeyip kendini Hadimü'l-Haremeyn (Kutsal beldelerin hizmetkârı) ilan etmiştir ya buna bir ilave de halk yapmış ve orada gördüğü kulağı küpeli siyahi köleleri örnek alarak kulağına küpe taktırdığını ve bununla kendisini din uğrunda bir köle mesabesinde telakki ettiğini imaya yöneldiğini uydurmuştur. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Oysa Yavuz'un minyatürlerinde hiçbir zaman pala bıyık veya küpe yoktur. Tarihî bilgiler onun kişiliğinde sadelikten yana olduğunu ve giyiminde de çok sade tercihlerde bulunduğunu söylerler. Nitekim Topkapı Sarayı'ndaki en sade kaftan onundur. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Mısır seferi dönüşünde Edirne'de kendisini karşılayan tek şehzadesi Süleyman'ın süslü elbiselerini görünce ona "Bre oğul sen böyle giyinirsen anan ne giyecek!" diye ikazda bulunması da bunu pekiştiren bir tarihî gerçektir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Keza aynı seferden gelişinde İstanbul'a gireceği sırada büyük bir zafer kutlaması tertipleneceğini duyunca israfı önlemek üzere bir gece vakti gizlice Topkapı'ya girdiği de bilinir. Bütün bunlardan daha önemlisi Yavuz'un küpe taktığını söyleyen hiçbir tarih satırı hiçbir belge yoktur. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Küpeli uydurma resimlerde ise resimdeki kişinin başında beyaz tülbent içinde kırmızı bir başlık ve üstünde de krallara benzetilmiş bir tac vardır. Bu tür kızıl börk ve tacı İran şahları kullanır. Osmanlı sultanları tac giymezler. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sonuç şu küpe takmak gibi bir hafifliği azametiyle öne çıkan Osmanlı sultanına hele de Yavuz gibi celalli bir adama yakıştırmak yanlıştır. O zaman da akıllara bir soru takılır: Kimdir bu küpeli taclı adam?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Söyleyelim; Yavuz'un "Paymal eyleyelim kişverini sürhserin" diye üzerine yürüdüğü Sürhser (Kızılbaş) Şah İsmail'indir ve başındaki kızıl börk ile tac da Kızılbaşlığın simgesidir. Ne garip tecelli; Yavuz Çaldıran'da Şah İsmail de resimlerde birbirlerine külahları ters giydirmişler. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-758470714891865489?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/758470714891865489/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=758470714891865489' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/758470714891865489'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/758470714891865489'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2009/01/yavuzun-kpesi.html' title='YAVUZUN KÜPESİ'/><author><name>ulasesen</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03015797122218826295</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_TrjbAZJf0P0/SXO3HlZ_CDI/AAAAAAAAAAs/NtVcJzaWDUg/s72-c/110407.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-1189704587416900621</id><published>2009-01-18T03:01:00.000-08:00</published><updated>2009-01-18T03:18:42.037-08:00</updated><title type='text'>GÜLÜN DİKENİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_TrjbAZJf0P0/SXMPrya_WvI/AAAAAAAAAAk/le8QCQpMNnc/s1600-h/y1pMfj7pkk84c6enRxPVDuy9lxRpozIDunBh159At85fGRFwTLcn6-DLuybKni-oWm2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5292591232034233074" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 393px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_TrjbAZJf0P0/SXMPrya_WvI/AAAAAAAAAAk/le8QCQpMNnc/s400/y1pMfj7pkk84c6enRxPVDuy9lxRpozIDunBh159At85fGRFwTLcn6-DLuybKni-oWm2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_TrjbAZJf0P0/SXMPPhSooDI/AAAAAAAAAAc/ayOllXNkviU/s1600-h/takdimgul.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5292590746399449138" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 339px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_TrjbAZJf0P0/SXMPPhSooDI/AAAAAAAAAAc/ayOllXNkviU/s400/takdimgul.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yüregimi bir gül çizdi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüregimi bir gül çizdi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gülün dikeni battı dün parmağıma,&lt;br /&gt;ve hala severek bakıyorum parmağımdaki küçük sıyrıga...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kızamadım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çünkü gülün dikeni batmadan önce şükretmistim;" Ya Rabbi, ne kadar güzel yaratmışsın " demiştim.&lt;br /&gt;Kızamadım, çünkü bir dakika önce güzel kokusunu sineme çekmiştim ,&lt;br /&gt;bakmaya kıyamamış dokusuna hayran kalmıştım, çünkü batmadan önce yüregime koymuş onu sevmiştim...&lt;br /&gt;dikenini unutmuşmuydum? unutmuştum dikenini...unutmuştum işte....&lt;br /&gt;acıtmayayım diye dokunmaya çekindigim gül, ince ve derin bir yara açmışti parmağıma... gülümsedim yarayada... süzülen iki damla kanada...&lt;br /&gt;çünkü o yarayi açan bakmaya kıyamadığım o güldü....... ....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;....sevdiklerimizin yüregimizde açtıkları yaralarda aslında o gülün açtıgı yara gibi değilmiydi... ince ve derin bir yara...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aslında çok önemsiz gibi görünsede her kımıldadığınızda yüreğınızı inceden sızlatan bir yara...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama dostlarınız o yarayı açmadan önce siz muhabbet dolu kokularını sineye çekmiştiniz, zamanı, mekanı ve kalbinizi paylaşmıştınız... alıntı&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-1189704587416900621?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/1189704587416900621/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=1189704587416900621' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/1189704587416900621'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/1189704587416900621'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2009/01/yregimi-bir-gl-izdi.html' title='GÜLÜN DİKENİ'/><author><name>ulasesen</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03015797122218826295</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_TrjbAZJf0P0/SXMPrya_WvI/AAAAAAAAAAk/le8QCQpMNnc/s72-c/y1pMfj7pkk84c6enRxPVDuy9lxRpozIDunBh159At85fGRFwTLcn6-DLuybKni-oWm2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-5435669753769657141</id><published>2009-01-18T02:51:00.000-08:00</published><updated>2009-01-18T03:01:03.513-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-5435669753769657141?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/5435669753769657141/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=5435669753769657141' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/5435669753769657141'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/5435669753769657141'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2009/01/blog-post.html' title=''/><author><name>ulasesen</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03015797122218826295</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-863031583897406137</id><published>2009-01-17T14:54:00.000-08:00</published><updated>2009-01-17T15:02:21.824-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_TrjbAZJf0P0/SXJjLmFrNbI/AAAAAAAAAAU/2VpsGsmS1A8/s1600-h/gulaleaskfc7.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5292401562967815602" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 381px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_TrjbAZJf0P0/SXJjLmFrNbI/AAAAAAAAAAU/2VpsGsmS1A8/s400/gulaleaskfc7.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;AŞK&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Aşk odu evvel düşer ma’şûka andan âşıka Şem’i gör ki yanmadan yandırmadı pervâneyi” Fuzûlî Biri pervaneye şu sözleri söyledi: “Ey ufacık böcek, minicik kanatlı hayvan! Sen kendine lâyık bir dost tut Öyle bir yola git, öyle bir yol tut ki, biraz olsun başarı umabilesin Sen kim, mum kim? Sen neredesin, mum sevmek nerede? Semender değilsin Ateşin etrafında dolaşma İnsan önce kendini bilmeli, yiğitliğini denemeli, ondan sonra savaşa atılmalı Yarasaya baksana! Güneşten saklanıp gizlendiği için gündüzleri ortalarda görünmüyor, geceleri meydana çıkıyor Demir pençeli kimse ile savaşmak, câhillik, kendini bilmezliktir Düşman olduğunu bildiğin birisini dost edinmek akıllıca bir hareket değildir Ey pervane! Kimse sana mumun uğrunda nâhak yere ve boşu boşuna öldüğün için iyi ediyorsun demez Bir dilenci padişahın kızını isterse, bu saçma bir fikir beslemek, mânasız bir harekette bulunmak demektir Ensesine tokadı yer Bir mecliste mum yandığı vakit, padişahlar bile yüzlerini ona çevirirler Hâl böyle iken mum hiç sana, senin gibi âşıka yüz verir mi? Karşısında o kadar padişahlar varken, büyükler dururken senin gibi bir müflise iltifat eder mi hiç ? Ben zannetmem Mum herkese nezaket, yumuşaklık, fakat sana kızgınlık gösterir Çünkü sen zavallısın, biçâresin Yüreği yanık pervane ona şu cevabı verdi: Ey tuhaf adam! Sen bu sözlerinle tuhaf oluyorsun ama iş tuhaf değil Mum beni yakarmış, yanarmışım Bunun ne önemi var Yansam ne olur, kavrulsam ne çıkar Gönlümde İbrahim’in ateşi var Nemrud’un ateşi İbrahim’e nasıl bir gülizâr oldu ise, mumun ateşi de benim için bir gülistandır Gönül, canânın eteğine çekmez, canânın aşkı canın yakasına yapışır Ben kendi isteğimle kendimi ateşe atmıyorum ki! Boynumdaki aşk zinciri beni ateşe sürüklüyor Mumun ateşine kavuştuğum zaman yanmıyorum ki, o beni uzakta iken yakmıştı Yâr, güzellik ve sevilmek icabı istediğini yapar Ona: Yapma, etme, günahtır denilmez ki! Ben, yârimi sevdiğim için onun ayakları altında can vermeye hazırım Emelim budur, zevkim de bundan ibarettir Can benim değil mi? Kim buna engel olabilir? Dost var iken bana varlık yakışmaz İşte bunun için can veriyorum İstiyorum ki, yalnız o var olsun Yârim güzeldir, beğenilmiştir İstiyorum ki, ben yanarken çıkardığım alev ona sirayet ederek onun ışığına katılsın, onun ziyasını arttırsın Ey bana öğüt veren! Diyorsun ki: Git, kendine göre birisini bul, onu dost edin! Bu öğüdün bana hiçbir faydası yok Bana kâr etmez, te’sir etmez Bilir misin ki, aşığa nasihat etmek akrebin soktuğu kimseye sızlanma, inleme demeye benzer Sindbad kitabında çok güzel bir nükte vardır O da şudur: “Aşk ateştir, öğüt yeldirYel, ateşi alevlendirir” Bir kaplanı ne kadar dövsen, o nisbette hırçınlaşır, öfkesi şiddetlenir Ey nasihatçı! Sen bana fenalık yapıyorsun İstiyorsun ki, yüzümü ateşli yerden ateşsiz, soğuk yere çevireyim Şimdi sıra benim Ben sana nasihat vereyim de dinle Daima kendinden iyisini ara Kendin gibilerle vakit geçirmek, vaktini zâyi etmektir Kendi emsalinin peşinden ancak kendini beğenmişler gider Tehlikeli yerlere ise ancak sarhoşlar gider Nitekim ben aşka düştüğüm zaman onun bütün belâlarını da düşündüm Kelleyi koltuğa aldım da bu yola girdim Sadık bir aşık isen elini canımdan çek Canını vermeye kıymayanlar kendini beğenen korkaklardır ve sevgiliye değil de kendi şahıslarına âşıktırlar Bir gün gelecek, nasıl olsa ecel pusu kuracak beni alıp götürecek Onun için nazlı sevgilim beni öldürsün daha iyi Onun uğrunda, onun elinde güle oynaya can veririm Madem ki, ölüm haktır ve alına yazılmıştır, cânan uğrunda, onun elinde ve yanında ölmek daha iyi değil mi? Bir gün ister istemez öleceksin Yârin ayağı dibinde can vermek daha iyi değil mi? Pervâne sâdık bir âşıktır Tek bir ışık etrafında döner durur ve kendini yok eder Onun yok oluşu, “Vahdet” yolundaki dervişin hâline benzer Işık ilâhî aşk, pervâne ise bu aşk ile yanıp tutuşan ve hatta yokluğa erişen derviş demektir Pervane acziyet ve perişanlığına bakmadan aşkı ile etrafında yanıp durduğu mumun huzurunda, ma’şûkuna seslenir: -Ey sevgilim! Hadi ben âşığım, yansam da yeridir Peki ya sen neden yanıyorsun, niçin ağlıyorsun Mum inleyerek cevap verir: -Benim tatlı balım vardı Beni ondan ayırdılar Şirin’im haksızlıkla elimden alındı İşte Ferhad gibi tepemden ateş çıkıyor Gece, meclisi aydınlatan ışığıma bakma İçimi yakan ateşe bak Mum, hem bu sözleri söylüyor, hem de sararmış yanağından sel gibi gözyaşı dökülüyordu Mum, sözüne devamla pervaneye dedi ki: Ey pervane! Ey aşk iddiacısı! Aşk, senin işin değil Seninki bir kuru iddiadan ibaret Sende ne sabır var, ne de metanet ve tahammül Sen azıcık bir ışık ve ateş gördün mü, hemen yanıyorsun Ben ise tamamıyla yanıncaya kadar dikilip duruyor, dayanıyorum Aşk ateşi senin yalnız kanadını, benim ise bütün vücudumu, baştan aşağı yakar Derviş de mum gibidir Dışı parlaktır ama içi yanmıştır Artık gece bitiyor, sabah oluyordu Peri yüzlü bir hizmetçi gelip mumu söndürdü Zavallı mum, dumanı tepesinden çıkarken: “Aşkın sonu budur işte” dedi ve can verdi “Aşk odu evvel düşer ma’şûka andan âşıka Şem’i gör ki yanmadan yandırmadı pervâneyi” Fuzûlî Biri pervaneye şu sözleri söyledi: “Ey ufacık böcek, minicik kanatlı hayvan! Sen kendine lâyık bir dost tut Öyle bir yola git, öyle bir yol tut ki, biraz olsun başarı umabilesin Sen kim, mum kim? Sen neredesin, mum sevmek nerede? Semender değilsin Ateşin etrafında dolaşma İnsan önce kendini bilmeli, yiğitliğini denemeli, ondan sonra savaşa atılmalı Yarasaya baksana! Güneşten saklanıp gizlendiği için gündüzleri ortalarda görünmüyor, geceleri meydana çıkıyor Demir pençeli kimse ile savaşmak, câhillik, kendini bilmezliktir Düşman olduğunu bildiğin birisini dost edinmek akıllıca bir hareket değildir Ey pervane! Kimse sana mumun uğrunda nâhak yere ve boşu boşuna öldüğün için iyi ediyorsun demez Bir dilenci padişahın kızını isterse, bu saçma bir fikir beslemek, mânasız bir harekette bulunmak demektir Ensesine tokadı yer Bir mecliste mum yandığı vakit, padişahlar bile yüzlerini ona çevirirler Hâl böyle iken mum hiç sana, senin gibi âşıka yüz verir mi? Karşısında o kadar padişahlar varken, büyükler dururken senin gibi bir müflise iltifat eder mi hiç ? Ben zannetmem Mum herkese nezaket, yumuşaklık, fakat sana kızgınlık gösterir Çünkü sen zavallısın, biçâresin Yüreği yanık pervane ona şu cevabı verdi: Ey tuhaf adam! Sen bu sözlerinle tuhaf oluyorsun ama iş tuhaf değil Mum beni yakarmış, yanarmışım Bunun ne önemi var Yansam ne olur, kavrulsam ne çıkar Gönlümde İbrahim’in ateşi var Nemrud’un ateşi İbrahim’e nasıl bir gülizâr oldu ise, mumun ateşi de benim için bir gülistandır Gönül, canânın eteğine çekmez, canânın aşkı canın yakasına yapışır Ben kendi isteğimle kendimi ateşe atmıyorum ki! Boynumdaki aşk zinciri beni ateşe sürüklüyor Mumun ateşine kavuştuğum zaman yanmıyorum ki, o beni uzakta iken yakmıştı Yâr, güzellik ve sevilmek icabı istediğini yapar Ona: Yapma, etme, günahtır denilmez ki! Ben, yârimi sevdiğim için onun ayakları altında can vermeye hazırım Emelim budur, zevkim de bundan ibarettir Can benim değil mi? Kim buna engel olabilir? Dost var iken bana varlık yakışmaz İşte bunun için can veriyorum İstiyorum ki, yalnız o var olsun Yârim güzeldir, beğenilmiştir İstiyorum ki, ben yanarken çıkardığım alev ona sirayet ederek onun ışığına katılsın, onun ziyasını arttırsın Ey bana öğüt veren! Diyorsun ki: Git, kendine göre birisini bul, onu dost edin! Bu öğüdün bana hiçbir faydası yok Bana kâr etmez, te’sir etmez Bilir misin ki, aşığa nasihat etmek akrebin soktuğu kimseye sızlanma, inleme demeye benzer Sindbad kitabında çok güzel bir nükte vardır O da şudur: “Aşk ateştir, öğüt yeldirYel, ateşi alevlendirir” Bir kaplanı ne kadar dövsen, o nisbette hırçınlaşır, öfkesi şiddetlenir Ey nasihatçı! Sen bana fenalık yapıyorsun İstiyorsun ki, yüzümü ateşli yerden ateşsiz, soğuk yere çevireyim Şimdi sıra benim Ben sana nasihat vereyim de dinle Daima kendinden iyisini ara Kendin gibilerle vakit geçirmek, vaktini zâyi etmektir Kendi emsalinin peşinden ancak kendini beğenmişler gider Tehlikeli yerlere ise ancak sarhoşlar gider Nitekim ben aşka düştüğüm zaman onun bütün belâlarını da düşündüm Kelleyi koltuğa aldım da bu yola girdim Sadık bir aşık isen elini canımdan çek Canını vermeye kıymayanlar kendini beğenen korkaklardır ve sevgiliye değil de kendi şahıslarına âşıktırlar Bir gün gelecek, nasıl olsa ecel pusu kuracak beni alıp götürecek Onun için nazlı sevgilim beni öldürsün daha iyi Onun uğrunda, onun elinde güle oynaya can veririm Madem ki, ölüm haktır ve alına yazılmıştır, cânan uğrunda, onun elinde ve yanında ölmek daha iyi değil mi? Bir gün ister istemez öleceksin Yârin ayağı dibinde can vermek daha iyi değil mi? Pervâne sâdık bir âşıktır Tek bir ışık etrafında döner durur ve kendini yok eder Onun yok oluşu, “Vahdet” yolundaki dervişin hâline benzer Işık ilâhî aşk, pervâne ise bu aşk ile yanıp tutuşan ve hatta yokluğa erişen derviş demektir Pervane acziyet ve perişanlığına bakmadan aşkı ile etrafında yanıp durduğu mumun huzurunda, ma’şûkuna seslenir: -Eysevgilim! Hadi ben âşığım, yansam da yeridir Peki ya sen neden yanıyorsun, niçin ağlıyorsun Mum inleyerek cevap verir: -Benim tatlı balım vardı Beni ondan ayırdılar Şirin’im haksızlıkla elimden alındı İşte Ferhad gibi tepemden ateş çıkıyor Gece, meclisi aydınlatan ışığıma bakma İçimi yakan ateşe bak Mum, hem bu sözleri söylüyor, hem de sararmış yanağından sel gibi gözyaşı dökülüyordu Mum, sözüne devamla pervaneye dedi ki: Ey pervane! Ey aşk iddiacısı! Aşk, senin işin değil Seninki bir kuru iddiadan ibaret Sende ne sabır var, ne de metanet ve tahammül Sen azıcık bir ışık ve ateş gördün mü, hemen yanıyorsun Ben ise tamamıyla yanıncaya kadar dikilip duruyor, dayanıyorum Aşk ateşi senin yalnız kanadını, benim ise bütün vücudumu, baştan aşağı yakar Derviş de mum gibidir Dışı parlaktır ama içi yanmıştır Artık gece bitiyor, sabah oluyordu Peri yüzlü bir hizmetçi gelip mumu söndürdü Zavallı mum, dumanı tepesinden çıkarken: “Aşkın sonu budur işte” dedi ve can verdi &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-863031583897406137?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/863031583897406137/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=863031583897406137' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/863031583897406137'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/863031583897406137'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2009/01/ak-ak-odu-evvel-der-maka-andan-ka-emi.html' title=''/><author><name>ulasesen</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03015797122218826295</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_TrjbAZJf0P0/SXJjLmFrNbI/AAAAAAAAAAU/2VpsGsmS1A8/s72-c/gulaleaskfc7.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-2559109358073222835</id><published>2009-01-17T06:14:00.000-08:00</published><updated>2009-01-17T06:20:21.414-08:00</updated><title type='text'>HÜZÜN</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_TrjbAZJf0P0/SXHo9XSrbwI/AAAAAAAAAAM/9MHZvIikr2U/s1600-h/bluegreen1ah4tl9.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5292267178059067138" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 273px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_TrjbAZJf0P0/SXHo9XSrbwI/AAAAAAAAAAM/9MHZvIikr2U/s400/bluegreen1ah4tl9.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İnsan en çok sustuğunda ağLar asLında.SözcükLer döküLürken kaLemden kağıtLara,gözyaşLarı da seL oLur akar mısraLara...&lt;br /&gt;&lt;a href="http://sessizciglik1.blogcu.com/"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gün bir SessizLik çöktü içime nedenseSessizLik işte,avaz avaz susuyorum...Bugün bir AğLayış çöktü içime nedenseGözyaşLarımı tutuyorum...&lt;br /&gt;SessizLik&lt;br /&gt;&lt;a name="e20160471"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;KIRGINIM&lt;br /&gt;&lt;a href="http://tkfiles.storage.live.com/y1pDNHHZyZlliUZ0jl-j8Ouju0sC-orwINn_8LMWQydixTg6MYi4pOiIQoAnnkyd2Y5xLScLjl4HqM" target="_blank" _fckxhtmljob="1" _fcksavedurl="http://tkfiles.storage.live.com/y1pDNHHZyZlliUZ0jl-j8Ouju0sC-orwINn_8LMWQydixTg6MYi4pOiIQoAnnkyd2Y5xLScLjl4HqM"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://tkfiles.storage.live.com/y1pDNHHZyZlliVh8cU0qjZ-KDA7v2Z_dx3U83rgMUZBD0PiFeLlfZOdn5OUG3uDmfJj47hZM0iak2c" target="_blank" _fckxhtmljob="1" _fcksavedurl="http://tkfiles.storage.live.com/y1pDNHHZyZlliVh8cU0qjZ-KDA7v2Z_dx3U83rgMUZBD0PiFeLlfZOdn5OUG3uDmfJj47hZM0iak2c"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://tkfiles.storage.live.com/y1pDNHHZyZlliUPCKt0LZhTU0fo_1cwPgUnKRjk82QTlyrIkkt1_FeT0h9UvyswTz-CWjxkzd7yfe8" target="_blank" _fckxhtmljob="1" _fcksavedurl="http://tkfiles.storage.live.com/y1pDNHHZyZlliUPCKt0LZhTU0fo_1cwPgUnKRjk82QTlyrIkkt1_FeT0h9UvyswTz-CWjxkzd7yfe8"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kırgınım&lt;br /&gt;Beni yüreğime kırgın bırakan herkese;&lt;br /&gt;Bir şehre,&lt;br /&gt;Bir dünyaya,&lt;br /&gt;Bu dünyanın, tebessümü unutmuş insanlarına,&lt;br /&gt;Sözlerini, dillerinde yüreklerin katili olarak besleyenlere….&lt;br /&gt;Bir çocuk gibi&lt;br /&gt;Yüreğimin elinden tutup, sadece onunla oynamak istiyorum,&lt;br /&gt;Vefayı sadece o’ndan ummak ve ona vefalı olmak istiyorum…&lt;br /&gt;&lt;a href="http://tkfiles.storage.live.com/y1pDNHHZyZlliWbBOLI4MEx5ecIlYqvdbasFh9zt6cDDnDa5q01xPwJx5L5oinDrK4934LSJYEEOrk" target="_blank" _fckxhtmljob="1" _fcksavedurl="http://tkfiles.storage.live.com/y1pDNHHZyZlliWbBOLI4MEx5ecIlYqvdbasFh9zt6cDDnDa5q01xPwJx5L5oinDrK4934LSJYEEOrk"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kırgınım,&lt;br /&gt;Elimden oyuncağımı alanlara,&lt;br /&gt;Yüreğimle oynadığım oyundan bahsedince benimle alay edenlere,&lt;br /&gt;Dostum bildiğime değer vermeyenlere,&lt;br /&gt;Yüreğimin ayağıyla yürüyüp gittiğim mekanı beğenmeyenlere,&lt;br /&gt;Onun telkiniyle tutunduğum dalı kesenlere,&lt;br /&gt;Onun sözünü dinlediğim vakit, benim sözümü dinlemeyenlere…&lt;br /&gt;&lt;a href="http://tkfiles.storage.live.com/y1pDNHHZyZlliWbBOLI4MEx5ecIlYqvdbasFh9zt6cDDnDa5q01xPwJx5L5oinDrK4934LSJYEEOrk" target="_blank" _fckxhtmljob="1" _fcksavedurl="http://tkfiles.storage.live.com/y1pDNHHZyZlliWbBOLI4MEx5ecIlYqvdbasFh9zt6cDDnDa5q01xPwJx5L5oinDrK4934LSJYEEOrk"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kırgınım,&lt;br /&gt;Bir lahzacık ömürde tul-i emelleri hatrına, içime derin yaralar açanlara,&lt;br /&gt;Bir lahzacık huzur için,&lt;br /&gt;Yürek mabedimi tul-i ömürde dahi onarılamayacak kadar çok talan edenlere,&lt;br /&gt;Yürek mabedime destursuz girenlere; zoru kullananlara..&lt;br /&gt;Biraz da kendime kırgınım,&lt;br /&gt;Biraz da kızgın…&lt;br /&gt;Yüreğimi herkesin bırakmasına rağmen ben de bir vakt-i seherde bırakabildiğim için,&lt;br /&gt;Biraz da kendime kırgınım,&lt;br /&gt;Pişman olacağım adımları atarken yüreğime sormadığım için,&lt;br /&gt;O, adımlarıma yol çizmeye aday iken&lt;br /&gt;Sol tarafındakini ihmal edenlerin sözlerine değer verebildiğim için,&lt;br /&gt;Yüreğimin tutunduğu , ete kemiğe bürünenlerin ardından bakakaldığım için&lt;br /&gt;&lt;a href="http://tkfiles.storage.live.com/y1pDNHHZyZlliV7eZXhMu4uun9D7KXD9owkTVCXjJ2zyqTyIsxRiQqjhYTv07H07OnP1wp0yqN1I6g" target="_blank" _fckxhtmljob="1" _fcksavedurl="http://tkfiles.storage.live.com/y1pDNHHZyZlliV7eZXhMu4uun9D7KXD9owkTVCXjJ2zyqTyIsxRiQqjhYTv07H07OnP1wp0yqN1I6g"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-2559109358073222835?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/2559109358073222835/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=2559109358073222835' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/2559109358073222835'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/2559109358073222835'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2009/01/hzn.html' title='HÜZÜN'/><author><name>ulasesen</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03015797122218826295</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_TrjbAZJf0P0/SXHo9XSrbwI/AAAAAAAAAAM/9MHZvIikr2U/s72-c/bluegreen1ah4tl9.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-1177428952685570658</id><published>2008-12-24T12:37:00.000-08:00</published><updated>2008-12-24T12:38:03.748-08:00</updated><title type='text'>SEVMEYİ BİLMEYENE BİLMEYİ SEVMEK NE Kİ!..</title><content type='html'>“Kul, sabırdan daha geniş bir rızık ile rızıklandırılmamıştır.”(hadis-i şerif)* &lt;br /&gt;Hâlâ okula alınmıyorlar!?.. &lt;br /&gt;Nur-ı aynım, iki gözüm, Bildin mi neydi sabır? &lt;br /&gt;Ya neydi kirpiğinin kıvrımına tutulup kalan burukluk? &lt;br /&gt;Hani neydi nesre çevrilemeyen söz? &lt;br /&gt;Neydi bilgiye adanmış ayazların derununu dolduran acı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabır bir aydınlık, sabır bir teselli... Büyük Sahra’ya yağmur, istiridyeye inci... Sabır göz pınarlarını kurutan ferahlık; sabır hüzünler kulübesinin ışığı... Eyyub ile Yakup, derviş ile sultan... &lt;br /&gt;Nur-ı aynım, iki gözüm, Bildin mi neydi sabır? Haşre dek yokluğa hüküm giymiş bir güzelin kadehindeki iksir miydi; son gezginin gözyaşlarıyla suladığı bir çiçek mi, ıssız harabelerin eşiğinde ıstırabı emerek büyümüş nazenin bir kelebek mi? Karlı caddelerin kıyısında açmış ayın ondördü zambaklar bilir sabrı, nur-ı aynım, altın şehirlere uçan ebabiller bilir. Sadık rüyalarda bir gemi Ağrı Dağı’na çıkar sabırla ve yaralı süvariler geçer kehkeşanlardan daruşşifalara doğru. Serazad türküsüyle hercaî bir bülbül konar Kitab’ın son sayfasına, sabrı şeydalanır seherler ve sabahlar boyu nur-ı aynım, sabrı şeydalanır. Sabır bir hazine ki... Yılanlar bekler gerçek!.. Bir hazine ki... Tek miskali Yusuflar satın alır...… Bir hazine ki... Beşiği âb-ı hayat sükunetiyle süslenen bebekler büyür hendesesinde nur-ı aynım, ve tahammül renkli güzellikler yansır eşyaya bakışlarından. Bir hikaye anlat bana sabra dair, nur-ı aynım, bir hikaye anlat; gerçek olsun. Kalbinin rengi damlarken hani, çekik gözlü nakışlar vururdu sevinçleri, onu anlat. Yanağına düşen her güneş damlası yeni mağlubiyetler asardı boynuna ve eksik olan şey hep bir adım önde giderdi hani, onu anlat. Kafesi taşlara çalıp içindekini salıvermediğinden mi nur-ı aynım, yoksa bir derya mavisinde buruk toprak kokusuna dalıvermediğinden mi, bir imtihan içre iplik iplik bağlanmışsın şah yüreğine ve kirkitler erişlere vuruyor, argıçlar kirişlere... Sabır bir kilim oluyor nur-ı aynım, kilimi anlat...… Sabrı bildin mi nur-ı aynım, bildin mi sabrı? Hani yağmur çamur okula gidip de tipi boran kapıda bekleyen var ya?!.. Hani masumiyeti Kandehar tepelerinden boşluğa bir şahin gibi süzülen beyaz kuğu?!.. Sonsuz köşeli dayatmalarda hani zamanı biriktiren nazenin yasemen var ya?!.. Hani nisan dallarında vurulup kanı akmayan kanarya?!.. Helvaya durdu korukları, acımsılık lezzet oluyor dimağlarında. Onlar ki, soluk almadan bekleyişlerin sırrını öğrendiler kalpleri henüz durmadan, ve bulamayacakları çarelere adreslenmiş mektupların, açılmayacak kapılara gizlenmiş umutların sırrına erdiler; adı sabırdı!.. İsteksiz gülüşler serpildi kanayan yaralara nur-ı aynım, sabır adına bilinçsiz köşelere asılan afişler kirlendi, yolların üstüne uzaklar düştü, hep uzaklar... Karşılıksız sevmelerin şarkısı eski plaklarda kaldı iki gözüm, ve bir gece daha sancıdı yıldızlar, bir gece daha... Şimdi geceler en ince yerinden bölünmede nur-ı aynım, şehir bir denize doğru ağlamakta. Bildin mi sabrı nur-ı aynım, neydi sabır? Sabır adına, ve umut adına... Kol kanat edinip umutları, bereketli baharlara bir koşu başlar mı acep? Mum gibi eriyen ve mum rengince üzülenlerin; yandıkça ağlayan ve gözyaşlarınca yananların can ipliklerinde dumanı tütmez alevler parıldıyor, aydınlıklar tel tel yüzlerine vuruyor. Mutsuzluğun beslediği uzak arzular değil oysa umutsuzluk... Ve yakınlarda, çok yakınlarda bir sabır heykelinin eli değiyor eline. Zirvede bir imtihan var nur-ı aynım, zirvede bir imtihan var.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-1177428952685570658?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/1177428952685570658/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=1177428952685570658' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/1177428952685570658'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/1177428952685570658'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/12/sevmeyi-bilmeyene-bilmeyi-sevmek-ne-ki.html' title='SEVMEYİ BİLMEYENE BİLMEYİ SEVMEK NE Kİ!..'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-1829988656058413036</id><published>2008-12-21T22:54:00.000-08:00</published><updated>2008-12-21T22:56:13.433-08:00</updated><title type='text'>Hayadan hayata yayılan güzellik</title><content type='html'>Sevda-yı dildârdan gönül usandı / Güzelim cefadan niçin usanmaz / Demek ki üftadem odlara yandı / Hak'tan haya kılmaz kuldan utanmaz / (Dertli) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnızca iyilik getirendir o; yalnızca sevgi biriktirendir... Kat kat şimdilik; dosya dosya güzelliktir hem... Elimizden tuttu mu bir kez yükseltir yükselttikçe kişiliğimizi de yüceltir yüceltilecek kadar... Haya, hayatın güzelliği... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''El-haya ve'l-edeb!'' der eskiler; hayasızca bir tavır gördüklerinde, edep dışı bir söz işittiklerinde. Haya ki bir utanma duygusudur; ar ve namus perdesinden bestelenir zaman notalarında. Perde açıldı mı da bir kez; küser sahibine ve kaçar gider coğrafyamızdan bütün güzel nağmelerini toplayarak. Kişi ancak haya sermayesi kadar edîb olur çünki; ancak hayası ölçüsünde müeddeb sayılır. Yakışıksız işlerden alıkoyan da, kötüleri iyi kılan da odur hep. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayamızı yitirdik ve silinmiş boş kağıtlara döndü şimdi hayat. Lalezarlarımızda ayrıklar bitti hayasızlıktan; medeniyet birikimlerimiz ağıt sütunlarında kırıldı, yontulmuş mermerlerimiz damar damar çatladı. Zümrüdü ankanın kanatlarından kavruk baharlara döküldü safirler. İmkanın en dar kapısında oturup ruhumuzu şer ile şerh ettik; ve hayayı unuttuk. Esir kentlerin mahpusları gibi puslu sokaklara serpildi fırtınalı akşamlarda hayasızlık; ve göz kapaklarımıza kan damladı süveydalarımızdan. Her karanlıkta yağmurlar büyüttü acılarımızı ve her solukta biraz daha savaş, biraz daha şiddet, biraz daha kin, biraz daha vahşet, biraz daha.. biraz daha... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayamızı yitirdik ve Leyla'lar leylî renklere bağlar oldu zülüflerini. Hayalî ahlâk bezirganları bir nane çöpüyle tarttılar hayalarımızı hayal terazilerinde; haya içinde yaşarken hayal içinde öldük. ''Hayalî'' tahallus eden şairler ''Haya-lı'' hayatlar sürerlerdi hani de, kirpiklerinin arasından eski zaman sevdalarını damıtırken ''Geçmiş zaman olur ki hayalı cihan değer'' derlerdi... Heyhât!.. Hayal meyal şeylermiş... Hayalî yükler bükmede şimdi belimizi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayamızı yitirdik; ve tımarsız, kaşağısız, pusatsız bıraktık küheylanlarımızı; kılıçsız, kargısız, cevşensiz koyduk süvarileri. İkonlara gizlenmiş ruhbanlara çaldırdık ruhlarımızı. Akrep yuvalarından ecinni raksların ateşi sıçradı üzerimize. Kevn ü fesadda anılmamacasına yıktık eski ahitlerimizi, yeni ahitlerimizi. Ahdimiz haya üzerineydi, kaybettik ve ahlâkımız eskidi. Dönüş biletini giderken yırttık ahitleşmeye de, kutsal vadilerde nalınlarımızı ayağımızda unuttuk. Parlayan yıldızlarımızdan astroitler düştü bahtımıza. Filmin son karesiyle birlikte elif ve lam ve he de karardı. Kelamlarımızda yorulan harfler laf kılığında yağdı dünyamıza. Efsunlu sözlerle dolu hamayılların çörekotlarınca küçüldü ruhlarımız. Gizi çözen gecelerimiz, geceyi düğümleyen gizlerde gizlendi. Kafesinde sindirilmiş aslanlara dönünce ahlâk, avcıların tarihinde kötü figüranlar olarak anlatıldı haya; ve aslanlar kendi tarihlerini yazamadılar hiç. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayamızı yitirdik; ve münzevi hayallerde eklemledik âhlarımızı birbirine, düşlere karışan hayatımızı zincir yaptık. Huzurun ak sayfalarına derunî sağanaklardan kan revan acılar gönderdik. Gazeller ve kasideler hep yitik sevdalarda döndü mersiyeye... Ağladık geceler ve gündüzler boyu, ağlayacağız aylar ve yıllar yılı... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haya... Aaah, en eski yitiğimiz... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayadan ötesi hayal, aslı yok bir düşünce... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayadan öte hayat, esası bozuk günce &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve kapansın gözleri semazenlerin...! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İSKENDER PALA&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-1829988656058413036?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/1829988656058413036/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=1829988656058413036' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/1829988656058413036'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/1829988656058413036'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/12/hayadan-hayata-yaylan-gzellik.html' title='Hayadan hayata yayılan güzellik'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-4910536913675068127</id><published>2008-11-29T04:22:00.000-08:00</published><updated>2008-11-29T04:23:31.287-08:00</updated><title type='text'>KÖR ÇOÇUK</title><content type='html'>Adamın biri, ilk defa gittiği küçük bir kasabada şaşkın şaşkın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gezindikten sonra yol kenarında duran bir arabanın yanına sokulmuş ve arka&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;koltukta tek başına oturan çocuğa:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Buraların yabancısıyım, demiş. Parkın hemen yanıbaşındaki fırını&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;arıyorum, çok yakın olduğunu söylediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk, arabanın penceresini iyice açtıktan sonra:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ben de buraya ilk defa geliyorum, demiş. Ama sağ tarafa gitmeniz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gerekiyor herhalde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam, çocuğun da yabancı olmasına rağmen bunu nasıl anladığını sormuş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ister istemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ihlamur çiçeklerinin kokusunu duymuyor musunuz? diye gülümsemiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuş cıvıltıları da oradan geliyor zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- iyi ama, demiş adam, bunların parktan değil de tek bir ağaçtan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gelmediği ne malûm?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Tek bir ağaçtan bu kadar yoğun koku gelmez, diye atılmış çocuk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üstelik,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;manolyalar da katılıyor onlara. Hem biraz derin nefes alırsanız,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;fırından&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yeni çıkmış ekmeklerin kokusunu duyacaksınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam, gözlerini hafifçe kısarak denileni yaptıktan sonra, cebinden bir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kağıt para çıkartıp teşekkür ederken farketmiş onun kör olduğunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk ise, konuşurken bir anda sözlerini yarıda kesmesinden anlamış,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;adamın kendisini farkettiğini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Işığa hasret gözlerini ondan saklamaya çalışırken - Üç yil önce bir kaza&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;geçirmiştim, demiş, görmeyi o kadar çok özledimki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizinkiler sağlam öyle değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam, çocuğun tarif ettiği yerde bulunan fırına yönelirken:- Artık emin değilim, demiş. Emin olduğum tek şey, benden daha - iyi gördüğündür&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-4910536913675068127?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/4910536913675068127/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=4910536913675068127' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/4910536913675068127'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/4910536913675068127'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/11/kr-ouk.html' title='KÖR ÇOÇUK'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-7810321685357736756</id><published>2008-07-21T02:57:00.000-07:00</published><updated>2008-09-03T01:15:51.774-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='blog'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='peygamber'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pişmanlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cebrail'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='risale-i nur'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='merhamet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aslan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='islam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kelebek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gül'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='köle'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='serçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='avcı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kanuni'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nurmektebi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tecrübe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='risale'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hz.Muhammed'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='www.nurmektebi.tr.gg'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ibret'/><title type='text'>Gül bahçesi</title><content type='html'>Delikanlı yıllar sonra doğduğu kasabaya döner.Sabah uyandığında aklına yıllar önce evlenmek istediği,kasabanın güzel kızı gelir.Kızın güzelliği cevre kasaba ve şehirlerde bile dillerdedir ve kimler istediyse kız bir türlü olumlu yanıt vermemiştir.Otelden çıkar ve gördüğü yaslı adama kızı sorar.Yaşlı adam az ilerde güzel bahçe içinde bir ev gösterir, kızın orada oturduğunu söyler.Delikanlı merak eder,kızın nasıl biriyle evlendiğini.Bir kösede beklemeye baslar,bir müddet sonra yaşlıca kel pek te hoş görünmeyen bir adamı yolcu eder kız kapıdan...Üstelik zengin bir adam da değildir.... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam gittikten sonra delikanlı çalar kapıyı,kendini tanıtır.Sorar niye bu adamla evlendiğini kıza... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kız söylerim der ama bir koşulla.... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evin arkasında büyük bir gül bahçesine götürür delikanlıyı ve der ki: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bahçenin en güzel gülünü bana getirirsen söyleyeceğim sana niye bu adamla evlendiğimi...Ama asla geri yürümek yok bahçede,arkana bakmak yok en güzel gülü istiyorum sadece... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Memnuniyetle der delikanlı ve girer bahçeye.... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok güzel sari bir gül durmaktadır karşısında tam elini güle uzatmışken pembe bir gonca görür az ötede,ilerler... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ona uzanırken kadife kırmızı bir gül ilişir gözüne ilerde... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derken.....Birde bakar bahçenin sonuna gelmiş... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıza verdiği söz gelir aklına..Geri dönmek yok... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yapsın..Mecburen bulduğu alelade,hatta solmaya yüz tutmuş bir gülü mahcup bir şekilde götürür kıza.... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kız gülümser gülü görünce.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Bilmem aldın mi cevabini''der delikanlıya..... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat bu bahçede yürümeye benzer....&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-7810321685357736756?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/7810321685357736756/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=7810321685357736756' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/7810321685357736756'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/7810321685357736756'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/gl-bahesi.html' title='Gül bahçesi'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-9082653905674651479</id><published>2008-07-21T02:54:00.000-07:00</published><updated>2008-09-03T01:17:00.334-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='blog'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='peygamber'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pişmanlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cebrail'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='risale-i nur'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='merhamet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aslan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='islam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kelebek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gül'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='köle'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='serçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='avcı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kanuni'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nurmektebi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tecrübe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='risale'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hz.Muhammed'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='www.nurmektebi.tr.gg'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ibret'/><title type='text'>Neme lazım</title><content type='html'>Kanunî Sultan Süleyman Han, Osmanlı Devletinin en yüksek seviyelere çıktığı bir devrin pâdişahıdır. Ama, “Günün birinde Osmanlı da inişe geçer mi, çökmeye yüz tutar mı?” diye de zaman zaman düşünür. &lt;br /&gt;Bu endişesini aynı zamanda süt kardeşi olan meşhur âlim Yahyâ Efendi’ye açmaya karar verir. Yahyâ Efendi’ye bir mektup gönderir: “Sen ilâhî sırlara vâkıf birisin. Osmanlı’nın âkıbeti nasıl olur? Bir gün olur da izmihlâle uğrar mı?” diye özetler endişesini. &lt;br /&gt;Pâdişahtan gelen mektubu okuyan Yahyâ Efendi’nin cevâbı ise: “Neme lâzım be Sultanım!” şeklinde gāyet kısa olur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Topkapı Sarayı'nda bu cevâbı hayretle okuyan Sultan, bu söze bir ma‘nâ veremez, endişesi daha da artar. “Acabâ bilmediğimiz bir mânâ mı vardır bu cevapta?” diye düşünür. Kalkar, Yahyâ Efendi’nin Beşiktaş’taki dergâhına gider. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sitemle: “Ağabey, ne olur mektubuma cevap ver. Bizi geçiştirme, suâli ciddiye al!” diyerek, suâlini tekrar sorar. &lt;br /&gt;Yahyâ Efendi duraklar: “Sultanım, sizin suâlinizi ciddiye almamak kābil mi? Ben suâlinizin üzerine iyice düşündüm ve kanâatimi de açıkça arz etmiştim.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İyi ama bu cevaptan bir şey anlamadım. Sâdece: ‘Neme lâzım be sultânım!’ demişsiniz.” &lt;br /&gt;Yahyâ Efendi bunun üzerine ibret dolu şu sözleri söyler: &lt;br /&gt;“Sultanım! Bir devlette zulüm yayılsa, haksızlıklar ayyûka çıksa, işitenler de ‘Neme lâzım’ deyip uzaklaşsalar; sonra koyunları kurtlar değil de çobanlar yese, bilenler de ‘Neme lâzım’ deyip bunu söylemeyip sussalar, gizleseler; fakirlerin, muhtaçların, kimsesizlerin feryâdı göklere çıksa da bunu da taşlardan başkası işitmese, işte o zaman devletin sonu görünür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle durumlardan sonra devletin hazînesi boşalır, halkın i‘timad ve hürmeti sarsılır. Âsâyiş ve emniyete vesîle olan, itâat hissi gider, halkta hürmet duygusu yok olur. Çöküş ve izmihlâl de böylece mukadder hâle gelir.”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-9082653905674651479?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/9082653905674651479/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=9082653905674651479' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/9082653905674651479'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/9082653905674651479'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/neme-lazm.html' title='Neme lazım'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-5200947691343200805</id><published>2008-07-21T02:51:00.000-07:00</published><updated>2008-09-03T01:17:55.142-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='blog'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='peygamber'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pişmanlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cebrail'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='risale-i nur'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='merhamet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aslan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='islam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kelebek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gül'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='köle'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='serçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='avcı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kanuni'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nurmektebi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tecrübe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='risale'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hz.Muhammed'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='www.nurmektebi.tr.gg'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ibret'/><title type='text'>İki bardak su kadar</title><content type='html'>Hükümdarın yasamda en çok güvendiği, tek akil hocası bir bilge kişiymiş. Günlerden bir gün bu bilge kişiyle otururken hükümdar söyle bir soru sormuş: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Sen ki göğün gizemine ermiş, bilime yön vermiş bir adamsın. İnsanlar, ister hükümdar kadar güçlü, ister savaşçılar kadar onurlu olsun ayağına kapanır ağzından çıkacak bir sözü beklerler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Simdi senin gibi bilge bir adamın fikrini merak etmekteyim, 'Benim hükümdarlığım ve servetim hakkında ne düşünüyorsun?' &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilge bu soru karşısında hükümdarın gözlerine bakarak su sözleri söylemiş: 'Diyelim ki hükümdarım, kızgın ve uçsuz bir çöldesiniz. Ölmemek için, size uzatacağım bir bardak suya servetinizin yarısını verir miydiniz?" 'Verirdim tabii.' &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Zaman geçti diyelim susuzluğunuz arttı, size uzatacağım bir sonraki bardağa servetinizin öteki yarısını da verir miydiniz?' &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hükümdar biraz düşünür ve ardından : 'Ölmemek için evet' der. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun üzerine bilge kişi gülerek su sözleri söylemiş: 'Madem öyle, o zaman övünmeyin fazlaca. Çünkü haşmetlim, sizin servetiniz yalnızca; iki bardak sudur.'&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-5200947691343200805?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/5200947691343200805/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=5200947691343200805' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/5200947691343200805'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/5200947691343200805'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/iki-bardak-su-kadar.html' title='İki bardak su kadar'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-8245714291710412093</id><published>2008-07-21T02:41:00.000-07:00</published><updated>2008-08-23T02:03:10.483-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='blog'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='peygamber'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pişmanlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cebrail'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='merhamet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aslan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='islam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kelebek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gül'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='köle'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='serçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='avcı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kanuni'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nurmektebi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tecrübe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hz.Muhammed'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='www.nurmektebi.tr.gg'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ibret'/><title type='text'>Üç söz</title><content type='html'>uzun ama sonuna kadar okuyun &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanoğlunun rızkını temin etme peşinde en az bugünkü kadar koştuğu devirlerden birinde, bir adamcağızın yolu gurbete düşmüş. Düğnünün hemen sonrasında geldiği diyar-i gurbette gece dememiş, gündüz dememiş, çalışmış. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geride bıraktığı taze gelinin hayali ciğerini yakadursun, bu ev parası, şu arsa parası, öbürü mal-melal için derken, adamcağız tam on sekiz sene kalmış gurbet elde. O devrin parasıyla da üç bin akçe biriktirmiş. Cümle ihtiyaçları karşılayıp, ufaktan bir iş kurmaya da yeter bu para diye düşünerek, memleketine gidecek kervanın yolunu gözlemeye başlamış. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nihayet vakit gelmiş, parasını koynuna saklayıp, aldığı hediyeleri devesine yüklemiş, bin bir hayalle kervana katılmış, düşmüş yollara &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç-beş gün gittikten sonra, kervanın konakladığı bir kasabada meşgale olur, hasretini dindirir diye çarşıyı dolaşmaya çıkmış. İnsan varacağı yere yaklaştıkça yollar uzamaya başlar ye... Zaman geçsin diye sağa-sola bakınıp dolanırken, biraz öteden gelen bir ses dikkatini çekmiş: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- 1000 akçeye bir sööz, 1000 akçeye bir söööz... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanlış mı duydum, diye bir daha kulak vermiş, hayır... Kendisinin canını dişine takıp altı senede kazandığı paraya tek bir sözü satıyorlar! Ne garip adamlar var şu dünyada, demiş kendi kendine, kim bir söze 1000 akçe verir ki?... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce üstünde durmamış adam. Lakin kervana doğru yola koyulduğu sırada bir merak ateşi düşmüş içine, kafası karışmış. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acaba nasıl bir söz bu? 1000 akçe istediklerine göre kim bilir ne kadar kıymetlidir!... Boşveeer, söz değil mi hepsi hepsi? Altı sene çalıştım, dile kolay altı sene o para için ben... Müşterisi olmasa bu adam da bu işi yapmaz ki canim... Evi yapıp iş kurmaya 2000 akçe de yeter, toprağı biraz az alıveririm. Acaba bu söz ne ki? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle kendi kendine söylene söylene söz satan adamın yanına kadar gelmiş. 1000 akçeyi uzatıp, söyle demiş, o sözü ben alıyorum. 1000 akçeye bir söz satan adam yaklaşmış bizimkinin kulağına, kimselerin duyamayacağı bir sesle fısıldamış: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kaderde ne varsa o olur... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözü duyunca rengi atmış, benzi uçmuş garibin, ben bunu zaten biliyordum da diyememiş. Neyse... Hayal kırıklığına rağmen aldığı sözü bir mücevher gibi 2000 akçesinin yanına koymuş, kervana doğru yürüyeme koyulmuş. Adamcağız tam çarşıdan çıkacakken, birinin daha şöyle bağırdığını işitivermiş: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- 1000 akçeye bir söööz, 1000 akçeye bir söööz... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendine kızmayı bırakıp, bu kasabaya, bu çarsıya, bu adamlara söylenmeye başlamış. Başlamış ama merak bu kez ümitlerin bohçasına sarılarak düşmüş yüreğine. Kaybetmenin acısı kazanma arzusuyla birleşince akıl terk eder sahibini. Bizimkinin aklı da, bu sebeple olsa gerek, terk etmiş onu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki bu defa bu paraya değecek bir sözdür. 1000 akçem gitti zaten. Oturduğumuz evde fena değil aslında. Köy yerinde bin akçe neyimize yetmiyor. Derken, uzatmış parayı, söyle bakalım efendi, demiş, neymiş bu kadar değerli söz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Parayı alan adam, kimsenin dinleyip dinlemediğini kolaçan ettikten sonra sözünü söylemiş: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Beyim, gönül neyi severse güzel odur... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski zaman hikayelerine aşina iseniz, kalan 1000 akçenin de bir başka söze verildiğini tahmin etmekte güçlük çekmeyeceksiniz. Uzatmayalım, bizimkinin son 1000 akçesini de koynundan pır diye uçuran son söz de şöyleymiş: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Her şeyin bir vakti vardır, hiç bir şey aceleye gelmez... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;On sekiz senede kazandığını üç söze veren adamcağız, memlekete döndüğümde kime ne söylerim, diye düşünceli düşünceli yürürken, bir kuyunun başında toplanmış kalabalık dikkatini çekmiş. Biraz daha yaklaşınca, kalabalığın arasındaki tellalın sözlerini duymuş: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ey ahali, duyduk duymadık demeyin! Bugüne kadar bu kuyuya girip sağ çıkan olmadı, bunu başarabilene padişahımız ağırlığınca altın verecektir! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalabalıktan, o kuyunun halkın tek su kaynağı olduğunu, kuyudaki canavarın suyu kesip, aşağı inmeye cesaret edebilenleri öldürdüğünü öğrenmiş ki, o anda aklına satın aldığı ilk söz gelmiş. „Kaderde ne varsa o olur!“ &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ben o kuyuya girerim, diye haykırmış kalabalığı yararken. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beline bir ip bağlayıp aşağıya salmışlar adamcağızı. Aşağı indiğinde, belindeki ipi çözüp başını kaldırmış ki ne görsün? Yerlerde insan kemikleri, karşıda dev bir ejderha, ejderhanın sağında güzeller güzeli bir hatun, solunda çirkin mi çirkin bir kurbağa. Garibimin korkmasına bile zaman tanımadan haykırmış ejderha: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- insanoğlu, insanoğlu! Söyle bakalım, kadın mı daha güzel, kurbağa mı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adamcağız korkudan titreyerek tam kadın güzel diyecekmiş ki, birden satın aldığı ikinci söz gelmiş aklına. Kekeleyerek: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Gönül neyi severse güzel odur, deyivermiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu cevaptan çok memnun kalan ejderhanın kahkahaları kuyunun başındakilere kadar geldiğinde, bizimki ejderhadan kimseyi öldürmeyeceğinin, suyu bırakacağının sözünü çoktan almış bile. Meğer kurbağanın gözüne aşık olan ejderha, kadının güzelliğini duymaya tahammül edemediği için insanların canına kast etmekte, sulara el koymaktaymış. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Padişahtan ağırlığınca altını alan adam, güle-oynaya evinin yolunu tutmuş. Keyifle muhabbetle dere-tepe düz olmuş, memleketine vasıl olmuş. Nice bin hayalle evine varmış. Kapıyı çalmadan evvel pencereden içeriye şöyle bir göz atmış ki, ne görsün! Karısı bir civanla göz göze, diz dize oturuyor sedirin başında. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O anda feleği şaşmış adamcağızın. Ben bunca sene bunun için mi sefil-perişan oldum, deyip çekmiş hançerini, dalmış kapıdan içeriye. Fakat Hakk’ın hikmeti, o anda satın aldığı üçüncü söz gelmiş hatırına: „Her şeyin bir vakti vardır, hiç bir şey aceleye gelmez!“ Duraklamış, hançeri kınına sokup: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hayırdır hanım, demiş, kim bu delikanlı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadıncağız senelerdir yollarını beklediği kocasına dönmüş: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hani sen giderken... demeye kalmadan, delikanlı babasının ellerine çoktan sarılmış bile.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-8245714291710412093?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/8245714291710412093/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=8245714291710412093' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/8245714291710412093'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/8245714291710412093'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/sz.html' title='Üç söz'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-9078034403966966188</id><published>2008-07-21T02:33:00.000-07:00</published><updated>2008-09-03T01:22:39.175-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='blog'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='peygamber'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pişmanlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cebrail'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='risale-i nur'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='merhamet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aslan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='islam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kelebek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gül'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='köle'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='serçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='avcı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kanuni'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nurmektebi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tecrübe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='risale'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hz.Muhammed'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='www.nurmektebi.tr.gg'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ibret'/><title type='text'>Allahın emaneti</title><content type='html'>Hz.Ümm-i Süleym, gayet temiz ahlak sahibi bir hatun idi. Çocuğu vefat ettiği zaman, sabır ve metanetle bizzat kendisi yıkadı ve kendisi kefenledi ve bir tarafa bırakıp, komşularına dönerek: &lt;br /&gt;- Babasına haber vermeyin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Ebu Talha orada bulunmamaktaydı. Akşam eve döndüğünde, çocuğu sordu, hanımı: &lt;br /&gt;- Gördüğünden şimdi çok iyidir, der. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra yemek yediler, oturdular, birlikte oldular. Bir müddet sonra Hz.Ümm-i Süleym, beyine gayet metanetle şöyle der: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ebu Talha, ödünç alınmış bir şeyi geri vermek icap eder mi etmez mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Söylediğin bu söz nasıl bir söz, elbette ki ödünç alınan şey geri verilmeli. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- O halde, Hak Teala da sana emanetten vermiş bulunduğu çocuğu aldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebu Talha bu sözü duyunca : &lt;br /&gt;- Biz Allah için halk edilmiş bulunuyoruz ve hep onun tarafına döneceğiz, der ve şükreder. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah olunca gidip Resulullah a (s.a.v.) anlatır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resulullah (s.a.v.): &lt;br /&gt;- Ya Rabbi bunun daha iyi bir karşılığını Ebu Talha ya ver, diye dua eder.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-9078034403966966188?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/9078034403966966188/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=9078034403966966188' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/9078034403966966188'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/9078034403966966188'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/allahn-emaneti.html' title='Allahın emaneti'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-9186743551733821754</id><published>2008-07-21T02:31:00.000-07:00</published><updated>2008-09-03T01:32:27.915-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='blog'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='peygamber'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pişmanlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cebrail'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='risale-i nur'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='merhamet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aslan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='islam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kelebek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gül'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='köle'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='serçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='avcı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kanuni'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nurmektebi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tecrübe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='risale'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hz.Muhammed'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='www.nurmektebi.tr.gg'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ibret'/><title type='text'>Merhametli insan kalmadı demeyesiniz diye...</title><content type='html'>Hz. Ömer arkadaşlarıyla sohbet ederken, huzura üç genç girerler. &lt;br /&gt;Derler ki : &lt;br /&gt;-"Ey halife, bu aramızdaki arkadaş bizim babamızı öldürdü. &lt;br /&gt;Ne gerekiyorsa lütfen yerine getirin." Bu söz üzerine Hz.Ömer &lt;br /&gt;suçlanan gence dönerek : &lt;br /&gt;- Söyledikleri doğru mu diye sorar , Suçlanan genç der ki : &lt;br /&gt;-evet doğru. &lt;br /&gt;Bu söz üzerine Hz Ömer anlat bakalım nasıl oldu diye sorar: &lt;br /&gt;Bunun üzerine genç anlatmaya başlar, der ki : &lt;br /&gt;-"Ben bulunduğum kasabada hali vakti yerinde olan bir insanim.ailemle beraber gezmeye çıktık, kader bizi arkadaşların bulunduğu yere &lt;br /&gt;getirdi. Affedersiniz hayvanlarımın arasında bir güzel atım var ki dönen bir defa daha bakıyor, hayvana ne yaptıysam bu arkadaşların bahçesinden meyve koparmasına engel olamadım, arkadaşların babası içerden hışımla &lt;br /&gt;çıktı atıma bir taş attı atım oracıkta öldü. Nefsime bu durum ağır geldi, ben de bir taş attım, babaları öldü. Kaçmak istedim fakat arkadaşlar beni yakaladı, durum bundan ibaret" dedi. Bu söz üzerine Hz Ömer &lt;br /&gt;-"Söyleyecek bir şey yok, bu suçun cezası idam.Madem suçunu da kabul ettin" dedi. &lt;br /&gt;Bu sözden sonra delikanlı söz alarak &lt;br /&gt;-"Efendim bir özrüm var" diyerek konuşmaya başladı &lt;br /&gt;- "Ben memleketinde zengin bir insanım, babam rahmetli olmadan bana epey bir altın bıraktı.Gelirken kardeşim küçük olduğu için saklamak zorunda kaldım. Şimdi siz bu cezayı infaz ederseniz yetimin hakkını zayi &lt;br /&gt;ettiğiniz için Allah(cc) indinde sorumlu olursunuz, bana üç gün izin verirseniz ben emaneti kardeşime teslim eder gelirim, bu üç gün içinde yerime birini bulurum" der. &lt;br /&gt;Hz. Ömer dayanamaz der ki : &lt;br /&gt;-"Bu topluluğa yabancı birisin, senin yerine kim kalır ki?!" &lt;br /&gt;Sözün burasında genç adam ortama bir göz atar, der ki: &lt;br /&gt;- "Bu zat benim yerime kalır." O zat Hz. Peygamber Efendimizin (sav) en iyi arkadaşlarından daha yaşarken cennetle müjdelenen Amr Ibni As' dan başkası değildir. Hz.Ömer Amr'a dönerek, &lt;br /&gt;- "Ey Amr, delikanlıyı duydun" der. O yüce sahabi &lt;br /&gt;-"Evet, ben kefilim" der ve genç adam serbest bırakılır. &lt;br /&gt;Üçüncü günün sonunda vakit dolmak üzere ama gençten bir haber yoktur. Medine'nin ileri gelenleri Hz. Ömer'e çıkarak gencin gelmeyeceği, dolayısıyla Amr Ibni As'a verilecek idam yerine maktulun diyetini vermeyi &lt;br /&gt;teklif ederler, fakat gençler razı olmaz ve babamızın kanı yerde kalsın istemiyoruz derler. &lt;br /&gt;Hz. Ömer kendinden beklenen cevabı verir der ki : &lt;br /&gt;"Bu kefil babam olsa fark etmez cezayı infaz ederim." &lt;br /&gt;Hz Amr Ibni As ise tam bir teslimiyet içerisinde der ki : &lt;br /&gt;-"Biz de sözümüzün arkasındayız." &lt;br /&gt;Bu arada kalabalıkta bir dalgalanma olur ve insanların arasından genç görünür. Hz. Ömer gence dönerek derki evladım gelmeme gibi önemli bir tercih hakkın vardı neden geldin?" Genç vakurla başını kaldırır ve (günümüz &lt;br /&gt;insanı için pek de önemli olmayan) &lt;br /&gt;"AHDE VEFASIZLIK ETTİ" demeyesiniz diye geldim der. &lt;br /&gt;Hz.Ömer başını bu defa çevirir ve Amr Ibni As'a der ki : &lt;br /&gt;-"Ey Amr, sen bu delikanlıyı tanımıyorsun nasıl oldu onun yerine &lt;br /&gt;kefil oldun". &lt;br /&gt;Amr Ibni As vakurla kanımızı donduracak bir cevap verir, &lt;br /&gt;-"Bu kadar insanın içerisinden beni seçti. &lt;br /&gt;"İNSANLIK ÖLDÜ "dedirtmemek için kabul ettim" der. &lt;br /&gt;Sıra gençlere gelir, derler ki : &lt;br /&gt;-"Biz bu davadan vazgeçiyoruz." &lt;br /&gt;Bu sözün üzerine Hz Ömer : &lt;br /&gt;-"Ne oldu, biraz evvel babamızın kanı yerde kalmasın diyordunuz ne oldu da vazgeçiyorsunuz?"der. &lt;br /&gt;Gençlerin cevabı da dehşetlidir : &lt;br /&gt;-"MERHAMETLİ İNSAN KALMADI" DEMEYESİNİZ DİYE ... &lt;br /&gt;selam ve duayla&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-9186743551733821754?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/9186743551733821754/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=9186743551733821754' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/9186743551733821754'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/9186743551733821754'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/merhametli-insan-kalmad-demeyesiniz.html' title='Merhametli insan kalmadı demeyesiniz diye...'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-1900912739509910048</id><published>2008-07-21T02:25:00.000-07:00</published><updated>2008-09-03T01:32:53.845-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='blog'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='peygamber'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pişmanlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cebrail'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='risale-i nur'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='merhamet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aslan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='islam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kelebek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gül'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='köle'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='serçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='avcı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kanuni'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nurmektebi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tecrübe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='risale'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hz.Muhammed'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='www.nurmektebi.tr.gg'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ibret'/><title type='text'>Dört kelebek</title><content type='html'>Dört tane kelebek bir gün bir ateş görmüşler. Bunun nasıl bir şey olduğunu öğrenmek istemişler. Birinci kelebek ateşe biraz yaklaşmış ve üzerinin aydınlandığını görmüş. arkadaşlarının yanına gelmiş ve: &lt;br /&gt;-Bu ateş aydınlatıcı bir şey ! demiş.. &lt;br /&gt;İkinci kelebek bununla yetinmeyerek daha fazla şey öğrenmek istemiş. Biraz daha yaklaşmış ve ısındığını hissetmiş.. demiş ki: &lt;br /&gt;-Aynı zamanda bu ateş ısıtıcı bir şey ! &lt;br /&gt;Üçüncü kelebek bununla da yetinmemiş, Biraz daha biraz daha yaklaşmış. Bir anda ateşin kanatlarını yaladığını hissetmiş ve yanmış kanatlarıyla geri dönmüş.. Şöyle demiş: &lt;br /&gt;-Ve bu ateş yakıcı bir şey ! &lt;br /&gt;Sonuncu kelebek daha da çok şey öğrenmek istiyormuş. Biraz yaklaşmış, aydınlandığını görmüş. Biraz yaklaşmış, ısındığını hissetmiş. Biraz daha yaklaşmış, ateş kanatlarını kavurmuş. ve biraz daha yaklaştıktan sonra tamamen yanan kelebek "poff ! " diye ortadan kayboluvermiş... &lt;br /&gt;Ateşin gerçekten ne olduğunu belki bir tek o öğrenmiş ama geri dönüp söyleyememiş. Çünkü o kaybolmuş ateş içinde ve bir şeyi, ancak içinde kaybolan bilebilirmiş !......&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-1900912739509910048?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/1900912739509910048/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=1900912739509910048' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/1900912739509910048'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/1900912739509910048'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/drt-kelebek.html' title='Dört kelebek'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-5136693349333429099</id><published>2008-07-21T02:21:00.000-07:00</published><updated>2008-09-03T01:33:19.630-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='blog'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pişmanlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='risale-i nur'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='merhamet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='islam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kelebek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gül'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kanuni'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nurmektebi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tecrübe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='risale'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='www.nurmektebi.tr.gg'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ibret'/><title type='text'>Dostunuz randevuya gelmez ise</title><content type='html'>Sizin sevdiğiniz , onunda sizi sevdiğini bildiğiniz dostunuz bir gün sizi arasa. Maddi yönden çok darda olduğunu, yardımcı olmanızı talep etse. Cevabınız; borç bile değil, karşılıksız severek ihtiyacı olan meblağı, hatta daha fazlasını vereceğinizi söyleseniz, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yada; maddi değil de manevi yönden çok sıkıntıda olduğunu ,anlatacağı sırrını sizden başkasının saklayacağından emin olmadığını, güveneceği tek kişinin siz olduğunu, fikirlerinizin onun için çok önemli olduğunu belirtip, dertleşmek, paylaşmak, çözüm önerinizi almak istediğini söylese... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşılıklı bir yer belirleyip saat 13.00 de buluşmak üzere kararlaştırsanız. O saatte siz randevunuza gitseniz ve dostunuzun gelmediğini görüp herhalde önemli bir işi çıktı biraz bekleyeyim deseniz. Bu bekleyiş yarım saat,bir saat geçtiği halde hala gelen giden yok. İki saat sonra gayri ciddi bir tutum içinde pişkin bir tavırla gelse. Merakla &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Önemli bir şey yoktur herhalde ?” diye sorsanız &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-“Yok canım! Nasıl olsa dostum değil misin? Her zaman hoşgörülüsün beni beklersin diye düşündüm” olsa!.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem de hiçbir pişmanlık gösterip özür dilemeksizin!.... &lt;br /&gt;Bu değer verdiğiniz dostunuzun ikinci bir şık olarak randevusuna hiç gelmediğini düşünün. Neler hissedersiniz? Bir kere daha arayıp başka bir ihtiyacı yada sıkıntısı olduğunda cevabınız, tavrınız ne olur? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizi bir annenin çocuğuna merhametinin binlerce kat fazlasıyla merhametiyle seven ve sonsuz rahmetiyle kuşatan Rabbimizin günde beş vakit lütfedip huzuruna davet ederek ihtiyaçlarımızı ,sıkıntılarımızı dile getirmemiz için çağrısına zamanında ,yada hiç gitmememizin mazereti ne olabilir? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllarca gitmeyip can boğazdan çıkmadan bir gün nedamet duyup (gene onun sonsuz şefkat ve merhametinin sonucu) huzuruna samimi bir pişmanlıkla varıp af dileyip göz yaşı döktüğümüz takdirde affedeceğini söylemesinin ne büyük bir rahmet olduğunun farkında mıyız? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rabbimiz ! Namazlarımızı paçavra gibi yüzümüze fırlatılan değil miracımız olan namazlar eyle...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-5136693349333429099?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/5136693349333429099/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=5136693349333429099' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/5136693349333429099'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/5136693349333429099'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/dostunuz-randevuya-gelmez-ise.html' title='Dostunuz randevuya gelmez ise'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-626370027074300973</id><published>2008-07-21T02:15:00.000-07:00</published><updated>2008-09-03T01:34:28.739-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='blog'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='peygamber'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pişmanlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='risale-i nur'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='merhamet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='islam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kelebek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gül'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kanuni'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nurmektebi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tecrübe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='risale'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hz.Muhammed'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='www.nurmektebi.tr.gg'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ibret'/><title type='text'>Resûlullah rükûda O’nu bekledi</title><content type='html'>Bir gün sabah namazı vaktinde, Hazret-i Ali mescide giderken yolda bir ihtiyara rast geldi. İhtiyarın ak sakalına hürmet edip, önüne geçmeyip, aheste aheste ardınca yürüdü. Mescid kapısına vardıklarında ihtiyar içeri girmeyip, yoluna devam etti. Daha sonra Hazret-i Ali o ihtiyarın Hıristiyan olduğunu anladı. Mescide girdiğinde Resûlullah Hazretleri’ni rükuda gördü. Güneşin doğma zamanı yaklaşmıştı ve hemen cemaate uyup namazını kıldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Namazdan sonra, Sahâbe-i Kirâm, Resûlullah Hazretleri’nden sordular ki: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yâ Resûlallah! Birinci rükuda âdet-i şerîfinizden daha uzun durdunuz. O kadar ki, güneşin doğması yaklaştı. Lütfedip, sebebini beyan ediniz.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O Server-i Enbiyâ Hazretleri bu söz üzerine, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Adet miktarı rüku tesbihini edâ ettikten sonra, Semi’allahülimen hamideh deyip, kıyâma kalkmak istediğimde, Cebrâîl Aleyhisselâm sidret-ül müntehâdan süratle gelip, kanadı ile arkamı basıp, başı ile başımı tutup, kalkmama engel oldu. Bundan başka, hikmetinin ne olduğunu ben de bilmiyorum” buyurdular. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O an Allahü teâlâ, Hazret-i Cebrail’e emreyledi ki, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Var Habîbime, sebebini bildir. Eshâbına bu sırrı açıklasın” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O saat Hazret-i Cebrâil, Habîbullah’ın huzuruna gelip, haber verdi ki, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yâ Resûlallah! Mübârek başınızı rükudan kaldırmak istediğiniz zaman, Allahü teâlâ bana emretti ki, var Habîbimin arkasını tut; rükudan kalkmasın ki, benim kulum Ali, yolda, bir ak sakallı ihtiyarın, sakalına hürmet edip, aheste yürümekle, cemaat sevabından mahrum kalıyor. Kalmasın, Habîbime erişsin. İftitâh tekbîrinin sevabına nâil olsun. Ben de geldim, Sultanımı rükuda tuttum ve Ali geldi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hak Sübhânehü ve teâlâ hazretleri beni sizi rükuda tutmağa gönderdiği zaman kardeşim İsrâfîl’i de güneşi tutmağa gönderdi ki, çabuk doğmasın ve Hazret-i Ali size erişinceye kadar eğlesin. İşte hikmeti buydu.”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-626370027074300973?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/626370027074300973/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=626370027074300973' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/626370027074300973'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/626370027074300973'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/reslullah-rkda-onu-bekledi.html' title='Resûlullah rükûda O’nu bekledi'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-1388088759130439964</id><published>2008-07-21T02:09:00.000-07:00</published><updated>2008-09-03T01:35:28.816-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='blog'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='peygamber'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pişmanlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='risale-i nur'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='merhamet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='islam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kelebek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gül'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kanuni'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nurmektebi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tecrübe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='risale'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hz.Muhammed'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='www.nurmektebi.tr.gg'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ibret'/><title type='text'>Bana Söz Verirmisin</title><content type='html'>Bir Müslüman. Bir ateşperest. Birlikte çalışıyorlar. Namaz vakti. &lt;br /&gt;Müslüman: &lt;br /&gt;-Namaz kılacağım. Namaz kılarken, bana ilişmeyeceğine dair söz verir misin? &lt;br /&gt;-Veririm. &lt;br /&gt;Namaz.... &lt;br /&gt;Bir müddet sonra... Ateşperest. İbadet zamanı... &lt;br /&gt;-Şimdi sıra ben de, ben ibâdet ederken, bana ilişmeyeceğine söz verir misin. &lt;br /&gt;-Olur sana ilişmem... Rahatça ibâdetini yapabilirsin. &lt;br /&gt;Fakat ateşperest ateşe tapmak üzere secdeye varınca, Müslüman hemen üzerine atılır. Sözünde duramaz.. Tam o esnada şöyle bir ses duyar: &lt;br /&gt;- Söz verdiğin zaman sözünü yerine getir. &lt;br /&gt;Bunun üzerine adama ilişmeden geri çekilir. Sonra ateşperest ibâdetini bitirdiğinde sorar: &lt;br /&gt;-Evvela hücum ettin. Sonra niye vazgeçtin?... &lt;br /&gt;-Allah’tan başkasına secde ettiğin zaman, dayanamadım, üzerine atıldım. Seni öldürmek istiyordum. Fakat tam o anda : &lt;br /&gt;-Söz verdiğin zaman ahdini yerine getir, diyen bir ses, beni o teşebbüsümden alıkoydu. &lt;br /&gt;Bunun üzerine mecûsi: &lt;br /&gt;-Şimdi inandım ki, asıl ve gerçek ilâh senin Rabbindir. Kendi düşmanı için dostunu bile azarlıyor. İşte huzurunda Müslüman oluyorum diyerek kelime-i şehâdet getirir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-1388088759130439964?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/1388088759130439964/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=1388088759130439964' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/1388088759130439964'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/1388088759130439964'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/bana-sz-verirmisin.html' title='Bana Söz Verirmisin'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-1453314571977347797</id><published>2008-07-21T01:53:00.000-07:00</published><updated>2008-08-23T01:48:36.779-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='blog'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='peygamber'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pişmanlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='merhamet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='islam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kelebek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gül'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kanuni'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nurmektebi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tecrübe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hz.Muhammed'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='www.nurmektebi.tr.gg'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ibret'/><title type='text'>Baba ve oğlu</title><content type='html'>Ortaokulda okuyan ve kısa bir süre önce annesini kaybeden genç,babasıyla &lt;br /&gt;birlikte yaşıyordu. &lt;br /&gt;Babasıyla aralarında çok güzel bir dostluk vardı.Genç &lt;br /&gt;okulun futbol takımındaydı.Takımdaydı ama, ufak-tefek yapısı ve &lt;br /&gt;tecrübesizliği sebebiyle hoca ona bir türlü maçlarda görev vermiyordu. &lt;br /&gt;Bu yüzden her zaman yedek kulübesinde otururdu. &lt;br /&gt;Buna rağmen babası hiçbir maçını kaybetmez ve her zaman ayağa kalkar &lt;br /&gt;tezahürat yapardı. &lt;br /&gt;Liseye başladığında yine sınıfın en sıska öğrencisiydi.Fakat babası onu &lt;br /&gt;hep futbol oynamaya teşvik etti;bununla birlikte,eğer istemezse oynamayabileceğini de &lt;br /&gt;belirtti.Delikanlı futbolu seviyordu ve takımda kalmaya karar verdi.Her idmanda elinden geleni yapıyor takımın as oyuncusu olmaya gayret ediyordu.Ama sürekli yedek kulübesinde oturmaktan kurtulamadı. &lt;br /&gt;İnançlı babası tribünde her zaman ki yerini alıp oğlunu desteklemek için tezahürat yapmaya devam ediyordu. &lt;br /&gt;Genç üniversiteye başladığında futbol onun için önemini kaybetmeye yüz &lt;br /&gt;tuttu,ama yine de elinden geleni yaptı.Herkes onun okul takımına giremeyeceğinden emin olsa da o bunu başardı. &lt;br /&gt;Takımın antrenörü onu listeye dahil ettiğini,Çünkü her idmana yüreğini &lt;br /&gt;koyduğunu ve takımın diğer üyelerini de şevke getirdiğini itiraf etti. &lt;br /&gt;Takıma girebildiği onu o kadar heyecanlandırdı ve sevindirdi ki ,soluğu en yakın telefon kulübesinde aldı ve babasına müjdeyi verdi.Onun bu başarısına sevinen baba mutluluğunu paylaştı ve kendine maçların sezonluk biletlerini göndermesini istedi. &lt;br /&gt;Üniversitede dört yıl boyunca hiçbir idmanı kaçırmayan genç,ne yazık &lt;br /&gt;ki hiçbir maçta oynayamadı. Futbol sezonunun sonlarına doğru,büyük bir eleme maçının idmanı için sahaya çıkmaya hazırlanan gencin yanına, elinde telgrafla antrenörü geldi.Delikanlı telgrafı okuyunca ölüm sessizliğine büründü.Güçlükle yutkunarak hocasına şunları söyledi &lt;br /&gt;"Bu sabah babam ölmüş? izninizle bu gün idmana gelmesem?" &lt;br /&gt;Hocası onun şefkatle boynuna sarıldı ve"bu hafta dinlen evlat" dedi.Ve cumartesi günkü maçada gelmeyi aklından geçirme." &lt;br /&gt;Cumartesi geldi çattı,ama okul takımının durumu hiç de iyi değildi.Maçın sonlarına doğru sessizce bir kişi soyunma odasına girdi,formasını ve futbol ayakkabısını giyip &lt;br /&gt;sahanın kenarına çıktı. &lt;br /&gt;Babası ölen ufaklıktı bu! &lt;br /&gt;Antrenör ve oyuncular bu azimli arkadaşlarını bu kadar kısa sürede &lt;br /&gt;tekrar aralarında görmekten son derece şaşkındılar.. &lt;br /&gt;Hocasının yanına giden genç "Lütfen izin verin oynayayım" dedi. &lt;br /&gt;"Bu gün oynamak zorundayım." &lt;br /&gt;Hocası önce onu duymamış gibi davrandı.Böylesine zor bir eleme maçında takımının en kötü oyuncusunu sahaya çıkarmasına imkan olmadığını düşünüyordu.Ama genç o &lt;br /&gt;kadar ısrar etti ki,sonunda ona acıyan hocası razı oldu:"Peki,oyuna &lt;br /&gt;girebilirsin." &lt;br /&gt;Gencin oyuna girmesinin üstünden çok geçmemişti ki,hem hoca,hem oyuncular hem de arkadaşları gördüklerine inanamadılar.Daha önce hiç oynamamış bu meçhul ufaklığın &lt;br /&gt;her hareketi harika,attığı her pas isabetliydi.Karşı takımın oyuncuları onu durduramıyordu.Koşuyor pas veriyor, savunmaya geçiyor ve maçın yıldızı gibi parlıyordu.Sonunda gencin takımı aradaki farkı kapattı,nihayet atılan &lt;br /&gt;gollerle de beraberliği yakaladı.Ve son saniyelerde ufaklık topu tek başına sürükleyip herkesi geçti ve galibiyet golünü attı.Maç bitmişti,okulun taraftarları sevinç çığlıkları atıyor,arkadaşları ufaklığı omuzlarında taşıyordu. &lt;br /&gt;Seyirciler stadyumu terk ettikten,oyuncular duşlarını alıp soyunma &lt;br /&gt;odasına boşalttıktan sonra,takımın hocası ufaklığı bir köşede tek başına sessizce oturduğunu fark etti.Yanına gidip "Evlat,inanmıyorum. &lt;br /&gt;Bu gün bir harikaydın" dedi."sana ne oldu bunu nasıl yaptın anlat bana &lt;br /&gt;"dedi. Hocasına bakan genç gözleri dolu dolu şunları anlattı: &lt;br /&gt;"Babamın öldüğünü biliyorsunuz. &lt;br /&gt;Peki onun gözlerinin görmediğini de biliyor muydunuz?" &lt;br /&gt;Delikanlı güçlükle yutkundu,Gülümsemeye çalıştı. &lt;br /&gt;"Babam bütün maçlara geldi.Çünkü görmediği halde beni desteklemek &lt;br /&gt;istiyordu. &lt;br /&gt;Ve ilk defa bu gün beni görebilirdi. &lt;br /&gt;Ben bu fırsatı kullanmak ve oynayabildiğimi ona göstermek istedim!!!!!"&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-1453314571977347797?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/1453314571977347797/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=1453314571977347797' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/1453314571977347797'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/1453314571977347797'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/baba-ve-olu.html' title='Baba ve oğlu'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-7763103282458102692</id><published>2008-07-21T01:42:00.000-07:00</published><updated>2008-09-03T01:36:25.818-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='blog'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='peygamber'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pişmanlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='risale-i nur'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='merhamet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='islam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kelebek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gül'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kanuni'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nurmektebi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tecrübe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='risale'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hz.Muhammed'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='www.nurmektebi.tr.gg'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ibret'/><title type='text'>Dedim ki çok yalnızım</title><content type='html'>Dedim: Çok yalnızım. &lt;br /&gt;Dedin: ... فَإِنِّي قَرِيبٌ Ben ki sana çok yakınım. Bakara-186 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedim: Evet biliyorum sen bana yakınsın ama ben senden uzağım, keşke ben de sana yakın olabilseydim. &lt;br /&gt;Dedin: وَاذْكُر رَّبَّكَ فِي نَفْسِكَ تَضَرُّعاً وَخِيفَةً وَ دُونَ الْجَهْرِ مِنَ الْقَوْلِ بِالْغُدُوِّ وَالآصَالِ &lt;br /&gt;Rabbini sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle, yalvara yalvara ve için için zikret. Araf-205 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedim: Buda senin yardımını ister &lt;br /&gt;Dedin: أَلَا تُحِبُّونَ أَن يَغْفِرَ اللَّهُ لَكُمْ ALLAH'ın sizi bağışlamasını istemez misiniz? Nur-22 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedim: Tabii ki, beni affetmeni çok isterim. &lt;br /&gt;Dedin: وَاسْتَغْفِرُواْ رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُواْ إِلَيْهِ  (Öyleyse)Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na tövbe edin. Gerçekten benim rabbim, esirgeyendir, sevendir. Hud-90 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedim: Çok günahkârım, bu kadar günahla ben ne yaparım? &lt;br /&gt;Dedin:  أَلَمْ يَعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ هُوَ يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهِ ALLAH'ın, kullarının tövbesini kabul edeceğini.. ve ALLAH'ın tövbeyi çok kabul eden ve pek esirgeyen olduğunu hâlâ bilmezler mi? Tevbe-104. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedim: Defalarca tövbe edip tövbemi bozdum, artık yüzüm kalmadı. &lt;br /&gt;Dedin:  اللَّهِ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ (2) غَافِرِ الذَّنبِ وَقَابِلِ التَّوْبِِ ALLAH aziz ve bilendir, o günahları bağışlayan ve kullarının tövbesini kabul edendir. Ğafir-2/3. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedim: Bunca günahım var,hangisinin tövbesini yapayım?! &lt;br /&gt;Dedin:  إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا  ALLAH bütün günahları bağışlayandır. Zümer-53. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedim: Yani yine gelsem yine beni bağışlar mısın? &lt;br /&gt;Dedin:  وَ مَن يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلاَّ اللّهُ ALLAH'tan başka günahları bağışlayacak olan yoktur. Ali İmran-135. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedim: Ne kadar güzelsin ALLAH'ım! Bilmiyorum bu sözlerin karşısında niçin böylesine içim içime sığmıyor ve erimeye başlıyorum, seni çok seviyorum. &lt;br /&gt;Dedin: إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ التَّوَّابِينَ وَ يُحِبُّ الْمُتَطَهِّرِينَ Şüphesiz ki ALLAH tövbe edenleri ve temizlenenleri sever. &lt;br /&gt;Birden 'İlahım ve Rabbim benim senden başka kimim var' dedim. &lt;br /&gt;Sen de أَلَيْسَ اللَّهُ بِكَافٍ عَبْدَهُ &lt;br /&gt;'ALLAH kuluna yetmez mi?' (Zümer-36) dedin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedim: Sen ki beni bu kadar çok seviyorsun ve bana karşı bu kadar iyisin ben ne yapabilirim? &lt;br /&gt;Dedin: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اذْكُرُوا اللَّهَ ذِكْرًا كَثِيرًا (41) وَسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَأَصِيلًا (42) هُوَ الَّذِي يُصَلِّي عَلَيْكُمْ وَمَلَائِكَتُهُ لِيُخْرِجَكُم مِّنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ وَكَانَ بِالْمُؤْمِنِينَ رَحِيمًا &lt;br /&gt;Ey inananlar! ALLAH'ı çokça zikredin. Ve O'nu sabah-akşam tesbih edin. Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için üzerinize rahmetini gönderen Odur. Melekleri de size istiğfar eder. ALLAH, müminlere karşı çok merhametlidir. Ahzap-41/43. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi kendime dedim: ALLAH'ım seni çok seviyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-7763103282458102692?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/7763103282458102692/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=7763103282458102692' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/7763103282458102692'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/7763103282458102692'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/dedim-ki-ok-yalnzm.html' title='Dedim ki çok yalnızım'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-1016730539206500192</id><published>2008-07-21T01:37:00.000-07:00</published><updated>2008-09-03T01:39:09.041-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='blog'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='peygamber'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pişmanlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='risale-i nur'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='merhamet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aslan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='islam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kelebek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gül'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='köle'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kanuni'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nurmektebi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tecrübe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='risale'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hz.Muhammed'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='www.nurmektebi.tr.gg'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ibret'/><title type='text'>Aslan ve köle</title><content type='html'>Vaktiyle ülkenin birinde çok korkunç bir ceza şekli vardı.&lt;br /&gt;Halk ve padişah suçlu buldukları insanları, aç aslanlara yedirirlerdi.&lt;br /&gt;Cezanın verilmesine ortak olan halk, toplanarak bu korkunç manzarayı seyrederdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O günkü suçlu, bir gün efendisinin yanından kaçan bir köleydi.&lt;br /&gt;Arena dedikleri yüksek duvarlarla çevrili bir meydanın ortasına suçlu olan köleyi diktiler. Üzerine on günlük aç bıraktıkları bir aslanı salıverdiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zavallı adamın üzerine hırsla saldıran aslan birden durakladı ve kölenin ellerini yalamaya başladı. Bu ilginç olay karşısında hayretler içinde kalan halk köleye bunun sebebini sordular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zavallı köle şunları söyledi: Bir gün ormanda gezinirken bu aslana rastlamıştım. Pençesine sivri bir diken batmıştı ve zavallı hayvan olduğu yerde inleyip duruyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanına giderek pençesindeki dikeni çıkarınca onunla dost oldum.&lt;br /&gt;İşte aslan bunun için yanıma gelince ellerimi yalamaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olayı dinleyen halk bu esrarengiz olay karşısında çok şaşırdı ve duygulandı. Bu olaydan sonra halk ve padişah köleyi de aslanı da serbest bıraktı.&lt;br /&gt;Halk ve padişah kölenin peşinde aslanın uysal bir kedi yavrusu gibi dolaştığını hayretle ve hayranlıkla seyrettiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber efendimiz (s.a.v)’in söylediği gibi kişi ne kadar büyük de olsa, güçlü kuvvetli de olsa kendisinden zayıf birine acır ise onun kalbini kırmaz da gönlünü kazanırsa Allahu Teala ve gökyüzündeki bütün melekler ona acır. Sen birine iyilik yaparsan o iyiliğin karşısında bir yerine on kazanırsın ve yeri gelir o yardım ettiğin kişi de sana acır ve yardım eder&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-1016730539206500192?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/1016730539206500192/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=1016730539206500192' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/1016730539206500192'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/1016730539206500192'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/aslan-ve-kle.html' title='Aslan ve köle'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-440170946310946301</id><published>2008-07-21T01:33:00.000-07:00</published><updated>2008-08-23T01:54:29.245-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='blog'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='peygamber'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pişmanlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='merhamet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aslan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='islam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kelebek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gül'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='köle'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kanuni'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nurmektebi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tecrübe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hz.Muhammed'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='www.nurmektebi.tr.gg'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ibret'/><title type='text'>Dört mevsim</title><content type='html'>Bir zamanlar 4 Oğlu olan bir adam varmış.. Çocuklarının çok erken karar vermemeleri ve önyargılı olmamaları için onları bu konuda eğitmek istemiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece her birini uzak bir yerde duran Ağacın yanına gidip ona bakmalarını istemiş. . &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk oğlan Kışın gitmiş, İkincisi İlkbahar, üçüncüsü yazın &lt;br /&gt;ve sonuncusu sonbaharda. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geri döndüklerinde hepsini bir araya çağırmış ve ne gördüklerini sormuş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk Oğlan Ağacın çok çirkin, yaşlı ve kupkuru olduğunu söyledi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci oğlan Hayır yeşillikle doluydu ve canlıydı dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçüncü oğlan başka fikirdeydi. Çiçekleri vardı ve kokusuyla görüntüsüyle o kadar muhteşemdi ki daha önce hiç böyle bir şey görmemişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuncu Oğlan hepsinin haksız olduğunu ve ağacın meyvelerle dolu, canlı ve hayat dolu olduğunu belirtti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşlı Adam Oğullarına hepsinin haklı olduğunu söyledi. Çünkü hepsi farklı mevsimlerde ağacı görmeye gitmişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlara bir Ağacı veya bir İnsanı, kısa bir süre veya bir mevsim tanıdıktan sonra yargılayamayacaklarını anlatmaya çalıştı. Yada neye sahip olup olmadıklarını. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekleri ancak sonunda, 4 mevsimi gördükten sonra görürsünüz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer kışın vazgeçersen İlkbaharın nimetinden olursun, Yazın Güzelliğinden ve Sonbaharın bütünlüğünden de. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir mevsimin acısının, diğer güzel mevsimleri parçalamasına izin vermeyin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatınızı bir mevsim(bir dönem) yüzünden yargılamayın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unutmayın ki ilerde şuan ki zamanı arayabilirsiniz ve daha güzel günlerde yaşayabilirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-440170946310946301?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/440170946310946301/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=440170946310946301' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/440170946310946301'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/440170946310946301'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/drt-mevsim.html' title='Dört mevsim'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-8999005859850655154</id><published>2008-07-21T01:25:00.000-07:00</published><updated>2008-09-03T01:39:33.618-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='blog'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='peygamber'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pişmanlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='risale-i nur'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='merhamet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aslan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='islam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kelebek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gül'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='köle'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kanuni'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nurmektebi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tecrübe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='risale'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hz.Muhammed'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='www.nurmektebi.tr.gg'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ibret'/><title type='text'>Benim İnşaallah</title><content type='html'>Dinle, îmanla pek alâkası olmayan bir adamın dinde hassas bir hanımı varmış. Ve bu hanımın güzel bir de alışkanlığı: Söylediği her sözün başına "İNŞA ALLAH" kelimesini yerleştiriyor. &lt;br /&gt;-Hanım, haydi yemek yiyelim. &lt;br /&gt;-Yiyelim İNŞALLAH bey! &lt;br /&gt;-Hanım haydi çay içelim. &lt;br /&gt;-İçelim İNŞALLAH bey! &lt;br /&gt;Adam ara sıra ikaz ediyor: &lt;br /&gt;-Yahu hanım, her şeye de İNŞALLAH diyorsun. Yemek yiyelim: İNŞALLAH, su içelim: İNŞALLAH! yetti be! &lt;br /&gt;Bir gün akşam saatinde elektrikler söner. Adamın hemen evlerinin karşısındaki bakkaldan mum alması gerekir: &lt;br /&gt;-Hanım ben şu bakkaldan bir mum alıp geleyim. &lt;br /&gt;-Al-gel İNŞALLAH bey! &lt;br /&gt;Adam yine kızar: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Yahu ne İNŞALLAHI, ne MAŞALLAHI? Alt tarafı iki adım yürüyüp bir mum alıp geleceğim. &lt;br /&gt;Söylenerek gider. Tam bakkalın önünde iki kişi niza eder. Adam onları ayırmaya çalışır, derken polisler gelir; oradakileri toplayıp karakola götürürler. Kim haklı, kim haksız? Sen dedin, ben yaptım. derken adam sabaha kadar aç susuz, hakaretler içinde nezarette kalır. Sabah savcı gelir, sorgu-sual derken akşama doğru adamın olayla ilgisinin olmadığı anlaşılır ve bırakırlar. &lt;br /&gt;Adam yorgun argın, aç-bî ilâç eve gelir ve kapıyı çalar. İçeriden hanımının sesi gelir: &lt;br /&gt;-Kim o? &lt;br /&gt;Adam bitkince cevap verir: &lt;br /&gt;-Benim, İNŞAALLAH!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-8999005859850655154?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/8999005859850655154/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=8999005859850655154' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/8999005859850655154'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/8999005859850655154'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/benim-inaallah.html' title='Benim İnşaallah'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-5153181682080664865</id><published>2008-07-21T01:23:00.000-07:00</published><updated>2008-09-03T01:40:01.117-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='blog'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='peygamber'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pişmanlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='risale-i nur'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='merhamet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aslan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='islam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kelebek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gül'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='köle'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kanuni'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nurmektebi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tecrübe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='risale'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hz.Muhammed'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='www.nurmektebi.tr.gg'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ibret'/><title type='text'>Namaz kılmamak için bir tercih yap</title><content type='html'>Bütün ibadetlerine yerine getirmeye çalışan bir adam varmış. Orucunu tutar, zekatını verir, insanlara yardım elini uzatmaktan hiç geri kalmazmış. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnız bu adamın bir kusuru varmış: Namaz kılmak ona çok ağır gelirmiş, üşenirmiş. &lt;br /&gt;Bir gün varmış gitmiş çok büyük bir hocanın yanına. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demiş ki:Hocam ne yap et beni şu namazdan kurtar. Namaz kılmamak için ne yapmam gerekse söyle yapayım. Yeter ki şu namazdan kurtulayım demiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hoca:Ya evlat ben hiçbir yerde ne duydum ne işittim bu namazdan kurtuluş yok, borcun kılacaksın demiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam yalvarmış bul hocam diye. Hoca müddet istemiş adam gitmiş. Aradan haftalar geçmiş, adam gelmiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buldun mu hocam demiş,kurtulacak mıyım? &lt;br /&gt;Hoca:Buldum evladım eğer şu 5 şarttan biri sana uyuyorsa NAMAZ dan mesul değilsin &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1: ÖLÜ İSEN &lt;br /&gt;2: DELİ İSEN &lt;br /&gt;3: ÇOCUK İSEN &lt;br /&gt;4: HAYVAN İSEN &lt;br /&gt;5: KAFİR İSEN &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tercih senin&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-5153181682080664865?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/5153181682080664865/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=5153181682080664865' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/5153181682080664865'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/5153181682080664865'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/namaz-klmamak-iin-bir-tercih-yap.html' title='Namaz kılmamak için bir tercih yap'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-4290008848543088103</id><published>2008-07-21T01:17:00.000-07:00</published><updated>2008-09-03T01:44:46.829-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='blog'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='peygamber'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pişmanlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cebrail'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='risale-i nur'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='merhamet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aslan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='islam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kelebek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gül'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='köle'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kanuni'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nurmektebi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tecrübe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='risale'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hz.Muhammed'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='www.nurmektebi.tr.gg'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ibret'/><title type='text'>Ey cebrail !!</title><content type='html'>Peygamber Efendimiz Cebrail (a.s) a sordu: &lt;br /&gt;Ey Cebrail hiç 7 kat semadan yeryüzüne korku ve dehşet içinde hızlıca indin mi? &lt;br /&gt;Cebrail : evet Ya Muhammed 3 kez dediğin şekilde indiğim oldu. &lt;br /&gt;bunun üzerine Peygamberimiz sordu : nasıl oldu anlat &lt;br /&gt;1. si dedi Cebrail ,Hz.İbrahim ateşe atılırken Allah (c.c) bana dedi ki : Sor bakalım İbrahim'in bizden bir dileği var mıdır &lt;br /&gt;O sırada İbrahim ateşe atılmış şekilde havada ilerliyor(o zaman mancılık yöntemiyle ateşe atmışlardı İbrahim Peygamberi) &lt;br /&gt;Cebrail : hemen süratle indim yeryüzüne ve İbrahim e sordum ; Var mıdır Rabbinden istediğin bir şey &lt;br /&gt;İbrahim peygamber cevapladı: Çekil çekil...Rabbim den geldiyse Başım üstüne. &lt;br /&gt;Bunun üzerine Yaradan emretti.Ateşe serin ol Yere yumuşak ol dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber efendimiz ya 2. si diye sordu Cebrail'e &lt;br /&gt;Cebrail (a.s) : yine İbrahim oğlu İsmail'i kurban edeceğinde bıçağın keskin yerini değil sırt tarafını İsmailin boğazına sürtüyordu kesmek için. &lt;br /&gt;tam farkına vardı ve bıçağı ters çevirip İsmailin boğazına değdireceği sıra Rabbim emretti. &lt;br /&gt;Yetiş Cebrail al şu iki koçu İbrahim bunları kurban etsin dedi.işte o sırada çok korktum yetişemeyeceğim diye ama şükürler olsun yetiştim dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberimiz sordu :ye 3. sü Cebrail onu da anlat &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cebrail (a.s) : Ya Rasul Allah onu ne sen sor ne ben söyleyeyim. Rabbime en yakın olduğum yerdeydim.kendi mekanımda ve 7 kat semanın en tepesi denebilir.Sen Uhud savaşındaydın ve.... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;devam etmesini söyler Peygamberimiz : &lt;br /&gt;Cebrail : Savaş sırasında darbe aldın.darbe alınca miğferinin demiri yanağına battı.Ashab geldi yanına ve sana olan terbiyesinden derki o demiri eliyle değil ağzıyla yanağından hafifçe çekti çıkardı. İşte tam o sırada yanağından süzülen bir damla kan yere düştü düşecek... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alemlerin Rabbi şöyle dedi: Yetiş Ey Cebrail.Eğer Resulümün Kanı yere düşerse andolsun ki Yerde ve gökte bir tek canlı bırakmam &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cebrail: işte o anda tüm gücümle yeryüzüne Uhud'a yöneldim.O kadar hızla indim ki .... Yanağından süzülen kan tam yere damlamak üzereyken yetiştim ve Kanadımın üzerine düşürdüm...Hamd olsun Rabbime&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-4290008848543088103?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/4290008848543088103/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=4290008848543088103' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/4290008848543088103'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/4290008848543088103'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/ey-cebrail.html' title='Ey cebrail !!'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-5356397494473778950</id><published>2008-07-21T01:14:00.001-07:00</published><updated>2008-08-23T01:56:51.796-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='blog'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='peygamber'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pişmanlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cebrail'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='merhamet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aslan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='islam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kelebek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gül'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='köle'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kanuni'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nurmektebi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tecrübe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hz.Muhammed'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='www.nurmektebi.tr.gg'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ibret'/><title type='text'>En yüce şefaat sahibi</title><content type='html'>Kıyâmet günü, Cenâb-ı Hak, Levh-i Mahfûz’a emâneti olan Kur’ân-ı Kerîm’i sorar. Levh-i Mahfûz, emâneti İsrâfil (a.s.)’a teslim ettiğini; İsrâfil (a.s.) Mikâil (a.s.)’a; Mikâil (a.s.) Cebrâil (a.s.)’a, Cebrâil (a.s.) da Peygamber Efendimize teslim ettiğini söyler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber Efendimiz Huzûrullâh’a davet edilir. Cenâb-ı Hak habîbine sorar: Yâ Muhammed! Cebrâil’in emâneti sana ulaştı mı? Peygamber Efendimiz: “Evet, Yâ Rab! Onu ümmetime tebliğ ettim.”, buyurur. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak: “Çağırın ümmet-i Muhammedi, onlara emânetimden suâl edeceğim”, buyurur. Peygamber Efendimiz: “Yâ Rab! Ümmetim zayıf kimselerdir. Senin huzuruna çıkmaya güç yetiremezler. Cenâb-ı Hak: “Ey habîbim! Onları getirmen lazım.’, buyurunca Peygamber Efendimiz: “Bana izin ver Yâ Rab! Âdem (a.s.)’a gideyim.” İzin verilir ve Peygamber Efendimiz Âdem (a.s.)’ın yanına giderek şöyle buyurur: “Ya Âdem! Sen beşerin babası, ben ise nebîsiyim. Onlara bir sıkıntı isâbet ederse, her ikimiz de üzülürüz. Sen ümmetimin günâhlarının yarısını, ben de yarısını yükleneyim de, ümmetimin hepsi suâlden kurtulsun.” Adem (a.s.) şöyle cevap verir: “Yâ Muhammed! Ben kendi nefsim ile meşgulüm. Buna güç yetiremem.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber Efendimiz bu cevabı alınca, üzgün bir şekilde Âdem (a.s.)’ın yanından ayrılır ve Arş-ı Alâ’nın altına gelip, secdeye kapanarak, ağlamaya başlar. Bu ağlama esnasında, Cenâb-ı Hakk’a şöyle yalvarır: “Yâ Rab! Ben, senden ne nefsimi, ne kızım Fâtma’yı, ne de torunlarım Hasan ve Hüseyin’i istiyorum; Senden ümmetimi istiyorum, Ya Rab! Onları bağışla.” Bu ilticâ üzerine Cenâb-ı Hak habîbine seslenerek: “Kaldır başını Ey Habîbim! Ümmetini affettim ve onları sana verdim”, buyururlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-5356397494473778950?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/5356397494473778950/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=5356397494473778950' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/5356397494473778950'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/5356397494473778950'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/en-yce-efaat-sahibi.html' title='En yüce şefaat sahibi'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-6062482687838482029</id><published>2008-07-21T01:08:00.000-07:00</published><updated>2008-08-23T01:57:33.015-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='blog'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='peygamber'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pişmanlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cebrail'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='merhamet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aslan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='islam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kelebek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gül'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='köle'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='serçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='avcı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kanuni'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nurmektebi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tecrübe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hz.Muhammed'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='www.nurmektebi.tr.gg'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ibret'/><title type='text'>Serçenin avcıya nasihati ...</title><content type='html'>Avcının biri kuş avlamak için tuzak kurmustu.&lt;br /&gt;Tuzağa küçük bir kuş yakalandı.&lt;br /&gt;Minik kuşu eline aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayret!&lt;br /&gt;Minik kuş konuşuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Minik kuş:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Ey büyük efendi! Sen birçok koyunlar, sığırlar, develer yedin.&lt;br /&gt;Onların etlerinden bile doymadın ki, benim etimle mi doyacaksın?&lt;br /&gt;Ben senin dişinin kovuğunu bile dolduramam.&lt;br /&gt;Şayet beni salıverecek olursan, sana üç öğüt vereceğim.&lt;br /&gt;Bu öğütlerden ilkini senin elindeyken, ikincisini şu karşı damın üstünde,&lt;br /&gt;üçüncüsünü ise ağacın üstünde söyleyeceğim.&lt;br /&gt;Bu üç öğüdümü tutacak olursan, ömür boyu mutlu olursun." dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avcı bu teklifi beğendi.&lt;br /&gt;Zaten eti olmayan bu küçük kuşla nasıl doyacaktı ki? Kuşun öğüdü belki işe yarardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avcı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Peki, söyle bakalım" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Minik kuş:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Elindeyken vereceğim öğüt şudur:&lt;br /&gt;(Olmayacak şeye, kim söylerse söylesin inanma)."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuş, bu birinci öğüdünden sonra avcının elinden karşıdaki damın üstüne kondu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Ikince öğüdüm:&lt;br /&gt;(Geçmiş gitmiş şeyler için üzülme. Bir sey senden gittikten sonra onun hasretini çekme)."&lt;br /&gt;Kuş, ikinci öğüdüne devam etti:&lt;br /&gt;"Benim karnımda on dirhem ağırlığında çok degerli bir inci vardı.&lt;br /&gt;O inci seni de, çocuklarını da zengin ederdi.&lt;br /&gt;O inci senindi ama, kısmetin değilmis.&lt;br /&gt;Öyle bir inci kaçırdın ki, dünyada eşi benzeri yoktu." dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avcı, bu sözleri işitince:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Eyvah! Ben kendi elimle kendime yazık ettim. Elimdeki talih kuşunu kaçırdım.&lt;br /&gt;Ah benim akılsız kafam" diye üzülmeye, ağlamaya ve dövünmeye başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuş, avcının bu halini görünce:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Be ahmak adam! Biraz önce ben sana ne öğüt verdim?&lt;br /&gt;Şu haline bir bak. Inci elinden gittiyse ne üzülüyorsun?&lt;br /&gt;Ben sana geçen bir şeye üzülme demedim mi?&lt;br /&gt;Sözümü anlamadın mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra sana ´Olmayacak bir söze sakın inanma´ diye ilk öğüdümü verdim.&lt;br /&gt;On dirhemlik inciyi duyunca aklın başından gitti.&lt;br /&gt;Benim üç dirhem gelmeyeceğimi bildiğin halde, nasil içimde on dirhemlik inci bulunabilir?" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avcı, kuşun uyarısını dinleyince, aklı başına geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Hayır, güzel ve akıllı kuş!&lt;br /&gt;Şu üçüncü öğüdünü de söyle, öyle git." dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Minik kuş, üçüncü öğüdünü vermek için damdan ağacın üstüne sıçradı ve avcıya alaylı bir tavırla:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Allah Allah! Ilk iki öğüdümü çok iyi tuttun da üçüncüsünü mü tutacaksın?"&lt;br /&gt;diyerek tamahkar avcının haline güldü ve göğün maviliklerine dogru uçtu gitti...&lt;br /&gt;Uykuya dalmış bilgisiz kişiye öğüt vermek, çorak yere tohum saçmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abdallık ve bilgisizlik yırtığı yama kabul etmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey öğütçü, ona hikmet tohumunu saçmadan önce, onu yamasız, yırtıksız hale getir&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-6062482687838482029?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/6062482687838482029/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=6062482687838482029' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/6062482687838482029'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/6062482687838482029'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/serenin-avcya-nasihati.html' title='Serçenin avcıya nasihati ...'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-3349217949323479356</id><published>2008-07-20T14:59:00.000-07:00</published><updated>2008-08-23T01:57:53.318-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='blog'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='peygamber'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pişmanlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cebrail'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='merhamet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aslan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='islam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kelebek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gül'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='köle'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='serçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='avcı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kanuni'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nurmektebi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tecrübe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hz.Muhammed'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='www.nurmektebi.tr.gg'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ibret'/><title type='text'>Yaşamak,sevmek ve öğrenmek</title><content type='html'>Öğretmenin adı bayan Thompson'du ve 5.sınıf öğrencilerinin önünde ayakta durduğu ilk gün onlara bir yalan söyledi. Çoğu öğretmen gibi, onlara baktı ve hepsini aynı derecede sevdiğini söyledi. Bu mümkün değildi, çünkü orada en önde, &lt;br /&gt;sırasına adeta çökmüş gibi oturan küçük bir öğrenci vardı. &lt;br /&gt;Adı Teddy Stoddard. Bir önceki yıl, bayan Thompson, Teddy'i gözlemiş, onun diğer çocuklarla oynayamadığını; giysilerinin kirli ve kendinin de hep banyo yapması gereken bir halde olduğunu görmüştü ve Teddy mutsuz da olabilirdi. &lt;br /&gt;Çalıştığı okulda bayan Thompson, her öğrencinin geçmişteki kayıtlarını incelemekle de görevlendirilmişti ve Teddy'nin bilgilerini en sona bırakmıştı. Onun dosyasını incelediğinde şaşırdı. Çünkü; birinci sınıf öğretmeni: "Teddy zeki bir çocuk ve her an gülmeye hazır. Ödevlerini düzenli olarak yapıyor ve çok iyi huylu... Ve arkadaşları onunla olmaktan mutlu..." diye yazmıştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci sınıf öğretmeni: &lt;br /&gt;"Mükemmel bir öğrenci, arkadaşları tarafından sevilen, fakat evde annesinin amansız hastalığı onu üzüyor ve sanırım evdeki yaşamı çok zor.." diyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçüncü sınıf öğretmeni: &lt;br /&gt;"Annesinin ölümü onun için çok zor oldu. Babası ona yeterince ilgi gösteremiyor ve eğer bir şeyler yapılmazsa evdeki olumsuz yaşam onu etkileyecek.“ diye yazmıştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dördüncü sınıf öğretmenine gelince: &lt;br /&gt;"Teddy içine kapanık ve okula hiç ilgi göstermiyor, hiç arkadaşı yok ve bazen sınıfta uyuyor." demişti. Şimdi bayan Thompson sorunu çözmüştü ve kendinden utanıyordu. Öğrenciler ona güzel kağıtlara sarılmış süslü kurdelelerle paketlenmiş yeni yıl hediyeleri getirdiğinde kendini daha da kötü hissetti. Çünkü Teddy'nin armağanı &lt;br /&gt;kaba kahverengi bir kese kağıdına beceriksizce sarılmıştı. Bunu diğer öğrencilerin önünde açmak ona çok acı verdi. &lt;br /&gt;Bazıları, paketten çıkan sahte taşlardan yapılmış, birkaç taşı düşmüş bileziği ve üçte biri dolu parfüm şişesini görünce gülmeye başladılar, fakat öğretmen, bileziğin ne kadar zarif olduğunu söyleyerek ve parfümden de birkaç damlayı bileğine damlatarak onların bu gülmelerini bastırdı. &lt;br /&gt;O gün okuldan sonra Teddy öğretmenin yanına gelerek; "Bayan Thompson, bugün hep annem gibi koktunuz" dedi. &lt;br /&gt;Çocuklar gittikten sonra öğretmen yaklaşık bir saat kadar ağladı. O günden sonra da çocuklara okuma, yazma, matematik öğretmekten vaz geçerek onları eğitmeye başladı. Teddy'ye özel bir ilgi gösterdi. Onunla çalışırken zekasının tekrar canlandığını hissetti. Ona cesaret verdikçe çocuk gelişiyordu. Yılın sonuna dek, Teddy sınıfın en çalışkan öğrencilerinden biri olmuştu. &lt;br /&gt;Öğretmenin, hepinizi aynı derecede seviyorum yalanına karşın Teddy, onun en sevdiği öğrenci olmuştu. &lt;br /&gt;Bir yıl sonra, kapısının altında bir not buldu. Teddy'dendi. Tüm yaşantısındaki en iyi öğretmenin kendisi olduğunu yazıyordu. Ondan yeni bir not alana kadar 6 yıl geçti. Notunda liseyi bitirdiğini ve sınıfındaki üçüncü en iyi öğrenci olduğunu ve bayan Thompson'un halâ hayatında gördüğü en iyi öğretmen olduğunu yazıyordu. Dört yıl sonra, bir mektup daha aldı Teddy'den. O arada zamanın onun için zor olduğunu çünkü üniversitede okuduğunu ve çok iyi dereceyle mezun olmak için çok çaba sarf etmesi gerektiğini yazıyordu. Ve bayan Thompson halâ onun hayatında tanıdığı en iyi öğretmendi. Daha sonra dört yıl daha geçti ve bir mektup daha geldi. Çok iyi bir dereceyle üniversiteden mezun olduğunu ama daha ileriye gitmek istediğini yazıyordu. Ve halâ bayan Thompson onun tanıdığı ve en çok sevdiği öğretmendi. &lt;br /&gt;Bu kez mektubun altındaki imza biraz daha uzundu. &lt;br /&gt;Theodore F.Stoddard Tıp Doktoru. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlkbaharda bir mektup daha aldı bayan Thompson. Teddy hayatının kızıyla tanıştığını ve evleneceğini yazmıştı. Babasının birkaç yıl önce öldüğünü, bayan Thompson'un düğünde damadın anne ve babası için ayrılan yere oturup oturamayacağını soruyordu. Tabii ki oturabilirdi. &lt;br /&gt;Bayan Thompson törene giderken özenle sakladığı birkaç taşı düşmüş olan o bileziği taktı, Teddy'nin ona verdiği ve annesi gibi koktuğunu söylediği parfümden sürmeyi de ihmal etmedi. &lt;br /&gt;Birbirlerini sevgiyle kucaklarlarken, Teddy, onun kulağına "Bana inandığınız için çok teşekkürler bayan Thompson, kendimi önemli hissetmemi sağladığınız için ve beni böyle değiştirdiğiniz için de..." diye fısıldadı. &lt;br /&gt;Bayan Thompson gözünde yaşlarla ona karşılık verdi: "Yanılıyorsun Teddy... Ben değil, sen bana öğrettin. &lt;br /&gt;Seninle karşılaşıncaya kadar ben öğretmenliği bilmiyormuşum..!!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-3349217949323479356?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/3349217949323479356/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=3349217949323479356' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/3349217949323479356'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/3349217949323479356'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/yaamaksevmek-ve-renmek.html' title='Yaşamak,sevmek ve öğrenmek'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-6196807560800975327</id><published>2008-07-20T14:55:00.000-07:00</published><updated>2008-08-23T01:58:16.330-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='blog'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='peygamber'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pişmanlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cebrail'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='merhamet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aslan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='islam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kelebek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gül'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='köle'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='serçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='avcı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kanuni'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nurmektebi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tecrübe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hz.Muhammed'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='www.nurmektebi.tr.gg'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ibret'/><title type='text'>Söyleyemedim</title><content type='html'>• Öyle çok pazarlık ettim ki Seninle ey Rabbim. Sen çağırınca, kendime ayırdığım vakitlerden çalındığını düşündüm. Ezan okununca, sevdiklerimle geçirdiğim zamanların azalmasından korktum. Vakit girince, içim “cız” etti hep. Odamdan uzaklaştım, bıraktım işimi, bozdum keyfimi; öylece namaza durdum. Ayak diredim, “az sonra kılsam da olur!” dedim. “Az sonra”larım “çok sonralara döndü, geç kaldım, geç kalmaktan utanmadım. Sonunda ayaklarımı sürüye sürüye vardım huzuruna. Pazarlığımı vaktin daralmışlığını bahane ederek yeniden ileri sürdüm. Kaçıyordu namaz ya; o yüzden çabucak kıldım, selam verdim, hemen kalktım, rahatladım. Oysa rahatlığı Sana borçluyum. Ağrımayan her bir dişim kadar huzur borçluyum Sana. Damarlarımın her bir noktasında pıhtılaşmayan kanım kadar sükûnet borçluyum Sana. Tenimin kaşınmayan her bir noktası kadar rahatlık borçluyum Sana. Dişlerim ağrıyacak olsa her biri için harcayacağım zaman Senin. Kanım pıhtılaşıp damarlarım tıkanacak olsa, her defasında ızdırap ve korkuyla geçireceğim saatlerin hepsi Senin. Tenim her noktasında yırtılacakmış gibi acıyacak olsa, kendi kendime dar geleceğim huzursuz günler Senin. &lt;br /&gt;Gün oldu; usandım. Sabrımı tükettim; tükendim. Kendimi yontmaya heveslendim. Benden istediğin zamanı çok gördüm. Benden istediğini, benim için istediğini bile bile, huzurunda huzursuz durdum. Fazla buldum namazın rekatlarını; kısaltmak için bahaneler aradım. Günümü delik deşik etmeni, işimin arasına kesintiler sokmanı, hayatımın ortasına duraklar koymanı, uykumu bölmeni lüzumsuz gördüm. “Beni bana bırak!”larla durdum huzuruna; içim başka bir yerlerin türküsünü söylerken, ben seccadende, belki sadece bedenimle, mıhlı kaldım. Oysa Sen, dileseydin dar edebilirdin zamanı bana! Bir uçurumun dibine savrulmuş bir arabada çaresizce Sana yalvartıyor olabilirdin beni. Korkulu bir savaşın orta yerinde ateş ve kan kusan bombaların altında günümü de, işimi de, uykumu da, hatta rüyalarımı da delik deşik etmelerini takdir edebilirdin. Düşmeyen bombalar kadar, uçuruma savrulmayan arabalar kadar genişlik borçluyum Sana. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçten pazarlıktı benimkisi. Öyle içten ki kendime bile söyleyemedim. Gözlerimle birlikte gönlümü de secdene kilitlemeyi çok gördüm. Kendimi sıfırlamayı, benliğimi hiçe indirgemeyi beceremedim. Ensemde kaderin sıcacık nefesini hissedecek o teslimiyetin vadisine inemedim. Acelem vardı; alnımı koyduğum gibi kaldırdım seccadeden. Bütün benliğimle aşağı inemedim. İşim vardı, secdemi işime zaman kazandım. Secdeye kalbimi de sığdırmaya çalışmadım. Uykum vardı, secdemi sığ bırakıp uykumu derinleştirdim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtirafımdır: Bencilliğimi de sırtıma alıp rükûlarda eritemedim. Bedenim eğilirken huzurunda, “emrolunduğum gibi dosdoğru olmanın ağırlığını sırtıma almayı erteledim. “Sırası değil!”di; “hele dur; sonra da olur!”du. En Sevgili’ni bir gecede ihtiyarlatan emri üzerime alınmadım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen dileseydin, çocuğumun cılız nabızlarının eşliğinde, loş ve neşesiz bir yoğun bakım odasında, gözümü de gönlümü de, umutsuzca, çaresizce, ürpertiyle, korkuyla bir monitörün ekranına kilitleyebilirdin. Dileseydin, yeryüzünün sükûnetini bir anda kesip, küçücük bir duvar kıpırtısının gölgesinde, mini mini bir sarsıntının beklentisi içinde saçlarıma aklar düşürebilirdin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçten pazarlık mı denir buna? Sen bilirsin Seninle ettiğim pazarlığı. Kendime sakladığım ve hatta kendimden de sakladığım sır bu. Dilime bile değdirmekten korktuğum, ağzıma almaktan utandığım öyle bir sır işte. Fısıldaması bile acı veriyor ya… Meselâ, uzayınca Fatiha, uzayınca sûre, heceler sanki özgürlüğe giden yolu taşlar gibi kestikçe, “bitmez şimdi bu namaz!” dediğim çok oldu. Ama içimden. Kimseler duymadı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir Sen duydun beni ey Rabbim. Sırrımı bir Sen bildin. Kendimi lüzumsuz hissederken seccadenin üzerinde, dudağım anlamına yetişemediğim kelimeler için oynarken, Sen beni söylediğimden fazlasıyla duydun, söyleyemediğimi de, dile getiremediğimi de bildin. Ruhumu alıp uzaklara gittiğim halde, bir bedenimi bıraktığım halde huzurunda, kovmadın beni, yakınlığında tuttun. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtirafımdır; öyle anlatıldığı gibi özleyebilmeyi beceremedim henüz namazı… “Aradan çıkarmaya çalıştığım” oldu namazı. Geçiştirdim namazı. Bir “sorun”du çözdüm, hallettim. Selam verip sonra yaşamaya başladım… Yaşamayı namazın içinde aramalıydım. Namazı yaşamanın içine sızdırmalıydım oysa. Bilemedim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafa tuttum, ayak diredim, pazarlık ettim; ama Sen utandırmadın, yine yine yine huzuruna aldın beni. Her secdede rahmetinle okşadın alnımı. Her rükûda “aferinler” fısıldadın gönlüme. Her vakitte yeni bir sayfanın aklığına çağırdın ruhumu. Yüzüme vurmadın. Azarlamadın. Aşağılamadın. Hepten umut kesmedin benden. Yok saymadın. Utandırmadın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pazarlık ettiğimi Seninle bir Sen bildin ey Rabbim. Kimselere söylemedin. Sırdaşım Sensin, bir Sana açabilirim içimi, bir Senin beni ayıplamandan korkmam. Ben işte böyleyim; yine “bana ait”lerin hesabındayım. Başka kime söyleyeyim? Başka kimin anlayışından medet umayım?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-6196807560800975327?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/6196807560800975327/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=6196807560800975327' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/6196807560800975327'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/6196807560800975327'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/syleyemedim.html' title='Söyleyemedim'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-2259112430326267064</id><published>2008-07-20T14:39:00.000-07:00</published><updated>2008-09-03T01:45:16.720-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='blog'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='peygamber'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pişmanlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cebrail'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='risale-i nur'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='merhamet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aslan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='islam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kelebek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gül'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='köle'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='serçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='avcı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kanuni'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nurmektebi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tecrübe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='risale'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hz.Muhammed'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='www.nurmektebi.tr.gg'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ibret'/><title type='text'>Sigarayı bıraktım</title><content type='html'>Hafif sisli bir havada ve günesin apartmanların arasından yeni güne merhaba dediği bir saatte, vapura doğru ilerleyen genç adam; jeton gişesinde, yaklaşık iki ay önce ayrıldığı kız arkadaşını görür ve titrek bir"merhaba" ile konuşmaya baslar. Bu konuşmalar vapurda da devam eder. Adamın; "Hava o kadar da soğuk değil, dışarıda oturalım mi?" sorusuna, kızın "Olur" cevabi vermesiyle birlikte vapurun en üst katına doğru yol alırlar. Birkaç dakika havadan sudan&lt;br /&gt;muhabbetlerle geçtikten sonra, adam kıza bir sigara uzatır ve kendisine de bir tane alır. Daha sonra, genç adam birden lafa girer: * Biliyorum, bu konuları daha önce hiç konuşmadık ya da konuşamadık diyeyim. Merak etme ama, "Neden ayrıldık biz" sorusunu sormayacağım.&lt;br /&gt;Sadece sana söylemek istediğim birkaç şey var, onları konuşmak istiyorum. Genç kız; adama bakarak, "Evet seni dinliyorum, devam et" dedikten sonra adam, konuşmasına kaldığı yerden devam eder:  ! Biliyor musun? Ayrıldıktan sonra, seni sigaraya benzetmeye başladım. Kız, hiç tahmin etmediği, alakasız bir konuyla lafa girmesinin verdiği şaşkınlıkla, "Ne?&lt;br /&gt;Nasıl yani?" der. Adam, önce kıza uzattığı sigarayı ve sonra kendi sigarasını, çantasından çıkardığı çakmak ile yaktıktan sonra:  Mesela bir tane sigara yakıyorum ve kül tablasına koyup izlemeye başlıyorum. Kül tablasına dökülen külleri gördükçe; anılarımız aklıma, her biri kül olup acılarıma dönüşüyor sonra.Arada bir elime alıyorum sigarayı ve içime çekiyorum seni. Kendimi zehirlemek için; daha çok, daha çok çekiyorum. Bazen de anıları silkiyorum kül tablasına.&lt;br /&gt;"Sen zehiri" hoşuma gidiyor, içimi acıtıyor, vazgeçemiyorum; içime çekmeye devam ediyorum. Ağzımdan çıkan her dumanda, ayrılırken bana bıraktığın; son bakisinin silueti beliriyor. Her sigaranın olduğu gibi, senin de sonun yaklaşıyor. Ve ben yavaş hareketlerle; ne zaman seni söndürmek için, elimi götürsem kül tablasına, aptalca bir umutla "N'olur yapma!! " diyeceğin zamanı bekliyorum. Ama hiçbir zaman duyamıyorum sesini. "Ve iste bitirdim seni"&lt;br /&gt;diyorum. Hayır hayır kendimi kandırıyorum galiba, "Seni böyle bitiremem" diyorum sonra. Ama bakıyorum kül tablasına; evet! Sen oradasın, evet! Anılar orada. Ancak, elimde hala kokun var. Yıkasam da, hiç çıkmayacak bir koku. Anlıyorum ki; bu sigarada, senin çok az bir kısmını bitirmişim. Senden bağımsız bir sen, hep içimde yasıyormuş. Ve anlıyorum ki, sadece&lt;br /&gt;sönüyorsun. Seni ateşleyecek bir "Ben" bekliyorsun sabırla. O "Ben", çok da bekletmiyor seni. Bir daha yanmaya başlıyorsun. Anılar acılar derken yine bitiyorsun. Yeniden yanıyor ve bitiyorsun. Bu hep böyle devam ediyor; sonunda alışkanlık oluyorsun. Genç kız anlatılanları dinlerken; tarif edilmeyecek bir duygu yoğunluğu içindeydi. Bir yandan, birisinin bu kadar acı çekmesine üzüntü duyarken; diğer yandan da, kendisinin hala unutulmamış olmasından, haz alıyordu. Aslında kendisi de unutamamıştı genç adamı. Kendi isteğiyle ayrılmıştı ama; sevmediği ya da artık bir şeyler hissetmediği için değil, en yakın kız arkadaşının da, o insana karsı bir takım duygular beslediği için gerçekleşmişti bu ayrılık. Bunu; ne erkek arkadaşı, ne de en yakın arkadaşı biliyordu. Erkek arkadaşına, "Bu ilişkide bir şeyler eksik, ben daha fazla sürdüremeyeceğim, ayrılmalıyız." diye bir mesaj atarken; kıza, "İlgisiz bir sevgili olmaya&lt;br /&gt;başlamıştı günler geçtikçe; çok bunalmıştım. Ve bir gün onu, başka biriyle sarmaş dolaş gördüm. Bu yüzden ayrıldım." demişti. Böylece, hem erkek arkadaşından, kendine göre, makul bir sebeple ayrılmış; hem de arkadaşına, erkek arkadaşını kötüleyerek, ondan soğumasını sağlamıştı. Kendisinin çok acı çekeceğini bile bile, arkadaşını kaybetmemek için, böyle bir&lt;br /&gt;yalanlar zincirine başvurmuştu. Artık hayatini, bu yalanlara göre düzenlemeliydi. Bu yüzden; bu&lt;br /&gt;karsılaşmalarında duygularını bir tarafa bırakıp, mantığı ile karar vermek zorundaydı. Geri dönüsü yoktu ve kız da bunun farkındaydı. Bütün ayrıntıları, olası bir karşılaşma için düşünmüştü daha önceden. Adamın anlattıklarını dikkatlice dinliyor ve sözünü bitirmesini bekliyordu. Ve adamla göz göze gelip, "Bitti, bu kadardı!" dermişçesine bakmasından sonra, kız konuşmaya başladı: * Açıkçası bu söylediklerin, hiç beklemediğim şeylerdi. Benim, bu açıklamalarına bir yorum yapmamı bekleme. Çünkü bunlar; senin kendi düşüncelerin. Her biten ilişkiden sonra, yaşanabilecek duygulardan bu anlattıkların. Sunu söyleyebilirim ama; yaşadığımız ilişkide, elimden gelen fedakarlığı gösterdiğime inanıyorum. Seni hiçbir zaman suçlu görmedim, her şey benden kaynaklıyordu. Sonuç olarak, bir şekilde bu ilişki yürümedi ve bitti. Bu kadar basit. * Bu kadar mi yani? * Evet... Genç adam sok olmuştu. Belki, daha ilimli bir yaklaşım bekliyordu kızdan. Ancak, kesin ve kararlı konuşmuştu kız. Hiçbir umudun kalmadığına, kendini inandırmaya çalışıyordu. Vapur yanaşmıştı iskeleye. Tek bir kelime bile konuşmadan vapurdan indiler. İskelenin sonunda; genç kız, adama sarılarak "Hosçakal" dedi. Ancak adam, ayrılırken ne sarılmıştı kıza, ne de bir kelime çıkmıştı ağzından. Bir heykel gibi duruyordu kızın karsısında. Kız da, bir tepki gelmeyince; hızla oradan uzaklaşmayı tercih etti. Arkalarına bile bakmadan&lt;br /&gt;ayrıldılar. Kız, işyerine ulaştı. Yerine oturduktan hemen sonra, cep telefonuna bir mesaj geldi. Mesaj, eski sevgilisindendi ve söyle yazıyordu: "Hep bu karşılaşmayı ve sana sigara hikayesini anlatacağım günü beklemiştim. Ve o gün, gözlerimin içine bakıp; söyleyeceklerine göre, hayatıma bir yön çizeceğime..." Genç kız, bu mesajdan hiçbir anlam çıkaramamıştı. Bu&lt;br /&gt;mesajı düşünürken; bir mesaj daha geldi: "... kendi kendime söz vermiştim. Bugün duyduklarım; beni hayal kırıklığına uğrattı ve ben kararımı verdim:"&lt;br /&gt;"Sigarayı bıraktım..."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-2259112430326267064?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/2259112430326267064/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=2259112430326267064' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/2259112430326267064'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/2259112430326267064'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/sigaray-braktm.html' title='Sigarayı bıraktım'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-6116872604605887718</id><published>2008-07-20T14:38:00.000-07:00</published><updated>2008-09-03T01:57:39.443-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='blog'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='peygamber'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pişmanlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cebrail'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='risale-i nur'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='merhamet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aslan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='islam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kelebek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gül'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='köle'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='serçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='avcı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kanuni'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nurmektebi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tecrübe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='risale'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hz.Muhammed'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='www.nurmektebi.tr.gg'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ibret'/><title type='text'>Verilmesi ve verilmemesi gerekenler</title><content type='html'>Paranı ver, gönlünü ver, selamını ver, canını ver ama SIRRINI VERME !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günlerini say, servetini say, büyüklerini say ama YERİNDE SAYMA !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eşini beğen, işini beğen, aşını beğen ama KENDİNİ BEĞENME !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emek ver, kulak ver, bilgi ver ama hiçbir zaman BOŞ VERME !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fidan büyüt, garip doyur, çocuk besle ama KİN BESLEME !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hedefe koş, cihada koş, yardıma koş ama ORTAK KOŞMA !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Satıcı ol, alıcı ol, kalıcı ol, bulucu ol ama BÖLÜCÜ OLMA !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap oku, gazete oku, dergi oku ama LANET OKUMA !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Davet et, hayret et, affet, tövbe et ama İHANET ETME !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elini aç, gözünü aç, akpını aç ama AĞZINI AÇMA !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ev al, araba al, abdest al ama BEDDUA ALMA !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rakibini geç, sınıfıı geç ama GÜLÜP GEÇME !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zulmü devir, nefsi devir ama ÇAM DEVİRME !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaklaş, konuş, tanış ama UZAKLAŞMA !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seslen, uslan ama YASLANMA !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğrul, devril ama EĞİLME !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtil, atıl ama SATILMA !&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-6116872604605887718?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/6116872604605887718/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=6116872604605887718' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/6116872604605887718'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/6116872604605887718'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/verilmesi-ve-verilmemesi-gerekenler.html' title='Verilmesi ve verilmemesi gerekenler'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-2587379493659210847</id><published>2008-07-20T14:37:00.001-07:00</published><updated>2008-09-03T01:57:59.846-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='blog'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='peygamber'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pişmanlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cebrail'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='risale-i nur'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='merhamet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aslan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='islam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kelebek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gül'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='köle'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='serçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='avcı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kanuni'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nurmektebi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tecrübe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='risale'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hz.Muhammed'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='www.nurmektebi.tr.gg'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ibret'/><title type='text'>Önemli olan vermektir..</title><content type='html'>Yıllar önce hastanede çalışırken, ağır hasta bir kız getirdiler. Tek yasam şansı beş yaşındaki kardeşinden acil kan nakli idi. Küçük oğlan ayni hastalıktan mucizevi şekilde kurtulmuş ve kanında o hastalığın mikroplarını yok eden bağışıklık oluşmuştu. Doktor durumu beş yasındaki oğlana anlattı ve ablasına kan verip vermeyeceğini sordu. Küçük çocuk bir an duraksadı. Sonra derin bir nefes aldı ve "Eğer kurtulacaksa, veririm kanımı" dedi. Kan nakli ilerken, ablasının gözlerinin içine bakıyor ve gülümsüyordu. Kızın yanaklarına yeniden renk gelmeye başlamıştı, ama küçük çocuğun yüzü de giderek soluyordu.. Gülümsemesi de yok oldu. Titreyen bir sesle doktora sordu: "Hemen mi öleceğim?.." Küçük doktoru yanlış anlamış, ablasına vücudundaki bütün kani verip, öleceğini sanmıştı&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-2587379493659210847?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/2587379493659210847/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=2587379493659210847' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/2587379493659210847'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/2587379493659210847'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/nemli-olan-vermektir.html' title='Önemli olan vermektir..'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-5858900190670946679</id><published>2008-07-20T14:31:00.000-07:00</published><updated>2008-09-03T01:59:14.393-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='blog'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='peygamber'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pişmanlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cebrail'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='anne'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='risale-i nur'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='merhamet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aslan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='islam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kelebek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='köle'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='serçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='avcı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kanuni'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nurmektebi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tecrübe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='risale'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hz.Muhammed'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='müslüman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='www.nurmektebi.tr.gg'/><title type='text'>Müslüman Bir Annenin Gelin Kızına Nasihati</title><content type='html'>İslâm Kadın Alimelerinden Ve Ahlakçılarından Ümame, Kızına izdivaç Yapacağı Zaman Şöyle Nasihatte Bulunmuştur:&lt;br /&gt;- Bak yavrum! Öğüt vermek, yani bir insana hayırlı yolu göstermek, eğer o kimsenin edepli ve terbiyeli olması ile veya büyük adam evladından olarak herkesin yanında makbul ve haysiyetli bulunmasıyla terkedilmiş olaydı, ben de sana nasihat etmeye ihtiyaç görmezdim; lakin, öyle olmayıp nasihat, bilenin tekrar hatırına gelmesine, bilmeyenin de yeniden öğrenip, bilgi sahibi olmasına sebep olacağından herkes hakkında faydalı ve lüzumludur.&lt;br /&gt;Kızım! Bir kız ana ve babasının zenginliği halinde kocaya varmayacak olsaydı, sen asla kocaya varmaya muhtaç olmazdın. lakin öyle değil, erkekler bizim için yaratıldığı gibi, biz de onlar için yaratılmışızdır.&lt;br /&gt;Kızım! Sen artık büyüyüp, yetişmiş olduğun yerden, gezip yürüdüğün yuvadan çıkıp bilmediğin bir yuvaya girecek ve şimdiye kadar konuşup, görüşmediğin bir hayat arkadaşı ile karşılaşacaksın! Sen ona tam bir sadakat göster ki, o da sana olanca sevgisiyle bağlansın. Şimdi, sana on tane nasihat vereceğim. Bunları iyice aklında tutar, sırası geldikçe aynen tatbik edersen, güzelce geçinirsiniz, aranız asla bozulmaz.&lt;br /&gt;BİRİNCİSİ: Haline razı ol! Yani, kocan yenilecek ve giyileceğe dair her ne alır, getirirse kabul et. Zira, kalp rahatlığının ilk yolu kanaattir.&lt;br /&gt;İKİNCİSİ: Dinlediğin sözlerine itaat ederek konuş, itiraz ve isyan ederek hürmet ve itaatte kusur etme. Anlaşma ve itaat ile yapılan sohbetlerden Allahü Teala razı olur.&lt;br /&gt;ÜÇÜNCÜSÜ: Efendinin göreceği yerlere dikkat ve ehemmiyet ver, sakın çirkin bir şey gözüne çarpmasın.&lt;br /&gt;DÖRDÜNCÜSÜ: Kokusu olabilecek yerleri kolla, daima güzel kokulu durmasını temin et, burnuna kötü koku gitmesin. Şunu unutma ki, güzellik ve temizlik getiren nesnelerin en iyisi ve alası su'dur.&lt;br /&gt;BEŞİNCİSİ: Yemek saatini iyi tespit et, istediği anda hemen hazır bulundur.&lt;br /&gt;ALTINCISI: Uyuyacağı vakti geciktirme. Adeti ne zamansa o zamanda yemeğini ve yatağını hazırla. Zira açlık insanı huysuzlandırdığı gibi, uykusuzluk da asîleştirir, geçiminizin bozulmasına sebep olur.&lt;br /&gt;YEDİNCİSİ: Mal ve eşyasını muhafaza etmekte titizlik göster. Çünkü mal muhafaza etmek, iş bilmekten doğar.&lt;br /&gt;SEKİZİNCİSİ: Akraba ve yakınlarına hürmette kusur etme. Kocanın hısım-akrabasına hürmet etmek de iyi idare ve tedbirli olmaktan ileri gelir.&lt;br /&gt;DOKUZUNCUSU: Efendinin, haberdar olduğun sırlarını sakın kimseye duyurma, Eğer duyuracak olursan itimadını kaybeder, sen de ondan emin olamazsın.&lt;br /&gt;ONUNCUSU: Dine muhalif olmayan isteklerini yerine getirmekte ihmal gösterme. Emirlerini yerine getirmekte ihmal gösterirsen, darıltıp, kendine düşman etmekten başka bir şey kazanamazsın. O kederli olduğu zaman, sen neşeli olmaktan, o neşeli olduğu vakit sen hüzünlü görünmekten çekin! Zira onun üzüntülü zamanında senin neşeli görünmen, neşeli zamanında da kederli bulunman onu sevmemenin, hislerine dertlerine ortak olmamanın delilidir. Bu hal ise, sizi birbirinizden ayırmaya kadar götüren bozuk bir davranıştır. Sen eşinin dertlerine ve düşüncelerine ne kadar ortak olur, alaka gösterirsen, ondan da o kadar alaka görür, sevgisini kazanırsın.&lt;br /&gt;Şunu bil ki, bu nasihatlerimi yerine getirip, söylediğim gibi hareket edebilmen için isteklerine, efendinin isteklerini tercih etmen gerekmektedir. Onun isteklerini nefsinin isteklerine tercih edebilirsen söylediklerimi kolayca yapabilirsin."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-5858900190670946679?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/5858900190670946679/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=5858900190670946679' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/5858900190670946679'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/5858900190670946679'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/mslman-bir-annenin-gelin-kzna-nasihati_20.html' title='Müslüman Bir Annenin Gelin Kızına Nasihati'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-4800650198381675811</id><published>2008-07-20T14:30:00.001-07:00</published><updated>2008-07-20T14:30:59.808-07:00</updated><title type='text'>Mutluluğun Anahtarı</title><content type='html'>Adam 3 yaşındaki kızını, gayet pahalı bir hediyelik kaplama kağıdını ziyan ettiği için azarlamıştı. Küçük kız, koskoca bir paket altın yaldızlı kağıdı bir kutuyu eğri büğrü sarmak için kullanmıştı…&lt;br /&gt;Bir bayram sabahı küçük kızı, paketi getirip:&lt;br /&gt;"- Bu senin babacığım" dediğinde çok üzüldü.&lt;br /&gt;Acaba gereğinden fazla mı tepki göstermişti kızına. Bir gece evvel yaptığından utanarak, kutuyu açtı.&lt;br /&gt;Fakat kutunun içi boştu.&lt;br /&gt;Kızına gene çıkıştı:&lt;br /&gt;"- Birisine bir hediye verdiğinde, kutunun içinde bir şey olması lazım. Bunu da mı bilmiyorsun küçük hanım?.."&lt;br /&gt;Küçük kız gözlerinde yaşlarla babasına baktı.&lt;br /&gt;"- O kutu boş değil ki baba! İçini öpücüklerle doldurmuştum!.."&lt;br /&gt;Babası o kadar çok üzüldü ki, koştu, kızına sarıldı.&lt;br /&gt;Beraberce&lt;br /&gt;ağladılar.&lt;br /&gt;Adam o kutuyu ömrünün sonuna kadar sakladı. Ne zaman keyfi kaçsa, ne zaman morali bozulsa, ne zaman kendini kötü hissetse, kutuya koşar, içinden minik kızının sevgi ile doldurduğu hayali öpücüklerden birini çıkarırdı. Aslında bütün insanlara böyle bir kutu mutlaka verilmiştir.&lt;br /&gt;Zor zamanlarda bu kutuyu çıkarıp içine bakabilmeyi başarmak,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutluluğun anahtarlarından biri olsa gerek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-4800650198381675811?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/4800650198381675811/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=4800650198381675811' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/4800650198381675811'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/4800650198381675811'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/mutluluun-anahtar_20.html' title='Mutluluğun Anahtarı'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-7087482965261396898</id><published>2008-07-20T14:29:00.000-07:00</published><updated>2008-07-20T14:30:06.504-07:00</updated><title type='text'>Mavi Kurdele</title><content type='html'>New York'ta yasayan bir öğretmen, Lise son sınıfındaki öğrencilerinin "diğer insanlardan farklı özelliklerini" vurgulayarak onurlandırmaya karar vermiştir. California Del Mar'dan Helice Bridges tarafından geliştirilmiş süreci kullanarak, her bir öğrencisini teker teker tahtaya kaldırdı.İlk önce öğrencilere sınıf ve kendisi için ne kadar özel olduklarını belirtti. Sonra her birine üzerinde altın harflerle "Siz çok önemlisiniz" yazılı birer mavi kurdele verdi. Daha sonra kabul görmenin toplum üzerinde ne gibi etkileri olacağını anlayabilmek amacıyla sınıfına bir proje yaptırmaya karar verdi. Her bir öğrencisine üçer tane daha kurdele verip, onlardan bu töreni gerçek dünyada devam ettirmelerini istedi. Öğrenciler, daha sonra sonuçları takip edecek, kimin kimi onurlandırdığını tespit edecek ve bir hafta boyunca sınıfa bilgi vereceklerdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklardan biri, gelecekteki kariyer çalışmaları için kendisine yardımcı olan yakınlarındaki bir şirketin üst düzey görevlisini onurlandırmış, adamın yakasına mavi kurdeleyi iliştirmişti. Ardından, iki tane daha kurdele vermiş ve; Sınıfça bu konuda bir projemiz var. Sizden onurlandırmanız için birini bulmanızı istiyoruz. Onurlandırdığınız insanlara ekstra kurdele de verin. Böylece onlarda bu projenin devam etmesi için başkalarını bulabilirler. Daha sonra, lütfen bana ne olduğu konusunda bilgi verin" diye rica etti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O gün üst yönetici, suratsız biri olarak bilinen patronunun yanına gitmeye karar verdi. Patronun odasına girdi ve onun"iş dünyasında bir deha olduğundan ötürü" onu takdir edip örnek aldığını söyledi. Bu mavi kurdele' yi yakasına takması için izin verip vermeyeceğini sordu? Şaşkına dönen patron;&lt;br /&gt;"Tabi ki" teklinde cevap verdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yönetici de mavi kurdele' yi, patronun tam kalbinin üstüne, ceketine iliştirdi. Ekstra kurdeleyi verirken de;&lt;br /&gt;"Bana bir iyilik yapar misiniz?... Siz de bu kurdeleyi onurlandırmak istediğiniz birine verir misiniz?... Bunu bana veren çocuk, okulda bir proje yaptıklarını söyledi. Bu kabul görme töreninin devam etmesi gerekiyormuş. Böylece "bunun, insanları nasıl etkilediğini belirleyeceklermiş..." Dedi...&lt;br /&gt;O gece patron evine geldiğinde, on dört yaşındaki oğlunun yanına oturdu.&lt;br /&gt;"Bugün inanılmaz bir şey oldu"dedi. "Ofisteydim.Üst düzey yöneticilerimden biri içeri geldi, bana hayran olduğunu söyleyip, "iş dünyasında bu kadar başarılı olduğum için göğsüme bu kurdeleyiiliştirdi... Bir hayal etmeğe çalış... Benim bir dahi olduğumu düşünüyor. "Siz çok önemlisiniz" yazılı bu kurdeleyi tam göğsümün üstüne taktı.Bana ekstra bir kurdele verdi ve onurlandıracak başka birini bulmamı istedi. Arabayla eve gelirken, bu mavi kurdeleyle kimi onurlandırabileceğimi düşündüm ve aklıma sen geldin... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben "seni" onurlandırmak istiyorum. Günlerim aşırı yorucu geçiyor. Eve gelince sana pek ilgi gösteremiyorum. Bazen derslerden aldığın notları beğenmeyince veya odanı toparlamayınca sana bağırıp çağırıyorum... Oysa bu gece bir&lt;br /&gt;şekilde buraya oturup, sana benim için ne kadar farklı ve özel olduğunu söylemek istedim. Annen gibi sen de benim hayatımdaki en önemli insansın. Sen mükemmel bir çocuksun. "Seni seviyorum" diye devam etti... Şaşkına dönen çocuk simdi ağlamaya başlamıştı. Bütün vücudu titriyordu... Başını kaldırdı, gözleri yaş içinde olarak babasına baktı, ve: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yarın intihar edecektim" baba, dedi... &lt;br /&gt;"Baba, ben senin...çünkü ben senin... beni hiç sevmediğini... beni hiç önemsemediğini düşünüyordum... Ama artık her şey çok farklı. Sen baba, şu an... oğlunun hayatini kurtardın!...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-7087482965261396898?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/7087482965261396898/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=7087482965261396898' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/7087482965261396898'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/7087482965261396898'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/mavi-kurdele.html' title='Mavi Kurdele'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-5723872270741870955</id><published>2008-07-20T14:28:00.000-07:00</published><updated>2008-07-20T14:29:18.534-07:00</updated><title type='text'>Küçük limoncu</title><content type='html'>Genç öğretmen ve hanımı her hafta evlerinin önündeki büyük caddede kurulan çarşamba pazarında, ellerinde boş filelerle gezinip duruyorlardı. Bir yandan hanımı bir yandan da kendisi fiyatları kontrol edip, kendilerince pahalılıktan “Herşey ateş pahası” diyerek şikayet ediyorlardı. Kalabalığın arasından güçlükle ilerliyorlardı. Derken, küçük bir çocuğun “Limooon....limoooooon...çaya çorbaya limooon” diye bağırdığını duydular. Dönüp baktıklarında önündeki el arabasının üzerinde bulunan limonları satmaya çalışan altı, yedi yaşlarında eli yüzü kirli elbisesi yamalarla dolu bir çocuk gördüler. Genç öğretmen bu manzara karşısında öfkelenerek hanımına:&lt;br /&gt;-Gör işte gör...Biz okula beklerken, aç gözlü babaları beş kuruş için, bunları sağda solda çalıştırıyorlar. Kimi limon, kimi mendil, kimi de sakız satıyor. Kimisi de küçücük elleriyle kocaman ayakkabıları boyuyor. Böyle aç gözlü, sarhoş, kumarbaz babaları hapse atmak lazım aslında da neyse... Yazık! Yazık!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genç öğretmen uflayıp puflayarak pazarı gezmeye devam etti. Elindeki fileyi de yavaş yavaş doldurmaya başlamıştı. Hanımı:&lt;br /&gt;-Limonda alalım. Unutma!&lt;br /&gt;-Olur, olur alırız&lt;br /&gt;Bir süre limon almak için tezgahlara bakındılar. Fakat hiç limon satana rastlamadılar. Akıllarına pazarın aşağısındaki küçük çocuk geldi. Limonları dönüşte ondan almaya karar verdiler. Çocuğun yanına geldiklerinde, limonların çoğunu satmış olduğunu gördüler. Genç öğretmen, cebinden parayı çıkarırken çocuğun yüzüne dahi bakmadan: "Dört limon ver!" dedi.&lt;br /&gt;Çocuk büyük bir el çabukluğuyla limonları elindeki kese kağıdına koyarken, genç öğretmen:&lt;br /&gt;-Sulu olsun haaa!&lt;br /&gt;-Hepsi sulu, abi istersen birini keseyim.&lt;br /&gt;-Yok, yok gerekmez.&lt;br /&gt;Çocuk limonları öğretmene uzatıp, nefesiyle üşüyen ellerini ısıtmaya çalıştıktan sonra: “Dört yüz bin lira abi” dedi.&lt;br /&gt;Genç öğretmen hafifçe mırıldanarak: “Gerçi, içki kumar parası veriyoruz ama neyse...” dedi. Sonra elindeki sanki ütülenmiş gibi nizami duran paraların arasından beş yüz bin lira çıkartıp çocuğa uzattı. Bu arada çocuk, kirli parmaklarıyla geriye kaç limon kaldığını sayıyordu. El arabasının üzerinde dokuz limon kaldığını görünce, genç öğretmene: “Abi eğer istersen bu dokuz limonu sana üç yüz bine veririm”dedi. Genç öğretmen, daha önce aldığı limonları pahalıya mı aldım aceba diye düşünüp:&lt;br /&gt;-Tanesini kaça alıyorsun sen?&lt;br /&gt;-Bir tanesini yetmiş beş bine&lt;br /&gt;-Eeee... o zaman zarar edersin. Bize bu yeter! Biraz daha bekle onları da diğerleri gibi sat.&lt;br /&gt;Hanımı da söze karışarak biraz annelik biraz da acıma hissiyle:&lt;br /&gt;-Daha erken, bekle muhakkak onları da satarsın. Hem pazarda başka limoncu da yok. Herkes senden almaya mecbur.&lt;br /&gt;-Yok abla boşver. Şimdi satmam lazım.&lt;br /&gt;Genç öğretmen şaşkınlıkla “Niyeee” diye sordu. Çocuk ise bağırmaktan kısılmış sesiyle:&lt;br /&gt;-Bana, geç olmadan üç yüz bin lira daha lazım. Üç yüz binim daha olursa, hasta olan babama yetiştirmem gereken ilacı alabilirim. Zarar etsemde önemli değil, yeterki babam iyileşsin&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-5723872270741870955?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/5723872270741870955/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=5723872270741870955' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/5723872270741870955'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/5723872270741870955'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/kk-limoncu.html' title='Küçük limoncu'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-4862059359668988123</id><published>2008-07-20T14:25:00.000-07:00</published><updated>2008-07-20T14:27:44.066-07:00</updated><title type='text'>Kutsal görev</title><content type='html'>İlk dersine girmenin heyecanını, bir türlü bastıramıyordu. Heyecanının, sesine son&lt;br /&gt;anda bir sürpriz yapmasından korkuyor, derin derin nefes alıp veriyordu. İçeri atacağı ilk adımda, hafif bir gürültüyle ayağa kalkacak çocukları, gözünde canlandırıyor, defalarca provasını yaptığı ilk cümlesini, ister istemez zihninde tekrarlayıp duruyordu. Elini kapının koluna uzatırken, son kez nefes alıp verdi. Bütün vücudu titriyordu. Heyecanını biraz olsun bastırabiliyor fakat üşümesi bir türlü geçmiyordu. Özellikle sol kolu buz gibi soğuktu. Ve çok üşüyordu. Kapının kolunu yavaşça aşağı indirip içeri girdiğinde, gördükleri karşısında kalbi duracak gibi oldu bir an. Bembeyaz önlükleriyle otuz kadar çocuk, ışık saçan gözleri, gülümseyen yüzleriyle ona bakıyordu. İçerisi bir sınıfa hiç benzemiyor, aksine cennetten bir bahçeyi andırıyordu. Yüzlerce defa provasını yaptığı “Günaydın çocuklar” zihninden uçup gitmişti. Daha sonra çocuklardan biri yanına gelip: “Öğretmenim zil çalıyor. Çıkabilir miyiz?” dedi. Oysa ders daha yeni başlamıştı. Bu zil de neyin nesiydi? Üstelik genç öğretmenin kulağının dibinde çalıyordu sanki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genç öğretmen, gözlerini açtığında baş ucunda, her ihtimale karşı normal zamanından biraz daha erkene kurulmuş çalar saat, alabildiğine çalmaya devam ediyordu. Üzerine aldığı yorgan yere düşmüş, sol kolu ise en az dışarısı kadar soğuk olan duvara yapışmış ve soğuktan uyuşmuştu. Yıllardır uykusunun en güzel yerini katleden çalar saat, bu kez de güzel bir düşün katiliydi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yatağından doğrulup ayağa kalktı. Gece bütün şiddetiyle yanan soba, sabaha karşı sönmüş, içerdeki sıcaklık, yerini dışarda pusu kurmuş sabırsızlıkla bekleyen soğuğa teslim etmişti. Perdeleri açmak için ilerlerken kollarını arkaya doğru uzatarak gerildi. Belinden gelen bir kaç çatırtıyı duyduktan sonra gerilmenin görevini tam yaptığı kanaatine varıp, perdeleri araladı. Dışarısı bembeyazdı. Kar neredeyse yarım metre olmuştu. Anlaşılan bütün gece hiç kesmeden yağmıştı. Dışarıyı, boş gözlerle biraz daha seyrettikten sonra: “Daha fazla zaman kaybetmeyip yola koyulmalıyım” diye düşündü. Bir yandan üzerine giyinmek için daha kalın elbiseler çıkarıyor, bir yandan da: “ İnşallah yollar kapanmamıştır” diye söyleniyordu. Aksi halde üç km. Uzaklıkta bulunan okuluna gidemeyebilirdi. Kat kat giyindikten sonra kitaplarını da alıp dışarı çıktı. Daha, dışarı attığı ilk adımda soğuk, bir tokat gibi yüzüne vurmaya başladı. Karda yürümek epeyce zordu. Köy yoluna kadar gidip beklemeye koyuldu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aradan yarım saat geçmesine rağmen ne gelen, ne de giden vardı. Belli ki yollar kardan kapanmış, uzun süre açılmayacağa benziyordu. Genç öğretmen ellerini ovuşturarak bir karar vermesi gerektiğini düşündü. Ya yolların açılmasını bekleyip okula gitmeyecek, Ya da yürüyerek gidip çocukları bekletmeyecekti. Gözünün önüne sabaha karşı gördüğü rüya geldi. O heyecanı tekrar yaşar gibi oldu bir an. Ve ne olursa olsun okula gitmeye karar verdi. Daha önce de bu yolu yürümüştü şimdi tekrar yapabilirdi bunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genç öğretmen, uzun zamandır yürüyordu. Neredeyse yolu yarılamıştı. Karlara bata çıka ilerliyordu. Arada bir durup soluklanıyor, etrafındaki bembeyaz manzaranın tadını çıkarıyordu. Sıralarında hazır bekleyen öğrencilerini daha fazla bekletmenin doğru olmayacağını düşünerek, soğuktan donmak üzere olan ayaklarını, daha hızlı yürümek için karların üzerine rasgele atıyor, bir yandan da dua ediyordu: “Allah’ım, o küçük çocukların üzerimde hakkı kaldı. Bu hakkı ödemeden bana son nefesimi verdirme...Yardım et bana Allah’ım, ne olur yardım et...”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genç öğretmenin elleri artık tutmuyordu. Elinde tuttuğu kitapların farkında bile değildi. Tek düşündüğü bir an önce okula gitmekti. Artık, diz kapaklarına kadar gömüldüğü kardan ayağını kaldırıp ileri atmakta güçlük çekiyordu. Sanki, ayaklarına tonlarca ağırlık bağlamışlardı. İçinden: “Dayanmalıyım, az kaldı...” diye, sürekli tekrarlıyordu. Soğuktan donmuş ağzını zorlukla açarak: “Allah’ım, bu görevimi yerine getirmem için bana güç ver” dedi. Göz kapakları ağırlaşmıştı. Bilinçsizce attığı adımların nereye düştüğünü dahi göremiyordu. Nitekim attığı son adımda bastığı yer kayıp, olduğu yere sırt üstü düştü. Bir daha kalkıp yoluna devam etmek için çok çabaladıysa da bunu başaramadı. Gözleri kapanmak üzereyken karşısında, bembeyaz elbiselerle, otuz kadar çocuğun, ışık saçan gözleri, gülümseyen yüzleriyle: “Hoş geldiniz öğretmenim, geleceğinizi biliyorduk. Bu güzel bahçeyi sizin için hazırladık” dediğini gördü. O artık rüyasında gördüğü güzel bahçenin içindeydi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günler sonra onu bulduklarında bembeyaz karlar, genç öğretmenin kefeni gibiydi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-4862059359668988123?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/4862059359668988123/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=4862059359668988123' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/4862059359668988123'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/4862059359668988123'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/kutsal-grev.html' title='Kutsal görev'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-5273329633784238300</id><published>2008-07-20T14:24:00.001-07:00</published><updated>2008-07-20T14:28:09.264-07:00</updated><title type='text'>Kan kırmızı kazak</title><content type='html'>Genç kız, arkadaşının doğum gününde giyeceği elbiseyi seçmesinde yardımcı olmak için çok lüks bir mağazaya girdi. Arkadaşı, şımarık tavırlarla raflardan elbiseleri indirtiyor, giyiyor ve çıkarıyordu. Orada bulunan herkese sıkıntı verdiğinin farkında bile değildi. Genç kız ise mağazanın ihtişamına kapılmış, tedirgin davranışlarla ve büyük bir hayranlıkla sadece uzaktan bakabileceğine inandığı elbiselere bakıyordu. Arkadaşı, zengin ailenin şımarık çocuğu edasıyla genç kıza:&lt;br /&gt;-İstersen sen de birşeylere bak. Doğum günümde şık olmalısın.&lt;br /&gt;Bu arada tezgahtar delikanlı söze karışarak:&lt;br /&gt;-Hanımefendinin beğendiği bir şey varsa yardımcı olabilirim.&lt;br /&gt;Genç kız utangaç tavırlarla ne söyleyeceğini bilmeden bir müddet öylece kaldı. Daha sonra:&lt;br /&gt;-Şu kırmızı kazak hoşuma gitti ama....&lt;br /&gt;Cümlesini henüz bitirmemişti ki tezgahtar delikanlı hemen kazağı raftan indirip kızdan giymesini istedi. Oysa onun elbiseyi giyecek ne cesareti nede parası vardı. Fakat arkadaşı da ısrar edince mecburen giymek zorunda kaldı. Kazağı giydiğinde hem arkadaşı hem de görevinin gereği olarak yakışıklı tezgahtar çok yakıştığını söylediler. Genç kız aynanın karşısında kendisine büyülenmiş gibi bakıyordu. Kazağı çıkarması gerektiğinin farkına varıp içinden “Senin sevincin buraya kadar” dedikten sonra:&lt;br /&gt;-Şimdilik dursun. Ama sonra tekrar gelir alırız dedi.&lt;br /&gt;Tekrar soyunma odasına gidip çıkarmak istemediği kazağı üzerinden çıkardı. Gün boyunca hem kazağı hangi parayla alacağını hem arkadaşının doğum gününde kendisinin de arkadaşları gibi giyinmesi gerektiğini hem de yakışıklı tezgahtarın onayını düşündü. Annesi kızının bu düşünceli haline dayanamayıp:&lt;br /&gt;-Hayrola kızım bişey mi var?&lt;br /&gt;-Yok bir şey anne.&lt;br /&gt;Kızının bir şeyler sakladığını düşünen anne:&lt;br /&gt;-Ne oldu? Kötü bir şey mi?&lt;br /&gt;-Anne, iki gün sonra arkadaşımın doğum günü var. Ve benim giyecek hiçbir şeyim yok! Arkadaşımla bugün bir mağazaya gittik. Bir sürü elbise aldı kendine. Orada çok güzel bir kazak vardı. Hatta denedim bile... çok güzeldi.&lt;br /&gt;-Fiyatı ne kadarmış kızım?&lt;br /&gt;-Bilmiyorum ama çok güzeldi.&lt;br /&gt;-Kızım bunun için üzülmeye değer mi? Sen iste yeter ki yarın gider alırız.&lt;br /&gt;Kızın sevinci gözlerinden okunuyordu. Gece yatarken arkadaşının doğum gününde nasıl da şık olacağını düşünüyor, kazağı giydiğinde peri masallarındaki kız kadar güzel olacağını sanıyordu. Bir yandan sağa sola dönüp uyumaya çalışıyor, bir yandan da yakışıklı tezgahtarın “Çok yakıştı” sözünü evirip çevirip gözünün önüne getiriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün kız ve annesi evdeki paranın büyük bir bölümünü yanlarına alarak mağazaya gittiler. Kız, adeta annesini sürükler gibi götürüyordu. Çok heyecanlıydı. Yaşlı kadın ise nefes nefese kalmıştı. Mağazaya geldiklerinde, kazağı annesinin de üzerinde görmesini istemiş ve tekrar giymişti. Yaşlı kadın kızının yüzündeki sevinç ve heyecanı görünce:&lt;br /&gt;-Çok güzel oldu benim dünya güzeli kızım, bir kazak ancak bu kadar yakışabilir zaten...&lt;br /&gt;Kız kazağı çıkarır çıkarmaz genç tezgahtar paketlemeye başladı. Yaşlı kadın kazağı almak için pakete elini attığında fiyatını sordu. Tezgahtar gencin söylediği fiyat neredeyse kadının cebindeki paranın iki katıydı.kadın bir an öylece kalakaldı. Kız ise:&lt;br /&gt;“Haydi anne öde de gidelim” diyordu. Kadın elini kazaktan çektikten sonra kızına dönüp, alçak bir sesle:&lt;br /&gt;-İyi de kızım bu çok pahalı bir kazak biz bunu alamayız ki... Biliyorsun ben apartman merdivenlerini silerek geçindiriyorum evi bu bizim için çok lüks, başka bir yerden daha ucuz bir şey alalım.&lt;br /&gt;Kadın bunları söylerken yakışıklı tezgahtar istemeyerek kulak misafiri olmuş, söylenenleri duymuş ve yaptığı paketi bozmaya başlamıştı bile...Kızın ise yüzü kıpkırmızı olmuş, tezgahtar gencin yanında yerin dibine girdiğini sanmıştı. Birden tezgahtarın ve annesinin çaresiz bakışları arasında ağlayarak kendisini dışarı attı. Annesi, tezgahtar gence karşı olan mahcupluğunu yüz ifadesiyle belli ettikten sonra: “kusura bakma oğlum” diyerek arkasından çıktı. Kız ağlayarak gidiyor annesi de kolundan tutmuş:&lt;br /&gt;“Kızım o kazak olmazsa diğeri olur bu kadar üzülme!” diyordu. Kız ise bir yandan ağlıyor bir yandan da kendini kaybetmişçesine ve sesini olabildiğine yükselterek:&lt;br /&gt;-Üzülme ha! Üzülme...Öyle ya rezil olan benim. Sana göre hava hoş!&lt;br /&gt;Kız birden, aklında teselli cümleleri bulmakta zorlanan annesinin kolunu iterek:&lt;br /&gt;-Yeteeer... yeter be! Hep rezillik hep sefalet... Bıktım senden! Senden nefret ediyorum.&lt;br /&gt;Kız, koşarak oradan ayrıldıktan sonra geride kalan annesinin kalbi camdan yapılmış gibi tuz buz olmuş, kızından, canından, tek varlığından duyduğu acı sözler birer kurşun gibi saplanmıştı yüreğine...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kız iki gündür annesiyle tek kelime dahi konuşmamış, ağzına bir lokma bile koymamıştı. Kadın, hem biricik kızının isteğini yerine getiremediği için üzülüyor. Kazağı almak için çareler arıyor, hem de bir kazak için kızının yaptıklarını hak etmediğini düşünüyordu. O kazağı alacak parası olmadığı halde dışarı çıktı. Ve yaklaşık iki saat sonra elinde muhteşem bir paket içerisinde kırmızı kazak ile geri döndü. Kazağı gülümseyerek kızına verdi. Kız nasıl aldığını sormadan, teşekkür bile etmeden odasına kapanıp, akşamki partiye hazırlanmaya başladı. Yüzünde, yeni bir oyuncağa sahip olmuş fakat hiç sevinmemiş çocuk havası vardı. Annesi ise kızının dileğini yerine getirmenin mutluluğunu yaşıyordu. Kızının, belli etmese çok sevindiğini anlıyor ve mutluluğu bir kat daha artıyordu. Genç kız o gece geç saatlerde partiden geldiğinde kendisini bekleyen annesiyle yine hiç konuşmamış ve hemen yatmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün sabah erkenden yaşlı kadın işe gitti. Oysa o gün çok halsiz hissediyordu kendini. Zayıf ve cılız bedeni kat kat apartmanların merdivenlerini silmek için güçsüz sayılırdı. Fakat işe gitmek zorundaydı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam olmuş kızın annesi hala gelmemişti. Kız ise bu duruma hiç aldırış etmiyordu...saatler geçtiği halde yaşlı kadından hiç haber yoktu. Derken yaşlı kadının hastaneye kaldırıldığı ve durumunun kötü olduğu haberi geldi. Bu haber karşısında kızın içinde depremler olmuş, vicdanındaki sızlamalar gözünden yaşları akıtmakta gecikmemişti. Olabildiğine hızla hastaneye gitmek, kuş olup uçmak istiyordu. Kendisini affetmesi için annesine yalvarmaya gittiği hastanede, annesinin öldüğünü duyunca hayatının en büyük acısını yaşamıştı. Bu tür ölümlerle sık karşılaştığı her halinden belli olan doktor:&lt;br /&gt;-Kızım annenin bünyesi çok zayıfmış... birden halsizleşmiş...ve bayılmış. Merdivenlerden yuvarlanırken kafasına aldığı ağır darbeler de ölümüne sebep olmuş. Başınız sağolsun... Artık genç kız hayattaki tek varlığı annesini kaybetmişti. Yapayalnızdı... Ona kötü davrandığı için tarifi imkansız bir vicdan azabı çekiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşlı kadın defnedileli tam iki gün olmuştu. Genç kızın gözlerinin önünden, annesine yaptığı hakaretler geçiyor, mağazaya gittikleri günü hatırlayıp ağlıyordu. Derken uzun süre çalındığı belli olan kapı zilinin farkına vardı. Apar topar göz yaşlarını silip kapıyı açtı. Karşısında elinde çiçeklerle genç bir delikanlı duruyordu. Kız şaşkın bir ifadeyle “Buyrun” dedikten sonra genç adam:&lt;br /&gt;-Ben burada oturan yaşlı teyzeye bakmıştım.&lt;br /&gt;-Ne için aramıştınız?&lt;br /&gt;-Yaklaşık dört gün önce babam önemli bir ameliyat geçirdi. Burada oturan yaşlı teyze, babam için bulmakta güçlük çektiğimiz kanı bize satmıştı. Ameliyat çok iyi geçti. Sevincimi paylaşmaya, kanıyla bir hayat kurtardığı için teyzeye teşekkür etmeye gelmiştim...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-5273329633784238300?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/5273329633784238300/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=5273329633784238300' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/5273329633784238300'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/5273329633784238300'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/kan-krmz-kazak.html' title='Kan kırmızı kazak'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-6625976566821254531</id><published>2008-07-20T14:19:00.001-07:00</published><updated>2008-07-20T14:19:43.900-07:00</updated><title type='text'>İnce kalpli dondurmacı</title><content type='html'>Arkadaşım Gaye dört yıldan bu yana kansere karşı yaşam mücadelesi veriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer arkadaşlarımla birlikte onu ziyarete gittiğim bir gün çocukluk düşlerimizden söz ediyorduk. Gaye başını pencereye doğru çevirdi. Gözleri çok uzaklarda, sesi sitem dolu&lt;br /&gt;“Ben, kumandalı, kırmızı bir oyuncak arabamın olmasını isterdim hep, ama doğum günümde ne istediğimi söylersem; dileğimin gerçekleşmeyeceği korkusuyla hiç kimseye söyleyememiştim bunu. Bu nedenle de asla radyolu, kırmızı bir oyuncak arabam olmadı.” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gayeyi ziyaretimden bir kaç gün sonraydı. Çok sevdiğim dondurmayı almak için sırada beklerken birden dondurmacının vitrinindeki kırmızı oyuncak arabayı gördüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanına da bir not iliştirilmişti:&lt;br /&gt;"Dondurmanızı alırken vereceğimiz kuponu doldurmayı unutmayın, belki de çekiliş sonunda bu kumandalı araba sizin olabilir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen Gaye’nin sözleri geldi aklıma. Bir kaç hafta boyunca sürekli dondurma alıp, verdikleri kuponları doldurdum. Hiç bir çekilişte de kazanamadım. Bu kırmızı arabayı mutlaka Gaye’ye almalıydım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dördüncü haftanın sonunda artık çekilişte kazanmaktan ümidimi yitirmiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dükkan sahibi ile konuşarak bana bu arabalardan bir tanesini satmalarını rica ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dükkan sahibi dört haftadır her gün dondurma alıp, kuponları doldurduktan sonra büyük bir heyecanla çekiliş sonuçlarına baktığımın gözünden kaçmadığını söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ardından da gözlerimin içine bakarak:&lt;br /&gt;"Söyler misiniz, neden bu kadar çok istiyorsunuz bu arabayı ?" diye sordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerimden süzülen yaşlara aldırmadan ona arkadaşımdan söz ettim. Çok etkilenmişti.&lt;br /&gt;"İstediğiniz oyuncak arabayı verdiğiniz adrese göndereceğim" dedi.&lt;br /&gt;Yazdığım çeki masanın üstüne bırakarak , büyük bir mutlulukla evime geldim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi günü Gaye’yi ziyarete gittiğimde gözleri ışı ışıldı. Elindeki kırmızı oyuncak arabayı göstererek küçük bir çocuk heyecanıyla:&lt;br /&gt;"Bak" dedi. "Bunca yıl bekledim ama nihayet dileğim gerçekleşti, hem de tam istediğim gibi !"&lt;br /&gt;Ertesi günü postacı bir zarf uzattı elime. Açıp okumaya başladım:&lt;br /&gt;"Sevgili Banu, annem ve babam da kanserdi ve ikisini de, altı ay gibi kısa bir sürede kaybettim. İkisi içinde çok çabaladım ama doğrusu dostlarımın sevgisi ve cömertliği olmasaydı hiç bir şey yapamazdım. Gerçek dostlarım olduğu için kendimi hep şanslı hissettim. Gaye’de senin gibi bir dostu olduğu için çok şanslı. En iyi dileklerimle. ''Nilgün"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dondurma dükkanının sahibiydi mektubu yazan. Benim masasına bıraktığım çek de zarfın içindeydi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-6625976566821254531?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/6625976566821254531/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=6625976566821254531' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/6625976566821254531'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/6625976566821254531'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/ince-kalpli-dondurmac.html' title='İnce kalpli dondurmacı'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-5702085425054065271</id><published>2008-07-20T14:13:00.000-07:00</published><updated>2008-07-20T14:14:06.034-07:00</updated><title type='text'>Hediye</title><content type='html'>Küçük çocuk, sabah erkenden kalkıp, heyecanlı bir bekleyişe koyulmuştu. Anne ve babasıyla gösterişli bir kahvaltı masasına oturduklarında tedirgin davranışlar içerisindeydi. Oturduğu sandalye üzerinde küçük kıpırdanmalar yapıyor, yediği lokmalar boğazına düğümleniyordu. Sürekli babasına bakıyor ve uygun zamanı arıyordu. Sonunda, babası masadan kalkerken yanına gidip, bir müddet, ı....mıııı.... diye geveledikten sonra dilinin ucundaki cümleyi bir çırpıda söyleyiverdi:&lt;br /&gt;-Baba bana beş milyon lira verebilir misin?&lt;br /&gt;Babasının, hiç beklenmedik bu istek karşısında uykudan henüz açılmamış gözleri yerinden fırlayacakmış gibi oldu. Birden, ve sanki hakarete maruz kalmış birisi gibi anlamamışçasına, “Neeey!” Diye sordu.&lt;br /&gt;Çocuk, babasının kızdığını fark edince aynı soruyu istemeye istemeye, ürkek bir şekilde tekrar etmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;-Baba... bana beş milyon lira verebilir misin?&lt;br /&gt;Babasına göre, beş milyon lirayı çocuğa vermek okyanusları yüzerek geçmek kadar zor ve aynı zamanda akıllı adam işi değildi. Çocuğuna cevap vermeye tenezzül bile etmeden hanımına döndü:&lt;br /&gt;-Bak, gör işte... Şimdi ben bunu bir güzel dövsem haksız mıyım? Yooo, onun suçu yok. Onu bu hale sen getiriyorsun. Beş milyonmuş... Her şeyi tas tamam veledin birde utanmadan para istiyor.&lt;br /&gt;Çocuğun gözleri dolu dolu olmuştu. Tam da annesini koruma amaçlı “lütfen babacığım” diyecekti ki gözlerinde bekleyen yaşlar babasından yediği tokatla pembe yanaklarından aşağıya doğru süzüldü...&lt;br /&gt;Ertesi gün yine, kahvaltı masasına hep birlikte oturmuşlardı. Çocuk sessizce kahvaltısını yaparken babası meraktan çatlamış, ve sanki bütün gece bunu düşünmüş gibi, “Ne yapacaktın beş milyonu?” diye sordu.&lt;br /&gt;Çocuk bütün şevki ve isteği kırılmış ve hatta istediğine bin pişman olmuşçasına:&lt;br /&gt;-çiçek alacaktım.&lt;br /&gt;Bu sefer adam iyice sinirlenmişti.&lt;br /&gt;-Demek çiçek alacaktın, vay...vay...vaaay! Küçük bey çiçek alacak ha! Biz beş kuruş için canımızı çıkaralım  sen çiçek al öylemi...&lt;br /&gt;Adam, bir müddet sinirli bir şekilde bekledikten sonra dayanamayıp:&lt;br /&gt;-Peki çiçeği ne yapacaktın?&lt;br /&gt;Çocuk başını önüne eğmişti. Önündeki tabağa boş boş bakıyor, babasının bu kadar celalleneceğini tahmin edemediği için kendisini suçluyordu. Babası sesini biraz daha yükselterek:&lt;br /&gt;-Sana sordum! Ne yapacaktın?&lt;br /&gt;Çocuk ağlamaya hazır gözlerin, sadece bir cümle kurabilecek cesaretiyle, önündeki tabaktan gözlerini çekmeden :&lt;br /&gt;-Dün babalar günüydü.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-5702085425054065271?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/5702085425054065271/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=5702085425054065271' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/5702085425054065271'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/5702085425054065271'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/hediye.html' title='Hediye'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-2634153814163360633</id><published>2008-07-20T14:10:00.000-07:00</published><updated>2008-07-20T14:12:02.752-07:00</updated><title type='text'>Faydasız itibar</title><content type='html'>Cenaze arabası,bozuk yollarda, binlerce kişinin arasından zorlukla mezarlığa doğru ilerliyordu. Kalabalığın arasında iki kişi kendi aralarında konuşarak arabayı takip ediyorlardı...&lt;br /&gt;- Çok iyi birisiydi rahmetli...&lt;br /&gt;- Dünyada böyle zenginler kalmadı abi, adam hem zengin hem de yardım severdi. Daha geçen sene bir okul yaptırdı. Yoksullara yardım etmek için bir vakıf kurdu. Kaç kişi onun sayesinde evine ekmek götürüyor biliyor musun? Zaten sevmeyeni de yok! baksana şu arkamızdaki binlerce kişiye...&lt;br /&gt;- Allah böylelerini eksik etmesin, inşallah gittiği yerde huzur içinde yatar...&lt;br /&gt;- İnsanlara yardım etmekle çok büyük sevaplar kazandı, mekanı cennet olsun iyi adamdı vesselam...&lt;br /&gt;Kalabalık mezarlığa geldikten sonra cenazeyi defnetmek için binlerce kişi birbirleriyle yarışmaya başladı. Herkes cenazenin üzerine bir parça toprak atmak istiyor ve büyük bir izdiham yaşanıyordu. Defnedilen kişinin işyerlerinde çalışanların eşleri, çocukları herkes o gün oradaydı. Erkekler mezarlığın içinde kadın ve çocuklarda dışarısındaydı. Hemen hemen herkesin gözü yaşlıydı.&lt;br /&gt;Cenaze defnedildikten bir müddet sonra herkes dağıldı. Bu arada melekler hesap işlemine başlamışlardı. Adamın günahları ve sevapları tek tek belirleniyordu. Sevapların içerisinde, halkın kendi arasında konuştuğu gibi büyük bir sevaba henüz rastlanmamıştı. Bunun üzerine, adam çok şaşırıp meleklere:&lt;br /&gt;- Nasıl olur? ben dünyada bir çok hayır yaptım hayır işlemediğim günlerde kahroldum. okul, cami, vakıf,hastane yaptırdım oysa bunların çok büyük sevap olduğu söylenirdi.&lt;br /&gt;Tam bu sırada adamın sevapları arasında diğerlerine nazaran büyük bir sevaba rastlandı, adam merak edip: “Acaba bu büyük sevap neymiş diye meleklere sordu. Melekler ise:&lt;br /&gt;- Bir gün, senin için çok önemli olan bir iş toplantısına giderken yol üzerinde yoksul bir adam görmüştün. Haline üzülüp Para vermek istemiş ama etraftaki insanların yanında utanmasın diye yoksul adamın yalnız kalmasını beklemiştin o gün toplantıya gidememiş uzun süre beklemiştin...&lt;br /&gt;Adam o hadiseyi hatırlamak için uzun süre düşündükten sonra gerçektende herkesten gizleyerek yaptığı tek hayır işin o gece verdiği para olduğunu gördü ve tekrar sordu:&lt;br /&gt;- Peki o zaman diğer yaptıklarım ne oldu?&lt;br /&gt;- Yaptırdığın okulun, hastanenin,vakıfın, hepsinin üzerinde ismin vardı bunları yaptırırken halk arasında itibar kazanmak için yaptırıyordun. Oysa, Allah’ın yanında itibar kazanmak için yaptığın tek hayır o gün tanımadığın bir yoksula yaptığın yardımdı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-2634153814163360633?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/2634153814163360633/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=2634153814163360633' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/2634153814163360633'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/2634153814163360633'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/faydasz-itibar.html' title='Faydasız itibar'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-3358453865803237843</id><published>2008-07-20T14:08:00.000-07:00</published><updated>2008-07-20T14:09:55.576-07:00</updated><title type='text'>Dostluk ipi</title><content type='html'>Genç adam iyi bir terziymiş. Bir dikiş &lt;br /&gt; makinesi ve Küçücük bir dükkânı varmış. &lt;br /&gt;Sabahlara kadar uğraşıp didinir ama &lt;br /&gt;Pek az para kazanırmış. &lt;br /&gt; Çok soğuk bir kış gecesi dükkânı kapatırken&lt;br /&gt; elektrik Sobasını açık unutmuş ve çıkan &lt;br /&gt;yangın onun felaketi olmuş. Artık &lt;br /&gt;Ne bir işi varmış ne de parası. &lt;br /&gt;Günler boyu iş aramış ama bulamamış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yük  taşımış,Bulaşıkçılık yapmış,  yine de&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evinin Kirasını ödeyecek kadar para &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kazanamamış. &lt;br /&gt;Sonunda ev sahibinin de sabrı taşınca, küçük bir&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;  Bavula  sığan eşyalarıyla sokakta bulmuş kendini. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Mevsim kış, hava ayaz olsa da genç adamın köşedeki &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Parktan başka gidecek yeri yokmuş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sabah iş arayacak derman bulamamış bacaklarında. &lt;br /&gt;Açlıktan ve soğuktan bitkin bir şekilde bankta&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Otururken, kocaman bir araba yanaşmış  kaldırıma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Arka kapıyı açmaya çalışan Şoförü kızgınlıkla yana itmiş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  arabadan inen yaşlı adam, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yalnız bırakın Beni, parkta dolaşırsam  belki  sinirim geçer" &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diye söylenmiş.Zengin bir  işadamı olduğu her&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; halinden belli  olan ihtiyar, birkaç &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adım attıktan sonra bankta  titreyen  terziyi görmüş. &lt;br /&gt;Terzi, adamın üzerindeki paltoya bakıyormuş dikkatle.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Birden siniri geçiveren ihtiyar,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; "Zavallı adamcağız kim bilir nasıl üşüyordur, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ona nasıl  yardım etsem acaba?" &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diye düşünmeye başlamış. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa terzinin düşlediği  paltonun&lt;br /&gt; sıcaklığı değilmiş.&lt;br /&gt; O, çok kalın Ve kaliteli bir kumaştan üretilen  bu &lt;br /&gt;paltonun sahibine hiç de &lt;br /&gt;Yakışmadığını ve onun vücuduna&lt;br /&gt; uygun şekilde dikilmediğini düşünüyormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşlı işadamı terzinin yanına yaklaşıp, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ne o evlat, bu ayazda parkta &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Donmuşsun. İstersen paltomu sana verebilirim" &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; deyince, "Hayır, teşekkür ederim. Ben sadece&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; bu paltonun size göre  olmadığını &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünüyordum. Kumaşı fazla kalın ve sizi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; olduğunuzdan şişman  göstermiş" &lt;br /&gt;Diye yanıt vermiş terzi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşlı adam bu cevabı alınca hayli  şaşırmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Çünkü o da  üzerindeki &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Paltoya onca para ödediği halde &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Kendisine  bir türlü yakıştıramıyormuş&lt;br /&gt;"Soğuktan titrerken nasıl böyle bir &lt;br /&gt;şeye dikkat edebiliyorsun?" &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Diye soran yaşlı adam, &lt;br /&gt;"Ben terziyim" &lt;br /&gt;yanıtını alınca&lt;br /&gt;"Benimle &lt;br /&gt;Gel, hayat hikâyeni yolda anlatırsın“&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;diyerek arabaya  bindirmiş. &lt;br /&gt;Bizim terziyi. Bu karşılaşma, terzinin hayatındaki &lt;br /&gt;dönüm noktası olmuş. &lt;br /&gt;Böyle yetenekli bir insanın işsiz ve evsiz &lt;br /&gt;kalmasına çok üzülen &lt;br /&gt;İyiliksever yaşlı adam, terziye  bir dükkân &lt;br /&gt;açmasına yetecek kadar para &lt;br /&gt;Vermiş. Bunun karşılığında tek istediği kendi &lt;br /&gt;giysilerini bu genç adamın &lt;br /&gt;Dikmesiymiş. &lt;br /&gt;Terzi yeniden bir işe hem de  kendi işine başlamanın&lt;br /&gt; heyecanıyla deliler &lt;br /&gt;Gibi çalışmaya başlamış. Bu  arada yaşlı işadamı da &lt;br /&gt;desteğini esirgemiyor, &lt;br /&gt;Onu kendi çevresinden zengin kişilerle &lt;br /&gt;tanıştırarak yeni siparişler &lt;br /&gt;Almasını sağlıyormuş. &lt;br /&gt;Küçük dükkân önce kocaman bir modaevine dönüşmüş, &lt;br /&gt;sonra da pek çok ünlü &lt;br /&gt;Marka için üretim yapmaya başlamış. Terzi artık &lt;br /&gt;"ünlü işadamı" &lt;br /&gt;diye anılır olmuş. &lt;br /&gt;Bir gün ihtiyar adam onu ziyarete gitmiş.&lt;br /&gt; Terzi çok büyük bir iş &lt;br /&gt;Bağlantısı yapmak üzere yurt dışına gidecekmiş &lt;br /&gt;ve uçağa yetişmesine &lt;br /&gt;Az bir  zaman varmış. &lt;br /&gt;Biraz sohbet ettikten sonra &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşlı adam birden fenalaşmış,  kalp krizi geçiriyormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Hemen bir &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ambulans çağırılarak hastaneye kaldırılmış.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Yeni  işadamımız ise büyük işi kaçırmak istemediği &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçin uçağa yetişmiş. &lt;br /&gt;Yaşlı  adam krizi atlatmış ve uzun sure hastanede yatmış,&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;bir yandan da Sadece bir  kez telefon ederek &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;durumunu soran terziyi bekliyormuş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat terzi daha çok para kazanmak için oradan &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oraya koştururken &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir  türlü yaşlı adamı  ziyarete gidememiş. &lt;br /&gt;Aradan o kadar uzun bir süre geçmiş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; ki bu sefer de utancından yaşlı adamın&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Kapısını çalamaz olmuş. Bir süre sonra&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; terzinin işleri yolunda gitmemeye başlamış.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Fabrikalarını kapatmak zorunda kalmış &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve  elinde kala kala yine &lt;br /&gt;küçücük bir dükkân kalmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Utana sıkıla yaşlı adama koşmuş&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;hemen nerede hata yaptığını&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;sormak için. Son derece kırgın olan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; ihtiyar yine de onu kabul  etmiş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; ama  anlatacağı öyküyü dinledikten&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;sonra hemen çıkıp gitmesini istemiş. &lt;br /&gt;Ve başlamış anlatmaya: &lt;br /&gt;"Bir zamanlar fakir bir oduncu varmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ormandaki bir kulübede&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşar  ve   odun keserek hayatını  kazanırmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bir gün kulübesinde &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yangın çıkmış ve bu  yangın bütün ormanı kül etmiş.&lt;br /&gt; O çevrede kimse ona&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  güvenip iş  vermeyince,  çıkınını alan oduncu, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eşeğine binip yola  koyulmuş. &lt;br /&gt;Ağaçların arasında yürürken birinin  kendisine &lt;br /&gt;seslendiğini duymuş.Başını  kaldırınca konuşanın &lt;br /&gt;bir bülbül olduğunu görmüş. &lt;br /&gt;Bülbül ona&lt;br /&gt; "Senin haline  çok üzüldüm, şimdi öyle &lt;br /&gt;Bir büyü yapacağım ki eşeğin çok güzel şarkı  &lt;br /&gt;söylemeye &lt;br /&gt;Başlayacak, sen de onunla gösteriler &lt;br /&gt;yapıp çok para kazanacaksın" &lt;br /&gt;Demiş. Gerçekten de eşek  birbirinden güzel şarkılar  söylemeye &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlamış. &lt;br /&gt;Oduncu o şehir senin bu kasaba benim dolaşıp eşeğine şarkı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; söyletiyor ve  herkes onları izlemek için birbiriyle yarışıyormuş.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Oduncu ve şarkı söyleyen eşeği bütün ülkede ünlenmişler. Bir gün&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Yine  bir gösteriye yetişmek için koştururlarken, bülbülün yardım&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İsteyen sesini duymuş oduncu.  &lt;br /&gt;Bir kedi bülbülü yakalamış ve yemek &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzereymiş. Şöyle bir duraklamış ama&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; gösteriye gitmemeyi, onca &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Parayı kaçırmayı gözü yememiş, arkasına&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;bakmadan  kaçmış oradan. Gösteri &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;başladığında  ise eşeği her zamanki gibi &lt;br /&gt;güzel şarkılar söylemek yerine &lt;br /&gt;Sadece bir eşeğin çıkarabileceği sesleri çıkarmış.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Oduncu kendisini şarlatanlıkla suçlayan &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;izleyicilerin elinden &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Canını zor kurtarmış. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte o zaman bülbül ölünce&lt;br /&gt; büyünün bozulduğunu anlamış. &lt;br /&gt;Ben de  senin bülbülündüm ve sen beni öldürdün, &lt;br /&gt;büyü de o yüzden &lt;br /&gt;Bozuldu.  Keşke  güzel giysiler dikerken &lt;br /&gt;dostluk ipliğini &lt;br /&gt;Koparmasaydın..." &lt;br /&gt;Öyküyü dinleyince hemen çıkıp gitmiş terzi, &lt;br /&gt;çünkü söyleyecek bir &lt;br /&gt;Sözü  yokmuş... &lt;br /&gt;ONUN SÖYLEYECEK BİR ŞEYİ YOK AMA &lt;br /&gt;BEN SÖYLEMEK İSTERİM.&lt;br /&gt;DOSTLUK İPLERİNİZİ &lt;br /&gt;KOPARMAMANIZ DİLEĞİYLE.......&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-3358453865803237843?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/3358453865803237843/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=3358453865803237843' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/3358453865803237843'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/3358453865803237843'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/dostluk-ipi.html' title='Dostluk ipi'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-5134498695612660720</id><published>2008-07-20T14:07:00.000-07:00</published><updated>2008-07-20T14:08:20.644-07:00</updated><title type='text'>Bu evde her gece güllerin efendisi (s.a.v) bekleniyor</title><content type='html'>Peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselam her an evimize gelecekmiş gibi veya Rabbi’mizin her daim bizi gördüğünü, ölümün çok yakınımızda olduğunu düşünerek yaşamak zor elbette; ama bu bilince sahip olmaya çalışmak da mü’min olmanın bir gereği.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etrafımızda bu gerilimle yaşayan insanların var olduğunu görünce, imkansız olmadığını daha iyi anlıyoruz. İkitelli’de hayatlarını fakir ailelere ve öğrencilere yardım etmeye adayan Mustafa_Sakine Şahin çifti ve çocukları Mehmet, Bilal ve Betül, evlerinde her an Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtu Vesselam gelecekmiş gibi yaşıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aleyhissalâtu Vesselam Efendimiz’den bahsederken “Güllerin Efendisi” diye bahseden aile fertleri, evlerine aldıkları tüm eşyaları da gül desenli olanlarından seçiyorlar. Hatta anaokuluna giden Betül bile ‘Güllerin Efendisi’nin tokalarından’ olsun diyerek güllü toka ısmarlıyor pazardan. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mustafa Bey ve Sakine Hanım’ın Peygamber sevgisi okudukları kitaplar ve dinledikleri vaazlarla güçlenmiş. Çocukları da her an O’ndan bahsedilen bir evde büyümüşler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün birçok evde futbol maçları ve yerli diziler tüm sohbetlere hakim olmuşken, bu ailedeki sohbetlerin konusu Peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselam’ın kişiliği, nasıl bir hayat yaşadığı, Aleyhissalâtu Vesselam Efendimizin mubarek arkadaşlarının (Allah onlardan razı olsun) hayatları ve onlara benzemek için nasıl yaşamak gerektiği üzerine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklar aralarında dua etme ve kitap okuma yarışı yapıyorlar. Sakine Hanım, bir gün arkadaşları ve komşularıyla yine Prygamber Efendimiz Aleyhissalâtu Vesselam’ın hayatı üzerine sohbet ederken, akşam niyet ederek seccade serip bırakırsa, gece Efendimiz Aleyhissalâtu Vesselam’ın o eve gelip namaz kılacağını duydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi günü çocuklarıyla birlikte efendimiz Aleyhissalâtu Vesselam evlerine gelecekmiş gibi geçirdiler. Evi temizleyip düzenlediler. Kitaplığın da bulunduğu odaya vazo içinde bir gül koydular. Akşam yemeğinde sofralarında fazla bir kişilik yer ayırıp en güzel tabak ve kaşığı oraya yerleştirdiler. Hep birlikte kitaplarını okuyup, namaz kılıp yattılar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sakine hanım, yatmadan önce gül koydukları odaya bir seccade serdi. Sabah namazı vakti bir kapı sesiyle uyandı. Seccade serdiği odanın kapısının açılıp kapandığını hissedince beklediği misafirin geldiğini düşündü. Heyecanla eşini ve çocuklarını kaldırdı ve hep birlikte sabah namazınlarını kıldılar.&lt;br /&gt;Sakine hanım, bu olayı pek kimseye anlatmadı; ama o günden sonra her gün bir gül alıp aynı yere koydu, seccadesini de sermeye devam etti&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-5134498695612660720?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/5134498695612660720/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=5134498695612660720' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/5134498695612660720'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/5134498695612660720'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/bu-evde-her-gece-gllerin-efendisi-sav.html' title='Bu evde her gece güllerin efendisi (s.a.v) bekleniyor'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-3629325324506253779</id><published>2008-07-20T14:04:00.000-07:00</published><updated>2008-07-20T14:06:30.126-07:00</updated><title type='text'>Borcum vardı</title><content type='html'>Oldukça yaşlı bir adam ,kendisi gibi kamburlaşıp yere yanaşmış bir ağacın altında ağlıyordu. Biraz önce irikıyım bir genç yanına sokulmuş ve kendisinden içki parası istedikten sonra bir de tokat atmıştı. Yaşlı adamın yere yıkıldığını görenler, hemen yardımına koşup:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Geçmiş olsun dede ,dediler. O serseri ne istedi ki senden?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adamcağız bir şey olmamış gibi toparlanmaya çalışırken:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Eski bir borcum vardı, onu istedi , dedi. Yapması gerekeni yaptı sadece...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çevresindekiler, ihtiyar adamı yerden kaldırdıktan sonra eline bastonunu tutuşturup aceleyle işlerine koşuştular. Herkes ayrıldığında, hadiseyi başından beri görmüş olan bir delikanlı onun koluna girerek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Fazla hırpalandınız, dedi. Ağacın gölgesinde biraz oturalım mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşlı adam yorgun bakışlarını yukarıya yöneltip :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Benim bu ağacın altında dinlenmeye hakkım yok yavrum dedi. Ölünceye kadar da olmayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Delikanlı, söylenenden bir şey anlamamıştı. Meraklı gözlerle kendisine bakarken, onun tekrar hıçkırıklara boğulduğunu fark etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşlı adam ,iniltiye benzeyen bir sesle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Elli yıl kadar önceydi,diye devam etti. Rahmetli babamı,sigara parası almak için bu ağacın altında azarlamıştım. Yani biraz önce evladımın beni dövdüğü yerde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Delikanlı ne diyeceğini bilemedi ve şimdi biraz daha bitkin görünen ihtiyarın sakinleşmesini bekledikten sonra, onu arabayla evine bırakmayı teklif etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam, titrek adımlarla yoluna koyulurken:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Evim oldukça uzaklarda yavrum. Ama ben yürüyerek gideceğim oraya. Babamın da onu azarladıktan sonra, üzüntüsünden yayan döndüğü gibi. Hem şehir dışındaki kabristana uğrayıp bir Yasin le öpeceğim ellerinden...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-3629325324506253779?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/3629325324506253779/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=3629325324506253779' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/3629325324506253779'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/3629325324506253779'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/borcum-vard.html' title='Borcum vardı'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-1786598145196372980</id><published>2008-07-20T14:03:00.000-07:00</published><updated>2008-07-20T14:04:15.484-07:00</updated><title type='text'>Allah'tan Selam var</title><content type='html'>Allah yolunda infak edin ayeti henüz nazil olmuştu. Peygamber ashabına bu ayeti haber verdikten sonra aralarında hemen bir yarış başlamıştı en çok kim verecek Allah için diye. Hem peygamber hoşnuttu bundan hem de ashab. Üç veya dört gün olmuştu ki ebu Bekir mescide uğramaz olmuştu. Peygamber önceleri  söylemese de aklı ondaydı. Ashabına sordu bir gün mescitte &lt;br /&gt;-aranızda Ebu Bekir den haberi olan var mı? Neden gelmiyor mescide?&lt;br /&gt;Cevap  -Allah ve resulü daha iyi bilir Ya Resulallah bir haberimiz yoktur ondan. &lt;br /&gt;Peygamber yola çıkmış Ebu Bekire gidiyordu az sonra. Birden kesiverdi Cebrail önünü peygamberin. Üstünde yamalı elbise vardı hem de. Gözleri ise nemliydi.&lt;br /&gt;-Ya Cebrail nedir bu halin hem de gözlerin? hayırdır inşallah&lt;br /&gt;cevap veriyordu Cebrail Resulallah’a&lt;br /&gt;-Ya Resulallah sadece ben değil gökteki bütün melekler bu halim üzerinedir hepsi böyledir benim gibi. Çünkü senin en sadık arkadaşın Ebu Bekir evinde şimdi bu elbise gibi bir elbiseyle durur. Zaten vermişti her şeyini ilk zamanlarda Allah yoluna.  İnfak edin ayetinden sonra kalan iki elbisesi vardı onunda tekini verdi Allah yoluna. Şimdi namazlarda bir hanımı giyer elbiseyi kılar namazını sonrada verir Ebu Bekire o kılar namazını. Gelemez o yüzden senin mescidine. Bizde bu hale ağlaşır dururuz işte. Onun üzerinde varken yamalı elbise biz nasıl giyeriz yamasızını. Beni sana  Zat-ı zül Celal gönderdi. Git habibime söyle gitsin Ebu Bekire ve  benden selam söylesin. Ve de sorsun ben Ebu Bekirden razıyım Ya o benden razımıdır? diye.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-1786598145196372980?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/1786598145196372980/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=1786598145196372980' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/1786598145196372980'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/1786598145196372980'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/allahtan-selam-var.html' title='Allah&apos;tan Selam var'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-5614633299276561100</id><published>2008-07-20T14:01:00.000-07:00</published><updated>2008-07-20T14:02:30.967-07:00</updated><title type='text'>Adam ve kamyonu</title><content type='html'>• Adam yeni kamyonuna bakmak için evinden çıktığında, üç yaşındaki oğlunun gayet mutlu bir biçimde elindeki çekiçle kamyonunun kaportasını mahvettiğini görmüş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen oğlunun yanına koşmuş ve çocuğun eline çekiçle vurmaya başlamış. Biraz sakinleşince oğlunu hemen hastaneye götürmüş. Doktor, çocuğun kırılan kemiklerini kurtarmaya çalıştıysa da elinden bir şey gelmemiş ve çocuğun iki elinin parmaklarını kesmek zorunda kalmış. Çocuk ameliyattan çıkıp gözlerini açtığında, bandajlı ellerini fark etmiş ve gayet masum bir ifadeyle, “Babacığım, kamyonuna zarar verdiğim için çok üzgünüm.” demiş ve sonra babasına şu soruyu sormuş: “Parmaklarım ne zaman yeniden çıkacak?” Babası eve dönmüş ve hayatına son vermiş... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birisi masaya süt döktüğünde ya da bir bebeğin ağladığını işittiğinizde bu öyküyü hatırlayın. Çok sevdiğiniz birine karşı sabrınızı yitirdiğinizi anladığınızda, önce biraz düşünün. Kamyonlar onarılabilir, ama kırılan kemikler ve incinen duygular hiçbir zaman onarılamaz; genellikle kişiyle performansı arasındaki farkı göremeyiz. İnsan hata yapar. Hepimiz hata yaparız. Fakat öfkeyle ve düşünmeden yapılan şeyler, insanı sonsuza kadar rahatsız eder. Harekete geçmeden önce durun ve düşünün. Sabırlı olun. Anlayış gösterin ve sevin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-5614633299276561100?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/5614633299276561100/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=5614633299276561100' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/5614633299276561100'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/5614633299276561100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/adam-ve-kamyonu.html' title='Adam ve kamyonu'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-247364730428938363</id><published>2008-07-20T13:57:00.000-07:00</published><updated>2008-07-20T14:01:09.370-07:00</updated><title type='text'>Medineyi ağlatan Ezan</title><content type='html'>Allah Resûlü hasta yatağında soğuk terler döküyor. Hazreti Aişe’nin gözü yaşlı, Hazreti Ebu Bekrin başı yerde, Kainatın Efendisi ebedi yolculuğun eşiğinde son nefeslerini sayıyor. Medine soluk almadan bekliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buruk yürekler, endişeli bakışlar ve köşelerde sessiz sessiz akıtılan göz yaşları… Tek istenilen şey, bir haber. Habibin sıhhat haberi. Fakat Alemlerin Rabbi daha fazla uzatmayacaktır dünya gurbetini Habibinin. Ahmedi’nin yüreğini daha üzmeyecektir bu çöllerde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte son an… son nefes… ve Habibin dudaklarından dökülen son söz: “Er’rafiku-l a’la! Er’rafiku-l a’la!” “ Yüce dost! Yüce dost!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kainatın Sevgilisi ulaşıyor dostuna&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ezan vaktidir. Resûlullah’ın yokluğundaki ilk gecenin sabahı. Bilal elini kulağına götürmek için hazırlanıyor. Mukaddes daveti duyuracak. Lakin yüreği yanıyor. Yanık sesi, yanık yüreğiyle hepten hüzne bürünmüş başlıyor ezan-ı Muhammedi. Ve tam “Eşhedü enne Muhammederrasûlullah…” derken bir hıçkırık kopuveriyor Bilal’ın ciğerlerinden. Bilal ağlıyor, sahabeler ağlıyor. Dalga dalga hüznüyle yayılıyor gülbang-ı Ahmedî. Peygamber müezzini ezanı güçlükle bitirebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Medine… Peygamber şehri. Hiç böyle görmemişti bu şehri Bilal. Her bir taşından göz yaşı damlıyordu sanki. İşte bu sokaklardan yürümüştü Allah Resûlü. Bu mescitte oturmuştu. Şu kütüktü yaslanıp da hutbe okuduğu. Mübarek ayaklarının değdiği toprak bu topraktı. O’nun gül kokusu sinmişti bu yerlere. Medine O’nu bulduğu gün can bulmuştu. Ama şimdi o yoktu bu şehirde. Her zerresine hasretini nakşedip göçüp gitmişti işte. Bilal Medine’de duramazdı artık. Baktığı her yönde O’nun hatırasının canlandığı, yüreğine hicran ateşleri yağdıran bu şehirde kalamazdı. Hasretini bağrına basıp Şam’a gitti. Aradan seneler geçti. Medine peygambersiz, ezanlar Bilalsiz seneler geçti. Halife defalarca Bilal’ı Medine’ye çağırdı. Tüm ısrarlara rağmen peygamber müezzini kabul etmedi bu davetleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat bir gece Efendimiz (sav) rüyasına geldi Hazret-i Bilal’in. Allah Resûlü (sav) nurlar içinde ona bakıyor, sitemvâri bir tavırla: “Ne zamandır beldemize uğramaz oldun Ya Bilal!” diyordu. Ertesi sabah Bilal, emri alan asker gibi fırladı. Derhal Medine yollarına koyuldu. Bilal’ın ne sıcakta pişen vücudu ne uzayan yollara bakan gözleri vardı. Hissettiği tek şey kalbindeki tarifsiz sızıydı. Özleten, ağlatan, yandıran bir sızı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günlerce süren yolculuğun ardından Bilal, sevgilisini gömdüğü hicran şehrine ayaklarını basıyordu işte. Ve o gün Medine bir zamanlar çok iyi tanıdığı bir sesle açıyordu gözlerini sabaha. Sesi duyan daha iyi işitebilmek için kapılara koşuyordu. Sokaklara dökülen insanlar heyecan içinde birbirlerine tek bir şeyi haber veriyordu. “Bilal gelmiş! Seneler sonra Bilal Medine’ye dönmüş.” Kalpler sanki yerinden çıkacaktı. Sokaklarda kadınlar, çocuklar… Medine böyle bir şey görmemişti. Bütün şehir mescide akıyordu. Onlar bu sesi hep peygamber hayattayken duymuşlardı. Bu sesi işitip de gittiklerinde mescide Allah Resûlü’nün o mübarek yüzünü görmüşlerdi yıllarca. Peki ya şimdi? İşte bu ses Bilal’in sesiydi. Yoksa Muhammed Mustafa (sav) , kainatın biricik sevgilisi şimdi de mescitte miydi? Birisi deseydi ki: “Evet, Peygamberimiz (sav) mescitte, müminleri namaza bekliyor.” Şüphesiz buna inanmayan kalmayacaktı. Bir anda çağlayan hisler o koskoca hakikati unutturuvermişti. Allah Resûlü artık aralarında yoktu ve dönmesi de mümkün değildi. İşte o dem herkes koyuverdi kendini. Genç, ihtiyar, kadın, çocuk herkes herkes ağlıyordu.&lt;br /&gt;Bilal de yüreğinin yangınlarına su serpiyordu gözyaşlarıyla. O da ağlıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hıçkırıklara karışan bu ezan bütün Medine’yi ağlatmıştı. Bu Hazret-i Bilal’in okuduğu son ezanı oldu. Şam’a döndükten bir süre sonra o da Hakkın rahmetine ulaştı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-247364730428938363?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/247364730428938363/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=247364730428938363' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/247364730428938363'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/247364730428938363'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/medineyi-alatan-ezan.html' title='Medineyi ağlatan Ezan'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-8473768377185788120</id><published>2008-07-20T13:56:00.000-07:00</published><updated>2008-07-20T13:57:19.292-07:00</updated><title type='text'>Bu kadar sevebilir misiniz ?</title><content type='html'>biraz &lt;br /&gt;uzun gibi ama kesinlikle okurken farkına varmadan bitirmiş &lt;br /&gt;olacaksınız....... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir otobüs durağında &lt;br /&gt;karşılaşmışlardı ilk kez.... Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk &lt;br /&gt;karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek &lt;br /&gt;için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, &lt;br /&gt;çok genç... Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı &lt;br /&gt;ama sonunda başardılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte &lt;br /&gt;oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan &lt;br /&gt;binmişti otobüse, kız ise ablasında.... Sırf birbirilerini görebilmek &lt;br /&gt;için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o &lt;br /&gt;durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu... Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir &lt;br /&gt;şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir &lt;br /&gt;doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına &lt;br /&gt;uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için &lt;br /&gt;ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna &lt;br /&gt;bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki... Günler günleri, yıllar &lt;br /&gt;yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü... Tek eksikleri &lt;br /&gt;çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağmen çocuk sahibi &lt;br /&gt;olmayınca, "bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur" &lt;br /&gt;diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler... &lt;br /&gt;"Senin için ölürüm" derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adam "Hayır, ben &lt;br /&gt;senin için ölürüm" diye yanıt verirdi hep... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen eve geldiğinde, &lt;br /&gt;aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, "Bir tanem, kütüphanenin ikinci &lt;br /&gt;rafına bak...." Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not &lt;br /&gt;olurdu, "Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın &lt;br /&gt;unutma" Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya &lt;br /&gt;okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi &lt;br /&gt;zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla &lt;br /&gt;karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten.... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat ne kadar hızlı akarsa &lt;br /&gt;aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman &lt;br /&gt;buluyorlardı bulmasına ama kırklı &lt;br /&gt;yaşların ortalarına geldiklerinde, daha &lt;br /&gt;az çalışmaya karar verdiler. Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde &lt;br /&gt;hasta kabul etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece &lt;br /&gt;özel projelerde görev aldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde "satılık" levhası asılı olan. "Ne dersin, bu evi alalım &lt;br /&gt;mı?" dedi adama. "Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız. Projeyi &lt;br /&gt;kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet &lt;br /&gt;edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı..." "Sen istersin de ben hiç hayır &lt;br /&gt;diyebilir miyim?" diye yanıt verdi adam. "Amerika'daki tıp kongresinden &lt;br /&gt;döner dönmez ararım emlakçıyı... Kaç para olursa olsun, burası bizimdir &lt;br /&gt;artık...." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece bir hafta ayrı &lt;br /&gt;kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam &lt;br /&gt;Amerika'ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu &lt;br /&gt;neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi &lt;br /&gt;kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı: "Canım, o ev bizim bütçemizi &lt;br /&gt;aşıyor. Sen en iyisi o evi unut..." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutsuzluk, mutluluğun tadına &lt;br /&gt;alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi &lt;br /&gt;bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama, "Senin &lt;br /&gt;için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat" diye dil döktü boş yere... &lt;br /&gt;Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti &lt;br /&gt;sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her &lt;br /&gt;çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün, çocukluğunun, &lt;br /&gt;gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken, &lt;br /&gt;"Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım" diye sözünü kesti &lt;br /&gt;arkadaşı. "O, seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç &lt;br /&gt;bir kadınla yemek yiyiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar &lt;br /&gt;arabaya...." "Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları" diye &lt;br /&gt;bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı.... &lt;br /&gt;Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi &lt;br /&gt;sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı... Kocasının &lt;br /&gt;eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen &lt;br /&gt;evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkar etmedi adam. Zamanla &lt;br /&gt;duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık &lt;br /&gt;aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden. &lt;br /&gt;Kapıdan çıkarken, "son bir kez kucaklamak isterim seni" diyecek oldu ama &lt;br /&gt;kadın, "defol" dedi nefretle... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikayesinin böyle son bulmasına &lt;br /&gt;kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın. &lt;br /&gt;Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika'ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az onun &lt;br /&gt;kadar yoğun bir duygu olan nefretin kalması için dua ediyordu. &lt;br /&gt;Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu söylenen &lt;br /&gt;zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, &lt;br /&gt;ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. "Sen, &lt;br /&gt;buraya ne yüzle geliyorsun" diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. &lt;br /&gt;"Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor." dedi genç &lt;br /&gt;kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: "Hiçbir &lt;br /&gt;şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü. &lt;br /&gt;Geçen yıl Amerika'daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık &lt;br /&gt;bir senelik ömrü kaldığını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi &lt;br /&gt;onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak &lt;br /&gt;için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi. &lt;br /&gt;Birlikte Amerika'ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız &lt;br /&gt;otobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve &lt;br /&gt;kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, &lt;br /&gt;son anda yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi istedi..." Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu &lt;br /&gt;kutuda. İlk kağıtta, "Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem" &lt;br /&gt;diyordu... Sırayla okudu; "Seni çok sevdim", "Seni sevmekten hiç &lt;br /&gt;vazgeçmedim", "Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim." &lt;br /&gt;"Fakat benim için ölmeni istemedim" "Şimdi bana söz &lt;br /&gt;vermeni istiyorum." "Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?" son &lt;br /&gt;kağıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın... Ve son &lt;br /&gt;kağıtta şunlar yazılıydı: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. &lt;br /&gt;Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor &lt;br /&gt;olacağım...."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-8473768377185788120?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/8473768377185788120/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=8473768377185788120' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/8473768377185788120'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/8473768377185788120'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/bu-kadar-sevebilir-misiniz.html' title='Bu kadar sevebilir misiniz ?'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-4499198609163404175</id><published>2008-07-20T13:27:00.001-07:00</published><updated>2008-07-20T13:54:18.523-07:00</updated><title type='text'>Dostluk mu yoksa dostluk mu?</title><content type='html'>Bir zamanlar zengin olan Sezgin ile fakir olan Ferhat çok iyi arkadaşlardı. Adeta can dostuydular. Günün birinde Sezgin Ferhat’a "benim için canını verir misin?" dedi. Ferhat hiç düşünmeden "seve seve veririm" dedi. Bunun üzerine Sezgin Ferhat'tan nişanlısını istedi. Ferhat ise nişanlısından ayrılıp, Sezgin'i onunla evlendirdi. Aylar sonra Ferhat bir şanssızlık eseri işinden kovulmuştu. Aklına ilk gelen can dostunu aramak olmuştu. "Fabrikasında bana bir iş verir" diye düşündü ama hiç bir şey düşündüğü gibi olmadı. Dostunu görmeye gittiğinde o kendini yok dedirtti ve o günden sonra Ferhat dostluğunu bitirmeye karar verdi. Bu düşünceyle yolda giderken ölmek üzere olan bir adama rastladı ve onu hastaneye götürdü. Şans eseri adam kurtuldu ve servetinin yarısını Ferhat’a verdi. Ferhat servetin yarısını alarak zengin oldu. Can dostu olan Sezginin köşkünün karşısındaki köşkü aldı. Orada hayatini sürdürürken bir gün kapıya bir kadın geldi. Bir lokma ekmek dileniyordu. Ferhat bu kadına acıyarak evin islerini yapması için yanında çalışmasını teklif etti. Günler birbirini kovaladı ve Ferhat la bu kadın ana oğul gibi oldular ve bu kadın samimiyete dayanarak O nun sevdiği bir kadın olup olmadığını sordu. Ferhat "hayır" cevabini verince tanıdığı bir kız olduğunu ve isterse onunla tanıştırabileceğini söyledi. Ferhat onu kırmamak için tanışmayı kabul etti. Ferhat ile kız tanıştıktan sonra birbirlerini sevdiler ve evlenmeye karar verdiler. Herkese haber vermişlerdi.Karşıki köşk hariç, ama Ferhat dayanamayarak karşıki köşke de haber gönderdi. Düğün günü gelmişti. Ferhat sevdiği kız ile dans ederken birden karşısında eski can dostunu gördü. En sonunda dayanamayarak mikrofonu eline aldı ve su sözleri söyledi; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Bir zamanlar bir can dostum vardı bir gün benden nişanlımı istedi verdim. Ama ben ondan bir ii istediğimde kendini yok dedirtti. O artık benim can dostum değildir" dedi. &lt;br /&gt;Sezgin de bu sözlere dayanamayarak mikrofonu eline aldı ve şu sözleri söyledi; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Bir zamanlar benim bir can dostum vardı. Nişanlısı kötü yola düşmüştü. Ondan nişanlısını isteyerek namusunu kurtardım. Bana is istemek için geldiğinde kapımda işçi konumuna düşmesin diye kendimi yok dedirttim. Babamı yolunda hasta yatırttım. Servetimin yarısını O na verdim. Annemi kapısında dilenci yaptım. En sonunda kardeşimle tanıştırdım. Su an da evlendiği kişi benim kız kardeşim. O hala benim CAN DOSTUM&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-4499198609163404175?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/4499198609163404175/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=4499198609163404175' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/4499198609163404175'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/4499198609163404175'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/dostluk-mu-yoksa-dostluk-mu.html' title='Dostluk mu yoksa dostluk mu?'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-6750724829058487936</id><published>2008-07-20T13:20:00.001-07:00</published><updated>2008-07-20T13:20:57.945-07:00</updated><title type='text'>Affet Baba</title><content type='html'>Evlendiğinden beri evinde kalan babası yüzünden,eşiyle sürekli tartışıyordu.Eşi babasını istemiyor,onun fazlalık olduğunu düşünüyordu.Tartışmalar bazen inanılmaz boyutlara ulaşıyordu.Böyle bir tartışma anında;eşi bütün bağları koparttı ve ''Ya ben giderim,yada baban bu evde kalmayacak'' diyerek rest çekti...Eşinin kaybetmeyi göze alamazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babası yüzünden çıkan tartışmalar dışında mutlu bir yuvası,sevdiği ve kendisini seven bir eşi ve birde çocuğu vardı.Eşi için çok mücadele etmişti evliliği sırasında.Ailesini ikna etmek için çok uğraşmış ve çok sorunlarla karşılaşmıştı.Onu ölürcesine seviyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çaresizlik içinde ne yapacağını düşündü ve kendince bir çözüm yolu buldu.Yıllar önce avcılık merakı yüzünden kendisi için yaptırdığı kulübe tipi dağ evine götürecekti babasını.Arada bir uğrayacak ve ihtiyacı neyse karşılayacak,böylelikle eşiyle de sorun yaşamayacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lazım olacak bütün malzemeleri hazırladıktan sonra,yatalak babasını yatağından kaldırdı ve kucakladığı gibi arabaya attı.Oğlu Can,''Bende seninle gelmek istiyorum'' diye ısrar edince,onu da arabaya aldı ve birlikte yola koyuldular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kışın tam ortalarıydı ve korkunç bir soğuk vardı.Kar ve tipi yüzünde yolu zor seçiyorlardı.Can,babasına sürekli ''Nereye gidiyoruz'' diye soruyor ama cevap alamıyordu.Öte yandan;nereye götürüldüğünü anlayana yaşlı adamsa gizli gizli gözyaşı döküyor,oğlu ve torununa belli etmemeye çalışıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun süren bir yolculuktan sonra,dağ evine ulaştılar.Epeydir buraya gelmemişti.Baraka tipindeki dağ evi ,artık çürümeye yüz tutmuştu,tavan akıyordu.Barakanın bir köşesini temizledi ve arabadan yüklendiği yatağı oraya itina ile serdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra diğer malzemeleri taşıdı,en son babasını sırtlayarak yatağa yerleştirdi.Soğuk adeta barakanın içinde hissediliyordu.Çaresizlik içinde babasını izledi.Daha şimdiden üşümeye başlamıştı.''Yarın yine gelir,bir yorgan ve birkaç battaniye getiririm'' diye düşündü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle üzgündü ki ,dünya başına çöküyor gibiydi.O bu duygular içindeyken ,babası yüreğine bıçak saplanmış gibiydi.Yıllarca emek verdiği oğlu tarafından bir barakaya terk ediliyordu.Minik Can ise olanlara hiçbir anlam veremiyordu.Anlamsızca,dedesinden ayrılacak olmanın vermiş olduğu üzüntüyle ,sadece seyrediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık gitme zamanıydı.Babasının yatağına eğildi,yanaklarını ve ellerini defalarca öptü.''Beni affet'' der gibi sarıldı,kokladı.Artık ikisi de duygularına hakim olamıyor ve hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.''Buna mecburum'' der gibi baktı babasının yüzüne. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arabaya binip yola çıktıklarında Can ağlamaya başladı.''Neden o soğuk yerde dedemi bıraktın''diye.Verecek cevap bulamıyordu,''Annen böyle istiyor'' diyemiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Can ''BABA,SEN YAŞLANDIĞINDA DA BEN SENİ BURAYAMI GETİRECEĞİM?'' diye sorunca ,dünyası başına yıkıldı.O sorunun yöneltilmesiyle birlikte ,deliler gibi geri çevirdi arabayı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barakaya ulaştığında ''Beni affet baba'' diyerek babasının boynuna sarıldı.Baba-oğul sıkı sıkı sarılmış,çocuklar gibi hıçkıra hıçkıra ağlıyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğul,''Baba beni affet!sana bu muameleyi yaptığım için beni affet!'' diye hatasını itiraf ediyordu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baba ise bu sözlere en anlamlı cevabı veriyordu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Geri geleceğini biliyordum yavrum.Ben babamı dağ başına atmadım ki,sen beni atasın...Beni bu dağlarda bırakamayacağını biliyordum.''&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-6750724829058487936?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/6750724829058487936/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=6750724829058487936' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/6750724829058487936'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/6750724829058487936'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/affet-baba.html' title='Affet Baba'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-8143632007897854617</id><published>2008-07-20T13:18:00.000-07:00</published><updated>2008-07-20T13:19:09.599-07:00</updated><title type='text'>Tuzlu kahve</title><content type='html'>Kıza bir partide rastlamıştı.. Harika bir şeydi. O gün peşinde o kadar delikanlı vardı ki.. Partinin sonunda kızı kahve içmeye davet etti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kız parti boyu dikkatini çekmeyen oğlanın davetine şaşırdı, ama tam bir kibarlık gösterisi yaparak kabul etti. Hemen köşedeki şirin kafeye oturdular. Delikanlı öyle heyecanlıydı ki, kalbinin çarpmasından konuşamıyordu. Onun bu hali kızın da huzurunu kaçırdı.. "Ben artık gideyim" demeye hazırlanırken, delikanlı birden garsonu çağırdı.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bana biraz tuz getirir misiniz" dedi.. "Kahveme koymak için.." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yan masalardan bile şaşkın yüzler delikanlıya baktı..Kahveye tuz!.. &lt;br /&gt;Delikanlı kıpkırmızı oldu utançtan, ama tuzu kahvesine döktü ve içmeye başladı. Kız, merakla "Garip bir ağız tadınız var" dedi.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Delikanlı anlattı: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Çocukken deniz kenarında yaşardık. Hep deniz kenarında ve denizde oynardım. Denizin tuzlu suyunun tadı ağzımdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben.. Bu tadı çok sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadı dilimde hissetsem, çocukluğumu, deniz kenarındaki evimizi ve mutlu ailemi hatırlıyorum. . Annemle babam hala o deniz kenarında oturuyorlar.. Onları ve evimi öyle özlüyorum ki.." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunları söylerken gözleri nemlenmişti delikanlının.. Kız dinlediklerinden çok duygulanmıştı.içini bu kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar özleyen bir adam, evi, aileyi seven biri olmalıydı. Evini düşünen, evini arayan, evini sakınan biri.. Ev duyusu olan biri.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kız da konuşmaya başladı.. Onun da evi uzaklardaydı.. Çocukluğu gibi.. O da ailesini anlattı. Çok şirin bir sohbet olmuştu.. Tatlı ve sıcak.. Ve de bu sohbet öykümüzün harikulade güzel başlangıcı olmuştu tabii.. Buluşmaya devam ettiler ve her güzel öyküde olduğu gibi, prenses, prensle evlendi. Ve de sonuna kadar çok mutlu yasadılar. Prenses ne zaman kahve yapsa prensine içine bir kaşık tuz koydu, hayat boyu.. Onun böyle sevdiğini biliyordu çünkü.. 40 yıl sonra, adam dünyaya veda etti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ölümümden sonra aç" diye bir mektup bırakmıştı sevgili karısına.. Şöyle diyordu, satırlarında.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Sevgilim, bir tanem.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lütfen beni affet. Bütün hayatımızı bir yalan üzerine kurduğum için beni affet. Sana hayatımda bir tek kere yalan söyledim.. Tuzlu kahvede.. İlk buluştuğumuz günü hatırlıyor musun?.Öyle heyecanlı ve gergindim ki, şeker diyecekken Tuz çıktı ağzımdan.. Sen ve herkes bana bakarken, değiştirmeye o kadar utandım ki, yalanla devam ettim. Bu yalanın bizim ilişkimizin temeli olacağı hiç aklıma gelmemişti. Sana gerçeği anlatmayı defalarca düşündüm. Ama her defasında korkudan vazgeçtim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi ölüyorum ve artık korkmam için hiçbir sebep yok.. iste gerçek.. Ben tuzlu kahve sevmem. O garip ve rezil bir tat.. Ama seni tanıdığım andan itibaren bu rezil kahveyi içtim. Hem de zerre pişmanlık duymadan. Seninle olmak hayatımın en büyük mutluluğu idi ve ben bu mutluluğu tuzlu kahveye borçluydum. Dünyaya bir daha gelsem, her şeyi yeniden yasamak, seni yeniden tanımak ve bütün hayatımı yeniden seninle geçirmek isterim, ikinci bir hayat boyu daha tuzlu kahve içmek zorunda kalsam da.." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşlı kadının gözyaşları mektubu sırılsıklam ıslattı. &lt;br /&gt;Lafı açıldığında bir gün biri, kadına "Tuzlu kahve nasıl bir şey" diye soracak oldu.. &lt;br /&gt;Gözleri nemlendi kadının.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Çok tatlı!.." dedi..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-8143632007897854617?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/8143632007897854617/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=8143632007897854617' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/8143632007897854617'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/8143632007897854617'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/tuzlu-kahve.html' title='Tuzlu kahve'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-5239245169264991577</id><published>2008-07-20T13:13:00.000-07:00</published><updated>2008-07-20T13:16:10.570-07:00</updated><title type='text'>Çok Özel Bir Hikaye</title><content type='html'>Kendini bildi bileli mor menekşeyi çok severdi. Çocukluğunun geçtiği iki katlı evin bahçesinde bahar geldiğinde mor mor açar, mis gibi kokarlardı..Annesi mor menekşeleri hep duvar kenarına dikerdi.. &lt;br /&gt;gölgeyi sever menekşeler derdi..Oysa öğretmeni bitkilerin güneş ışınları ile fotosentez yaptığını anlatmıştı onlara .Bitkiler güneş ışığına muhtaçtı.Mor menekşeler ne tuhaf bitkilerdi , her bitki güneşi severken,onlar neden gölgeyi tercih ediyorlar diye düşündü durdu Hande...Küçük, ufacık aklı ile aslında menekşelerin diğer çiçeklerden farklı olduğunu keşfetmişti, işte belki de menekşeler &lt;br /&gt;bu yüzden bu kadar güzeldi.Herkesten farklı olursan, bu hayatta değerli olursun yargısına varmıştı.Daha o yıllarda farklı olmak için uğraş vermeye başladı. ilk olarak, okulda kimsenin yanına oturmak istemediği Hacer'in yanına oturmak istiyorum öğretmenim diyerek başladı farklılıklarla süren hayatı. Hacer bile şaşırmış şaşkın şaşkın bakıyordu onun yüzüne. Hacer çok dağınık, biraz anlama zorlukları olan problemli bir ailenin kızı idi. Hande ise mühendis Kamil Beyin biricik kızı. Öğretmen pek oturtmak istemedi önce Hacer'in yanına Hande' yi. Daha sonra bir tatsızlık çıkmasın &lt;br /&gt;diye öğretmen Hande'nin annesini çağırdı. &lt;br /&gt;Annesi eve geldiklerinde Hande'ye sordu : &lt;br /&gt;- Neden yavrum Hacer in yanına oturmak istiyorsun? &lt;br /&gt;Hande cevap verdi : &lt;br /&gt;- Geçen baharda menekşeler ekiyorduk hani anne, o gün sen bana menekşeler &lt;br /&gt;güneşi sevmez demiştin, oysa her bitki güneşi sever. Menekşeler farklı, belki de &lt;br /&gt;bu yüzden bu kadar güzeller. Hacer'in yanına kimse oturmak istemiyor. Ben farklı olmak istiyorum. Belki Hacer de güzeldir, onu fark etmek istiyorum, dedi. &lt;br /&gt;Annesinin ağzı açık kalmıştı. İlkokul 4.sınıf öğrencisi kızının olgunluğuna hayran kalarak &lt;br /&gt;- peki kızım kimin yanında istersen oturabilirsin, " dedi. &lt;br /&gt;Pazartesi Hande Hacer'in yanında oturmaya başladı. Hem Hande tedirgindi, hem Hacer.Birbirleri ile hiç konuşmuyorlardı. Diğer kızlarda soğumuştu Hande'den. Nasıl Hacer gibi dağınık, bir şeyi, iki kere anlatınca anlayan fakir bir kızın yanına oturmayı istemişti.En çok alınan doktor Cemal Beyin kızı Esin'di. Anne babaları her hafta sonu görüşüyorlar, &lt;br /&gt;Hande ve Esin birlikte oynuyorlardı. Nasıl olur da kendi yerine Hacer'i seçerdi. Çok gururu kırılmıştı Esin'in. Hande ile konuşmuyordu.Bir gün Hande ve ailesi Esinlerle dağ köylerinden birinde gerçekleştirilecek bir panayıra katılmak için sözleştiler. Hande gene Esin'in somurtacağını bildiği için gitmek istemiyordu.İçin için de Hacer'e kızmaya başlamıştı arkadaşları ile arasının bozulmasına sebep olmuştu.Neden sanki bu kadar dağınıktı, neden her şeyi iki kerede anlıyordu? Yoksa aptal mıydı?Sonra menekşeleri hatırladı hemen düşüncelerinden utandı. Hacer farklı diye yargılamaması gerekiyordu. Hacer'in, kimsenin bilmediği güzelliklerini keşfedecekti. Buna tüm gücü ile inandı. Panayıra gittiklerinde Esin somurtarak karşısında oturuyordu, Hande ile konuşmuyordu. &lt;br /&gt;Hande canı sıkıldığından biraz dolaşmak için annesinden izin aldı. Köy yolunda yürümeye başladı. Hava iyice soğumuş ve ayaz iyice artmıştı, kar atıştırmaya başlamıştı. Hande karı çok seviyordu, yürüdü, yürüdü. Köye gelmişti. Bir evin önünde durdu. Evin penceresinde ki saksıya gözü &lt;br /&gt;ilişti. Gözlerine inanamıyordu, bunlar mor menekşelerdi. Ama kıştı ve menekşeler soğuğu hiç &lt;br /&gt;sevmezlerdi eve doğru bir adım attı. Kapıda beliren gölgeyi çok sonra fark etti bu Hacerdi. &lt;br /&gt;Hande'ye gülümsüyordu. &lt;br /&gt;- Hoş geldin Hande buyurmaz mısın?, dedi. &lt;br /&gt;Biraz ürkek, şaşkınlıkla kapıya doğru ilerledi Hande ve içeri girdi. Oda sıcacıktı odun sobası &lt;br /&gt;her yeri ısıtmıştı. Menekşeler diyebildi sadece Hande... &lt;br /&gt;- Bu soğukta ? &lt;br /&gt;Hacer gülümsedi ; &lt;br /&gt;- Onlar annem için, annem onları çok sever. &lt;br /&gt;Sonra yatakta yatan kadını fark etti Hande. &lt;br /&gt;"Annen hasta mı?" dedi. &lt;br /&gt;"Evet 2 sene önce felç oldu ona ben bakıyorum, bizim kimsemiz yok, bir tek ineğimiz var onunla &lt;br /&gt;geçiniyoruz. Ama tüm işler bana baktığı için derslere çalışacak pek vaktim olmuyor, dedi Hacer &lt;br /&gt;utanarak. Bir de bizim köyden şehre araç yok, bu yolu her gün yürüyorum o yüzden de çok yorgun &lt;br /&gt;okula geliyorum dersleri anlamakta güçlük çekiyorum. Hande'nin gözleri dolmuştu. Dışarıdan gelen ses ile kendine geldi. Annesi onu arıyordu. Çok merak etmiş olmalıydı. Dışarıya koştu ve annesine sarıldı, ağlıyordu. Bir müddet sonra anne bu Hacer diye tanıştırdı sıra arkadaşını. Hacer'in yaptığı sıcak çorbadan içtiler birlikte. Hande annesine anlattı Hacer'in hayatını, ağlayarak. &lt;br /&gt;"Bir şeyler yapalım anne" dedi. &lt;br /&gt;O hafta annesi ve Hande, Hacerlere gidip annesi ve Hacer'i kendi evlerine taşıdılar. Hacer artık Handeler den okula gidip geliyordu, ne dağınıktı, ne de aptal. Sınıfın en iyi öğrencisi olmuştu. Seneler geçti Hacer ve Hande bir arkadaş değil, iki kız kardeşlerdi artık. Mor menekşeler Hande'ye Hacer'i armağan etmişti. Hacer'e ise hem Hande'yi, hem hayatı. Seneler sonra ikisi de evlendi. Hacer şimdi bir doktor. Hande'den vicdanın ne kadar önemli olduğunu öğrendi, hastalarına vicdanıyla birlikte şifa dağıtıyor. Hande ise bir öğretmen. Çocuklara farklı olan şeyleri sevmeyi de öğretiyor. Bir kızı var &lt;br /&gt;adı, Hacer Menekşe. Hayatta en çok sevdiği iki şeye birini daha ekledi Hande. &lt;br /&gt;LÜTFEN SEVGİNİZE ÖNYARGI KOYMAYIN. &lt;br /&gt;HERŞEY SEVİNCEYE KADAR FARKLIDIR &lt;br /&gt;SEVDİKTEN SONRA İSE SEVGİNİN DİLİ HEP AYNIDIR&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-5239245169264991577?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/5239245169264991577/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=5239245169264991577' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/5239245169264991577'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/5239245169264991577'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/ok-zel-bir-hikaye.html' title='Çok Özel Bir Hikaye'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-2664264213211068132</id><published>2008-07-20T13:11:00.000-07:00</published><updated>2008-07-20T13:13:01.499-07:00</updated><title type='text'>Bu yükü taşımak niye?</title><content type='html'>Bir lise öğretmeni bir gün derste öğrencilerine bir teklifte bulunur: 'Bir hayat deneyimine katılmak ister misiniz?' &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğrenciler çok sevdikleri hocalarının bu teklifini tereddütsüz kabul ederler. 'O zaman' der öğretmen. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Bundan sonra ne dersem yapacağınıza da söz verin' öğrenciler bunu da yaparlar.&lt;br /&gt;Şimdi yarınki ödevinize hazır olun. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarın hepiniz birer plastik torba ve beşer kilo patates getireceksiniz! Öğrenciler, bu işten pek bir şey anlamamışlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama ertesi sabah hepsinin sıralarının üzerinde patatesler ve torbalar hazırdır. Kendisine meraklı gözlerle bakan öğrencilerine şöyle der öğretmen: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Şimdi, bugüne dek affetmeyi reddettiğiniz her kişi için bir patates alın, o kişinin adını o patatesin üzerine yazıp torbanın içine koyun.' Bazı öğrenciler torbalarına üçer beşer tane patates koyarken, bazılarının torbası neredeyse ağzına kadar dolmuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğretmen, kendisine 'Peki şimdi ne olacak?' der gibi bakan öğrencilerine ikinci açıklamasını yapar: &lt;br /&gt;'Bir hafta boyunca nereye giderseniz gidin, bu torbaları yanınızda taşıyacaksınız. Yattığınız yatakta, bindiğiniz otobüste, okuldayken sıranızın üstünde, hep yanınızda olacaklar.'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aradan bir hafta geçmiştir. Hocaları sınıfa girer girmez, denileni yapmış olan öğrenciler şikayete başlarlar: 'Hocam, bu kadar ağır torbayı her yere taşımak çok zor.' &lt;br /&gt;'Hocam, patatesler kokmaya başladı. Vallahi, insanlar tuhaf bakıyorlar bana artık. Hem sıkıldık, hem yorulduk?'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğretmen gülümseyerek öğrencilerine şu dersi verir: 'Görüyorsunuz ki, affetmeyerek asıl kendimizi cezalandırıyoruz. Kendimizi ruhumuzda ağır yükler taşımaya mahkum ediyoruz. &lt;br /&gt;Affetmeyi karşımızdaki kişiye bir ihsan olarak düşünüyoruz, halbuki affetmek en başta kendimize yaptığımız bir iyiliktir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-2664264213211068132?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/2664264213211068132/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=2664264213211068132' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/2664264213211068132'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/2664264213211068132'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/bu-yk-tamak-niye.html' title='Bu yükü taşımak niye?'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-2115180769431744906</id><published>2008-07-20T13:10:00.000-07:00</published><updated>2008-07-20T13:11:19.596-07:00</updated><title type='text'>Köprüler kuralım</title><content type='html'>Bir zamanlar, birbirine bitişik iki çiftlikte yasayan iki erkek&lt;br /&gt;kardeş vardı. Günlerden bir gün bu iki kardeş arasında bir anlaşmazlık bas gösterdi. İki kardeş arasında o zamana değin ilk kez görülen anlaşmazlık,giderek büyüdü ve kardeşler arasında ayrılığa neden oldu.İki kardeş,birbirlerine yalnızca küsmekle kalmadılar, yıllardır ortaklaşa kullandıkları tarım makinelerine değin sahip oldukları tüm araç gereçlerini ve mal varlıklarını da ayırdılar.&lt;br /&gt;Küçük bir yanlış anlama sonucu başlayan anlaşmazlığı izleyen&lt;br /&gt;ayrılık,giderek büyüyen bir uçuruma dönüştü ve en sonunda yerini,karşılıklı kullanılan hoş olmayan sözlere bıraktı.&lt;br /&gt;Bunun arkasından da beklenenler oldu ve kardeşler arasında önce şiddetli bir kavga, sonra da ürkütücü bir sessizlik yaşanmaya başladı.Bir sabah, bu iki kardeşten büyüğünün kapısına bir usta geldi.Elinde büyük bir marangoz çantası&lt;br /&gt;vardı. Ev sahibinden geçici bir is istedi: -Yapılacak ufak tefek bir isiniz varsa, size yardımcı olmak isterim,dedi.&lt;br /&gt;-Elimden hemen her is gelir. Birkaç gün çalışırım, isi bitiririm.Büyük kardeşin aklına o an bir "is" geldi.&lt;br /&gt;-Evet, sana göre bir isim var` dedi ve küçük kardeşinin çiftliğini&lt;br /&gt;işaret etti.&lt;br /&gt;-Su derenin karsısındaki çiftlik, komşumundur. Daha doğrusu,benim küçük kardeşime aittir o çiftlik.&lt;br /&gt;Geçen haftaya dek benim çiftliğimle onun çiftliği arasında bir otlak vardı.Sonra o, buldozeriyle oraya ırmak bendi yaptı ve simdi aramızda, otlak yerine, çiftliklerimizi birbirinden ayran bir dere var.Is isteyen adam, büyük kardeşin söylediklerini dikkatle&lt;br /&gt;dinledikten sonra sordu:&lt;br /&gt;-Benden ne yapmamı istiyorsunuz? dedi.Büyük kardeş önce kuskusunu,sonra da kararını açıkladı:&lt;br /&gt;-Kardeşim bunu, bana acı vermek için yapmış olabilir,dedi.&lt;br /&gt;-Fakat simdi ben, onun yaptığından daha büyük bir şey&lt;br /&gt;yapacağım.Bunları söyledikten sonra adamı aldı, ahırların olduğu&lt;br /&gt;yere götürdü ve duvarın dibinde yığılı duran kütükleri gösterdi:&lt;br /&gt;-Senden, bu kütükleri kullanarak, iki çiftlik arasında üç metre&lt;br /&gt;yükseklikte bir çit yapmanı istiyorum , dedi. -Kaç gün çalışırsan çalış, nasıl yaparsan yap&lt;br /&gt;ama bana öyle bir çit yap ki, gözlerim kardeşimin çiftliğini artık&lt;br /&gt;görmek zorunda kalmasın.Is arayan usta, basını salladı:&lt;br /&gt;-Sanırım durumu anladım, efendim, dedi. -Simdi bana çivilerin, kazma küreğin yerini gösterin ki hemen isime başlayayım.Büyük kardeş ustaya kazma, küreğin ve çivilerin olduğu yeri gösterdikten sonra, alışveriş yapmak için kasabaya gitti.&lt;br /&gt;Usta ise, tüm gün boyunca ölçerek, keserek,çivileyerek sıkı bir&lt;br /&gt;biçimde çalışmaya koyuldu. Aksam güneş batarken o isini bitirmiş, çiftlik sahibi büyük kardeş ise alışverişini tamamlamış, kasabadan dönüyordu. &lt;br /&gt;Çiftliğe gelir gelmez ustanın yaptıklarına baktı ve şaşkınlıktan gözleri, yuvalarından fırlayacakmış gibi açıldı. Karşısında,yapılmasını istediği çit yoktu ama,derenin bir yakasından öteki yakasına uzanan görkemli bir köprü vardı. Biri kendi çiftliğinin toprağına, öteki küçük kardeşinin çiftliğinin&lt;br /&gt;toprağına oturtulmuş sağlam iki ayak üzerinde,yanlarındaki&lt;br /&gt;korkuluklarına varıncaya dek tüm ayrıntılarıyla yapılmış ve tam&lt;br /&gt;anlamıyla "usta isi" denilecek kusursuzlukta bir köprü uzanıyordu.&lt;br /&gt;Büyük kardeş, hâlâ geçmeyen şaşkınlığıyla bu köprüyü seyrederken, karşıdan birinin geldiğini gördü. Dikkatle baktığında gelen kişinin, komşusu, yani küçük kardeşi olduğunu anladı.Kardeşi, kollarını iki yana açmış olarak köprünün karsı ucundan kendisine doğru yürüyordu.&lt;br /&gt;-Benim sana karşı yaptığım bunca haksızlığa ve söylediğim bunca kötü sözlere karşın sen, bu köprüyü yaptırarak ne denli iyi ve ne denli büyük bir insan olduğunu gösterdin,dedi ağabeyine.&lt;br /&gt;-Simdi bir büyüklük daha yap ve sen de kollarını açarak bana&lt;br /&gt;gel...Köprünün iki ucundan ortaya doğru yürüyen kardeşler,köprünün ortasında bir araya geldiler ve özlemle kucaklaştılar. Büyük kardeş bir ara arkasına baktığında,çantasını toplayıp, oradan ayrılmakta olan ustayı gördü.&lt;br /&gt;-Gitme, dur, bekle, diye seslendi ona. -Sana yaptıracağım birkaç is daha var, çiftliğimde.. .Usta gülümsedi;&lt;br /&gt;-Ben buradaki isimi tamamladım, gitmem gerek, dedi ve ekledi:&lt;br /&gt;-Yapmam gereken daha çok köprü var.&lt;br /&gt;Köprüleri kurabilecek gücünüz hiç eksik olmasın,Köprüleri kurduktan sonra da, yıkılmaması için sık sık bakımını yapın, yani sevdiklerinize zaman ayırın, o köprü yoluyla sık sık gönüllerini ziyaret edin."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DOST-KARDEŞ-AKRABALARIMIZLA KÖPRÜLERİ YIKMAK DEĞİL HER ZAMAN ONARMAK LAZIM...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-2115180769431744906?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/2115180769431744906/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=2115180769431744906' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/2115180769431744906'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/2115180769431744906'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/kprler-kuralm.html' title='Köprüler kuralım'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-824617826770742186</id><published>2008-07-20T12:59:00.000-07:00</published><updated>2008-07-20T13:00:05.896-07:00</updated><title type='text'>Mutluluğun anahtarı</title><content type='html'>Adam 3 yaşındaki kızını, gayet pahalı bir hediyelik kaplama kağıdını ziyan ettiği için azarlamıştı. Küçük kız, koskoca bir paket altın yaldızlı kağıdı bir kutuyu eğri büğrü sarmak için kullanmıştı…&lt;br /&gt;Bir bayram sabahı küçük kızı, paketi getirip:&lt;br /&gt;"- Bu senin babacığım" dediğinde çok üzüldü.&lt;br /&gt;Acaba gereğinden fazla mı tepki göstermişti kızına. Bir gece evvel yaptığından utanarak, kutuyu açtı.&lt;br /&gt;Fakat kutunun içi boştu.&lt;br /&gt;Kızına gene çıkıştı:&lt;br /&gt;"- Birisine bir hediye verdiğinde, kutunun içinde bir şey olması lazım. Bunu da mı bilmiyorsun küçük hanım?.."&lt;br /&gt;Küçük kız gözlerinde yaşlarla babasına baktı.&lt;br /&gt;"- O kutu boş değil ki baba! İçini öpücüklerle doldurmuştum!.."&lt;br /&gt;Babası o kadar çok üzüldü ki, koştu, kızına sarıldı.&lt;br /&gt;Beraberce&lt;br /&gt;ağladılar.&lt;br /&gt;Adam o kutuyu ömrünün sonuna kadar sakladı. Ne zaman keyfi kaçsa, ne zaman morali bozulsa, ne zaman kendini kötü hissetse, kutuya koşar, içinden minik kızının sevgi ile doldurduğu hayali öpücüklerden birini çıkarırdı. Aslında bütün insanlara böyle bir kutu mutlaka verilmiştir.&lt;br /&gt;Zor zamanlarda bu kutuyu çıkarıp içine bakabilmeyi başarmak,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutluluğun anahtarlarından biri olsa gerek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-824617826770742186?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/824617826770742186/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=824617826770742186' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/824617826770742186'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/824617826770742186'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/mutluluun-anahtar.html' title='Mutluluğun anahtarı'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-5673187306210084647</id><published>2008-07-20T12:58:00.001-07:00</published><updated>2008-07-20T12:58:47.751-07:00</updated><title type='text'>Ateiste yaşlı teyzeden cevap</title><content type='html'>Yaşlı kadın oldukça dini bütün bir insanmış.. Her sabah kapsının &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;önüne çıkar ve bağıra bağıra dua edermiş: &lt;br /&gt;"Allah'ım bize verdiklerin için sana şükürler olsun!" &lt;br /&gt;Ve ardından her seferinde de yan komşusunun sesi duyulurmuş: &lt;br /&gt;"Allah yok kadın Allah yok!!!" (HAŞA) &lt;br /&gt;Yaşlı teyze ne kadar sinirlense de yine her sabah dua edermiş, &lt;br /&gt;öteki komşu da inadından her seferinde ona öyle bağırırmış.. &lt;br /&gt;Neyse.. Bir aksam, komşusu yaslı teyzeye bir oyun etmeye kalkmış.. &lt;br /&gt;Markete gidip bir sürü meyve sebze, ekmek vs. alıp torbalara &lt;br /&gt;doldurmuş, yaslı teyzenin kapısının önüne bırakmış... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi sabah teyze kapıyı açıp da yiyecekleri görünce çok şaşırmış &lt;br /&gt;ve sevinçle bağırmış: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Sana şükürler olsun Allah'ım, bu gönderdiğin yiyecekler için sana &lt;br /&gt;şükürler olsun!!!" &lt;br /&gt;Ve ağacın arkasından onu seyreden komşusu seslenmiş: &lt;br /&gt;"Allah yok kadın Allah yok!!! (HAŞA) O yiyecekleri ben aldığım!!!" &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşlı teyze hiç istifini bozmamış: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yüce Allah'ım sana ne kadar şükretsem azdır!!!! Hem bu yiyecekleri &lt;br /&gt;göndermişsin, hem de parasını ŞEYTANA ödetmişsin!!!" &lt;br /&gt;(SÜPER Bİ CEVAP)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-5673187306210084647?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/5673187306210084647/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=5673187306210084647' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/5673187306210084647'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/5673187306210084647'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/ateiste-yal-teyzeden-cevap.html' title='Ateiste yaşlı teyzeden cevap'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-2997559995165230464</id><published>2008-07-20T12:52:00.001-07:00</published><updated>2008-07-20T12:52:50.514-07:00</updated><title type='text'>Işık</title><content type='html'>Uzaklarda küçük bir kasabada genç bir adam kendi işini kurdu bu, iki caddenin köşesinde bir perakendeciydi Adam dürüst ve dost canlısıydı,insanlar onu seviyorlardı. Ondan alış veriş yapıyorlar ve arkadaşlarına tavsiye ediyorlardı.Adam kısa süre içinde bir dükkandan , Amerikanın bir ucundan diğerine uzanan bir zincir yarattı.&lt;br /&gt;Bir gün hastalanıp hastaneye kaldırıldı.Doktorlar az zamanı kalmış olabileceğinden endişe ediyorlardı..&lt;br /&gt;Üç yetişkin çocuğunu yanına çağırdı ve onlara bir görev verdi: içinizden biri yıllar boyu uğraşarak kurduğum şirketimin başına geçecek. Hanginizin bunu haketiğine karar vermek için,her birinize birer dolar vereceğim&lt;br /&gt;Şimdi gidip bu birer dolarla ne alabiliyorsanız alacaksınız,ama bu akşam geri döndüğünüzde paranızıla aldığınız şey hastane odamı bir uçtan bir uca doldurmalı.; Çocuklar bu başarılı şirketi yönetme fırsatı karşısında heyecana kapıldılar. Üçü de şehre gidip parasını harcadı.&lt;br /&gt;Akşam geri döndüklerinde babaları sordu:&lt;br /&gt;"Birinci, çocuğum ,bir dolarla ne yaptın ?"&lt;br /&gt;Çocuk cevap verdi "Arkadaşımın çiftliğine gittim,bir dolarımı verdim ve iki balya saman aldım.Sonra odadan dışarı çıktı ,saman balyalarını getirdi ,açtı ve havaya savurmaya başladı. Oda bir anda samanlarla dolmuştu.&lt;br /&gt;Ama biraz sonra samanların tamamı yere indi ancak babanın söylediği gibi odayı bir uçtan öbür uca dolduramadı.&lt;br /&gt;Adam sordu: "Peki ikinci çocuğum ,sen paranla ne yaptın?."&lt;br /&gt;Yorgancıya gittim .İki tane yastık aldım ." Bunu söyleyen çocuk ,yastıkları içeri getirdi ,açtı ve tüyleri bütün odaya dağıttı. Zaman içinde bütün tüyler yere düştü, böylece oda yine dolmamıştı.&lt;br /&gt;"Sen üçüncü çocuğum, sen paranı ne yaptın?." diye sordu adam .&lt;br /&gt;Dolarımı cebime koyup senin yıllar önceki dükkanın gibi bir dükkana gittim.Dükkanın sahibine parayı verdim ve bozmasını istedim .Dolarımın 90 centini şehrimizdeki iki yardım kurumuna bağışladım.Böylece bir onluğum kaldı. Bununla iki şey aldım."&lt;br /&gt;Çocuk elini cebine atıp bir kibrit kutusu ve bir mum çıkardı. Işığı kapatıp mumu yakınca oda mumun yaydığı ışıkla dolmuştu.Oda samanla veya tüyle değil,bir uçtan öbür uca ışıkla dolmuştu.&lt;br /&gt;Baba memnundu "Çok iyi oğlum .Bu şirketin başına sen geçeceksin,çünkü yaşam hakkında çok önemli bir şeyi , ışığını yaymayı biliyorsun. Bu çok güzel .&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-2997559995165230464?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/2997559995165230464/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=2997559995165230464' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/2997559995165230464'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/2997559995165230464'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/ik.html' title='Işık'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-614359302143025102</id><published>2008-07-20T12:51:00.001-07:00</published><updated>2008-07-20T12:51:42.501-07:00</updated><title type='text'>Sevgi kaşıkları</title><content type='html'>Bir gün sormuşlar ermişlerden birine: "Sevginin sadece&lt;br /&gt;sözünü edenlerle, onu&lt;br /&gt;yaşayanlar arasinda ne fark vardir?"&lt;br /&gt;"Bakın göstereyim" demiş ermiş. Önce sevgiyi dilden&lt;br /&gt;gönüle indirememiş&lt;br /&gt;olanlari çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi&lt;br /&gt;oturmuşlar yerlerine.&lt;br /&gt;Derken tabaklar içinde ıicak çorbalar gelmiş ve&lt;br /&gt;arkasından da, derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşiklar.&lt;br /&gt;Ermiş "Bu kaşıklarin ucundan tutup şöyle yiyeceksiniz"&lt;br /&gt;diye bir de şart koymuş. "Peki" demişler ve içmeye teşebbüs etmisler. Fakat o da ne? Kaşiklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar&lt;br /&gt;aðizlarina. En sonunda bakmişlar beceremiyorlar,&lt;br /&gt;öylece aç kalkmişlar sofradan.&lt;br /&gt;Bunun üzerine "Şimdi..." demiş ermiş. "Sevgiyi&lt;br /&gt;gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe." Yüzleri aydinlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar&lt;br /&gt;gelmiş oturmuş sofraya bu defa. "Buyrun" deyince her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp, sonra karşisindaki kardeşine uzatarak içmisler&lt;br /&gt;çorbalarını. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve&lt;br /&gt;şükrederek kalkmışlar&lt;br /&gt;sofradan."Işte" demiş ermiş: "Kim ki hayat sofrasinda&lt;br /&gt;yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse o aç kalacaktır. Ve kim kardeşini düşünür de&lt;br /&gt;doyurursa o da kardeşi tarafindan doyurulacaktir.&lt;br /&gt;Şüphesiz şunu da unutmayin; hayat pazarinda alan değil veren kazançlıdır herzaman..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-614359302143025102?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/614359302143025102/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=614359302143025102' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/614359302143025102'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/614359302143025102'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/sevgi-kaklar.html' title='Sevgi kaşıkları'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-8189843301793653310</id><published>2008-07-20T12:49:00.000-07:00</published><updated>2008-07-20T12:50:25.231-07:00</updated><title type='text'>Senin Son Kullanma Tarihin Bugün Son:08:57</title><content type='html'>Sabah kalktım. Güzelce kahvaltımı da yaptım ve işe gittim. &lt;br /&gt;Klasik bir gün... Diğerleri gibi, sıradan bir başlangıç... &lt;br /&gt;Nöbetçi arkadaştan öğrendiğime göre, gece problem çıkmamış cihazlarda. Bu iyi haber işte! Zaten dünden devam eden 2 tane sistem arızası vardı. &lt;br /&gt;Cihaz odasındaki klimalar da problemli. Hem de ta kurulduğu günden beri! &lt;br /&gt;Bugünde firmanın birinden eleman gelecek, onlarla ilgilenmem lazım. İş çok bugün! Akşamı nasıl ederim bilmem. Bu hafta çok yoğun geçecek. Sezonda başladı malum. Beklentilerimiz epey yüksek. &lt;br /&gt;Neyse, odama gittim ve kapıyı kapadım. Bilgisayarımı da açtım ve maillerimi kontrol ediyordum ki, kapı çaldı. "Girin" bile diyemeden kapı açıldı ve içeriye bir "şey" girdi, kapıyı da kapadı hemen! &lt;br /&gt;Aman Allah'ım! O da ne!? Tanımlayamadım bir türlü. Kadın desen değil, erkek desen değil, turist belki! Bir çirkinlik abidesi! Kesin 10 gün rüyalarımın baş rol oyuncusu olur. &lt;br /&gt;Ona "Kimsiniz?" diye sormama bile fırsat kalmadan: &lt;br /&gt;- Hadi kalk gidiyoruz! dedi... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aaa! Hem de Türkçe konuştu! Şaşırdım ama bozuntuya vermedim. &lt;br /&gt;- Sizi ilk kez görüyorum. Kimsiniz? &lt;br /&gt;- Ruhunu bedeninden söküp almak için görevlendirilen meleğim ben! Nam-ı diğer Azrail! Cehennem habercisi! &lt;br /&gt;- Dalganın sırası değil şimdi. Lütfen odamı terk edin. Yoksa güvenliği çağırırım! &lt;br /&gt;- Çağırsan ne olur? Beni sadece sen görüyorsun! &lt;br /&gt;- Dalga geçme. İşim gücüm var benim. Seninle uğraşamam... &lt;br /&gt;Bir yandan Azrail değildir diyorum ama böyle bir kişinin bana haber verilmeden buraya kadar gelmesi imkansız ki! Eyvaaah! Ya gerçekse! Bittim ben, bittim! &lt;br /&gt;Savsakladığım namazlarım, ahirette buruşturulup yüzüme çarpılacak olan oruçlarım geldi aklıma... &lt;br /&gt;Ufacık dünya menfaatleri için teptiğim Allah'ın emirleri geçti gözümün önünden hızla... &lt;br /&gt;Eti için kesilen bülbül, tahtası için yakılan saz gibi... &lt;br /&gt;Gayri ihtiyari: &lt;br /&gt;- Mesai saatleri içinde olmaz! deyiverdim. Sanki benden bitecek bir işi varmış gibi... &lt;br /&gt;-Neden? dedi. &lt;br /&gt;-Şu an hazır değilim! &lt;br /&gt;-Neye hazır değilsin? &lt;br /&gt;-Kabirde ve öbür alemde başıma geleceklere! &lt;br /&gt;-Ama senin son kullanma tarihin bugün son. 08:57. Sen ayvayı yedi... Hem sana yeterince vakit verilmedi mi? &lt;br /&gt;-İnan ki, bu yaşta öleceğim hiç aklıma gelmemişti. &lt;br /&gt;-Neden? &lt;br /&gt;-Gencim daha, ciddi bir sağlık problemim de yok. Turp gibiyim evel! &lt;br /&gt;-Senin yolun mezarlığa hiç düşmüyor herhalde! Ya da hastanelerin acil servislerine, morglara! Oradakilerin hepsinin teni buruşuk mu? &lt;br /&gt;-Değil de yani!... Bana 1-2 ay kadar daha süre tanısan? &lt;br /&gt;-Bu kadar kısa bir sürede ne yapabilirsin ki, onlarca yılını heba etmiş biri olarak? &lt;br /&gt;-İbadet borçlarımı öderdim... Kaza üstüne kaza ederdim namazlarımı deliler gibi... Kalplerini kırdıklarımdan, üzerimde hakkı olanlardan helallik dilerdim. Dünyanın öbür ucunda olsalar, taşların altına saklansalar gene de bulur, her şeyimi verir, haklarını helal ettirirdim. Üzerimde kul hakkı kalmasın diye... Daha vasiyetimi bile yazmadım hem! &lt;br /&gt;-Yeterince vaktin vardı! Yapsaydın! Neden düşünmedin? Engel mi oldular sana? &lt;br /&gt;-Hiç ölmeyeceğimi sanmıştım. Hep başkaları ölüyordu, başkalarının selaları okunuyordu minarelerden. Ben muaftım sanki ölümden. Meğer bu iş parayla değil, sıraylaymış. &lt;br /&gt;-Bir sene önceden haberin olsaydı geleceğimden, neler yapardın? &lt;br /&gt;-Kalan zamanımı çok iyi değerlendirirdim! &lt;br /&gt;-Hadi be sen de! Kimi kandırıyorsun! İlk 2 gün iyi giderdin. Namaz-niyaz full, sonra dönerdin gene eski haline. Bulurdun bir de bahane kendine. Her şey yine eski hamam eski tas olurdu. Bir rüyaydı o derdin sana verdiğim habere, kendini avutmak için... &lt;br /&gt;Haklıydı! Kaç kere hastalık geçirmiş, kaza atlatmıştım... Bunların hepsi birer haberdi aslında ama üzerimdeki etkisi çoğu zaman 2 gün bile sürmemişti... &lt;br /&gt;Ama şimdi kafamı taşlara vurmaya bile vaktim yoktu artık!... &lt;br /&gt;Bu arada telefonum çaldı. Başmüdür arıyordu. Önemli bir arıza varmış, trafiği durduran. Acil gitmemi istedi. Her şey önemini kaybetmişti ki benim için: para, pul, mevki, kadın, nefs... Her şey sıfırla çarpılmıştı. Can derdindeydim ben. Bir de baş da olsa arka da olsa müdürle veya başka bir şeyle falan uğraşacak durumda değildim. "Bırak bu fani işleri" deyip kapadım telefon suratına müdürün... &lt;br /&gt;Baktım sırıtıyordu Azrail. Demek alışkındı benim gibi jetonu iş işten geçtikten sonra düşenlerin panik hallerine. Ben de güldüm gayri ihtiyari... Neye güldüysem! Ağlamayı bile beğenmemem lazımken!... En iyi savunma saldırıdır taktiğine geçtim hemen! &lt;br /&gt;-Hem sen, Azrail de olsan, can almakla da görevli olsan nihayetinde bir melek değil misin? Ne bu surat? Korku filmindeki yaratıklar gibi! Allah seni nurdan yaratmamış mıydı? &lt;br /&gt;-Nurdan yaratılmasına nurdan yaratıldım. Bu arada laf aramızda, güzelliğim dillere destandır. &lt;br /&gt;-Hiç de öyle görünmüyorsun ama! Notr Damın Kamburu bile sana on beş çeker. &lt;br /&gt;-Orası öyle! Ben de surat çok! Ama sor bakalım senin yanına neden bu suratımla geldim? Utanma sor, sor! &lt;br /&gt;-Neden bu suratla geldin yanıma? &lt;br /&gt;-İnsanın ameli güzelse ona güzel görünürüm ben. Hayatını Allah'ın rızasına göre dizayn etmeyenlere de çirkin görünürüm. Şimdi sana göründüğüm gibi! Ben senin aynanım şu anda. Kalp gözü açık olanlar, yüzüne baksalardı seni böyle görürlerdi! &lt;br /&gt;-Desene EYVAH! &lt;br /&gt;-Eyvah ki ne eyvah! &lt;br /&gt;-Birazdan kabirde başına neler gelecek biliyor musun? Karşılama mahiyetinde? Ön sıcaklardan! &lt;br /&gt;-Pek hayra alamet değil şu anki verilerim. &lt;br /&gt;-Okusaydın Allah'ın kitabından, Resulünün sünnetinden!... İşin ciddiyetini kavrasaydın, uykuyu haram ederdin gözlerine!... Neden okumadın?... Bir arkadaşından yıllar önce gelip de hiç okumadığın bir mektubun var mı? Ya da açmadığın bir mail? Madem Allah'ın kitabının kapağını açmadın, bük boynunu ve sus! &lt;br /&gt;- Dünya meşgalesi...Geçim derdi... Para, mevki, nefs, kadın... Çepeçevre kuşattılar beni, kıramadım sarmalı! &lt;br /&gt;-Halbuki dünyada kalma süren ne kadar azdı oran olarak! Bunu da biliyordun üstelik! Birazdan gideceğin hayat ise ebedi! Nasıl olur da senin gibi akıllı geçinen bir adam okyanusu unutur da bardakta boğulur? (Haşa) Allah'ın yerine kendini koy! Senin gibi bir kula müstehak değil mi azap! Bunca akıl vermiş ilim vermiş, dininden seni haberdar etmiş... &lt;br /&gt;-Haklısın! Ama dünya gözle görülüyor ama öbür dünya gayb, göz önünde değil! &lt;br /&gt;-Merak etme, biraz sonra ölünce, gaybın önündeki perdeler kalkacak!... Kuran'da ve hadislerde anlatılıyor bunlar. Sen de okudun hem! Üstelik başkalarını uyaran yazılar da yazdın. Muhtelif yerlerde anlattın bile! Neden o zaman bu gafletteki ısrarın? &lt;br /&gt;-Başkalarına nasihat verirken kendimi unutmuşum... &lt;br /&gt;-Allah da din günü seni unutur o zaman! Bir yandan ele öğüt verirken diğer yandan da kırmadık söğüt bırakmadın ortalıkta! &lt;br /&gt;-Maalesef, biliyorum, kendim düştüm ve ağlamaya hakkım yok. &lt;br /&gt;-Kendin ettin kendin buldun! Hadi artık gidiyoruz, fazla oyalama beni. Senden sonra iki gafil daha var sırada! &lt;br /&gt;-Bırak çekiştirmeyi ya! Nereye gidiyoruz? &lt;br /&gt;-Allah'ın sana hazırladığı azabı tatmaya. &lt;br /&gt;-Doğru adrese geldiğinden emin misin? Benim adımda çok insan var da, hani o bakımdan! &lt;br /&gt;-Adın gibi eminim. Zaten nokta tarifler var elimde. Iskalamam mümkün değil! &lt;br /&gt;-Son bir şey soracağım: Allah'ın rızasına uygun olsaydı yaşamım, nasıl olacaktı ölümüm? Nasıl bir diyalog geçecekti aramızda? &lt;br /&gt;- Ben senin canını almaya gelince yüzümdeki güzelliği görünce hayrete düşecek ve: "Aman Allah'ım! Bu ne güzellik! Rüyada mıyım ben!" diyecektin. Çünkü o zaman cennet müjdecisi olacaktım sana, şimdiki gibi cehennem habercisi değil! Seni Rabbine götürmeye geldiğimi söyleyecektim. Sen korkuyla karışık: "Rabbim benden razı değilse?" diyecektin. Ben de yüzümdeki güzelliği hatırlatıp korkmana gerek olmadığını söyleyecektim. İçini bir huzur kaplayacaktı. &lt;br /&gt;-Keşke hayatımı yeniden yaşayabilme imkanım olsaydı... &lt;br /&gt;-Geçmiş olsun!... Neyse! Ailen ve sevdiklerin aklına gelecekti bir bir... Ama onların da zamanı gelince dünyadaki rollerinin son bulup yanına geleceklerini hatırlayınca rahatlayacaktın... Tereyağından kıl çeker gibi ayrılacaktı ruhun bedeninden... Bulutların üstünde gibi, yumuşacık.... Haberin bile olmayacaktı. Gül bahçesine girer gibi... Tüm hücrelerinde hissedecektin mutluluğu... &lt;br /&gt;-Ama şimdi &lt;br /&gt;-Çığlık atmayı bile beğenmeyeceksin çekeceğin acıdan!... Saat de tam 08:57 oldu. Bak konuşmaktan kelime-i şehadet bile getirmeyi unuttun... &lt;br /&gt;... &lt;br /&gt;Gözümün önündeki perdeler açılmaya başladı... &lt;br /&gt;Gayb meğer ne yakınmış... &lt;br /&gt;Keşke iş işten geçmiş olmasaydı... &lt;br /&gt;Neler yapmazdım ki! &lt;br /&gt;Artık hiçbir değeri yok "keşke"lerimin... &lt;br /&gt;ÇARP SIFIRLA!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-8189843301793653310?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/8189843301793653310/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=8189843301793653310' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/8189843301793653310'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/8189843301793653310'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/senin-son-kullanma-tarihin-bugn-son0857.html' title='Senin Son Kullanma Tarihin Bugün Son:08:57'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-7574442523969143759</id><published>2008-07-20T12:48:00.000-07:00</published><updated>2008-07-20T12:49:19.408-07:00</updated><title type='text'>Cennet ehlinden bir insan</title><content type='html'>Enes bin Malik(RA) anlatıyor: "Nebi(ASM) ile birlikte oturuyorduk, Ferman etti ki; "Şimdi cennet ehlinden biri gelecek" Ardından Ensar'dan biri çıkageldi. Ertesi gün Resulullah(SAV) aynı şeyi söyledi. Birinci defada olduğu gibi aynı şahıs çıkageldi. Üçüncü gün aynı hadise tekerrür etti. Efendimiz(SAV) kalkıp gittikten sonra Abdullah bin Amr(şiddet-i takva ve ubudiyetiyle meşhurdur) o zatı takip ederek, üç gün kadar kendisini misafir edip edemeyeceğini sordu. O adam da buyur etti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abdullah üç gece o adamın evinde kaldığını, fakat adamın gece ibadetine kalkmadığını, ancak yatağında bir taraftan diğer tarafa dönerken Allah'ı zikrettiğini ve tekbir getirdiğini ve nihayet sabah namazına kalktığını anlattı ve şöyle dedi; "Ancak onun hayırdan başka bir şey söylediğini duymadım. Onun amelini neredeyse zayıf bulmuştum. Ona dedim ki; "Ey Allah'ın kulu. Benim burada kalmam için mucbir bir sebebim yoktu. Lakin Resulullah'ın(SAV) üç defa; "şimdi Cennet ehlinden bir adam çıkagelecek" dediğini duydum. Üçünde de sen geldin. Bunun üzerine üç gün yanında kalıp, amelinin ne olduğunu öğrendikten sonra sana uymak istedim. Halbuki büyük bir amelini de görmedim. Seni bu dereceye ulaştıran nedir?" dedim. "Gördüğünden başka bir şey yok" dedi. Ayrılmak üzere yürümeye başlamıştım ki, beni çağırdı ve şöyle dedi; "Gördüğünden başka bir şey yok. Ancak, içimde Müslümanlardan birini aldatmayı düşünmem. Allah'ın birine verdiği iyilikten dolayı da kimseye hased etmem."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-7574442523969143759?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/7574442523969143759/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=7574442523969143759' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/7574442523969143759'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/7574442523969143759'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/cennet-ehlinden-bir-insan.html' title='Cennet ehlinden bir insan'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-2167010120927465725</id><published>2008-07-20T12:45:00.000-07:00</published><updated>2008-07-20T12:46:16.915-07:00</updated><title type='text'>Asıl hayret edilecek şey</title><content type='html'>Bir gün bir adam, Hz. Ömer’e şöyle dedi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Şu satranca hayret ederim. Satranç tahtasının uzunluk ve genişliği birkaç karıştan ibaretken, insan onun üzerinde binlerce oyun oynasa, her oyunu mutlaka öbüründen farklı olur. Hiçbiri diğerine benzemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Ömer de ona şu cevabı verdi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bundan daha çok hayrete ve dikkate şayan olanı vardır. O da şudur ki, insanın uzunluk ve genişlik itibarıyla bir karıştan ibaret olan şu yüzünde, kaşlar, gözler, burun, ağız gibi organların yerleri değişmediği halde, yine de, dünyanın dört bir yanında, yüzleri birbirinin tıpatıp aynı iki kişi bulamazsın. Şu ufacık, el ayası kadar bir yerde, böyle sonsuz farklılıklar yaratan Allah’ın kudret ve hikmeti ne kadar büyüktür.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-2167010120927465725?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/2167010120927465725/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=2167010120927465725' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/2167010120927465725'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/2167010120927465725'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/asl-hayret-edilecek-ey.html' title='Asıl hayret edilecek şey'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-2492691572313919354</id><published>2008-07-20T12:43:00.000-07:00</published><updated>2008-07-20T12:45:00.747-07:00</updated><title type='text'>Biz seni unutmadık</title><content type='html'>İmam–ı Azam Hazretlerinin genç bir komşusu vardı. Her gece evine içkili gelir, çıkardığı gürültü ile imamı çok rahatsız ederdi. İmam, bu durumdan hiç şikâyetçi olmaz, komşusunun haline tahammül ederdi. Bir gün başkalarının şikâyeti üzerine genci hapse attılar. Durumdan haberi olmayan Ebu Hanife gencin sesini duyamayınca, başına bir iş mi geldi diye bir başka komşusuna gidip sorar: &lt;br /&gt;–Genç komşumuzun sesi kesildi başına bir iş mi geldi, haberiniz var mı? diye sordu. &lt;br /&gt;–Efendi Hazretleri, o sarhoşu hapse attılar. &lt;br /&gt;Ebu Hanife ertesi sabah doğruca valinin konağına gitti. Komşu ve talebeleri, hocamız her halde valiye teşekkür edecek, diye düşünüyordu. Vali, Ebu Hanife'yi hürmetle karşıladı: &lt;br /&gt;–Ya imam! Hoş sefalar getirdiniz, siz pek buralara gelmezdiniz, sizi buraya getiren bir sebep var mı? &lt;br /&gt;Ebu Hanife'de komşusu olan gencin serbest bırakılmasını için geldiğini söyledi. Vali: &lt;br /&gt;–Efendim, böyle ehemmiyetsiz bir mesele için niye zahmet ettiniz? Haber gönderseydiniz emriniz derhal yerine getirirdik. &lt;br /&gt;Delikanlı serbest bırakıldı. Hadiseden haberdar olan delikanlı Ebu Hanife ile karşılaştığında oldukça mahcuptur. Ona verdiği rahatsızlıkları düşününce mahcubiyeti daha da arttı. Delikanlının mahcubiyetini gören Ebu Hanife: &lt;br /&gt;–Evladım biz seni unutmuyoruz, sözleriyle ona iltifat etti. &lt;br /&gt;Kısa zaman sonra, delikanlı tövbe etti ve Ebu Hanife'nin talebeleri arasında katıldı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-2492691572313919354?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/2492691572313919354/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=2492691572313919354' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/2492691572313919354'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/2492691572313919354'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/biz-seni-unutmadk.html' title='Biz seni unutmadık'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-6434442769758055994</id><published>2008-07-20T12:42:00.001-07:00</published><updated>2008-07-20T12:42:59.289-07:00</updated><title type='text'>Hz.Ebu Bekir ve dirilen şehit</title><content type='html'>Sevgili Peygamberimiz "şehidliğin" üstünlüklerini anlatıyorlardı. Buyurdular ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Kıyamet gününde şehidler, "Mahşer Yerine" gelirken; orada bulunan Peygamberler ayağa kalkarlar.. Onlar; çocukları, akraba ve dostlarından 70.000 kişiye şefaat ederler (Cehennemden kurtarırlar)....)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sözleri işiten "Nevfel" ismindeki sahabe, iki oğlu ile hanımını oraya getirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yâ Resûlallah! Bir dua etmek istiyorum. Siz de "amin" der misiniz? diye sordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber Efendimiz kabul ettiler. Bunun üzerine Nevfel:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yâ Rabbi, Nevfel kuluna, "şehidlik" nasib eyle!.. duasında bulundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazret-i Ali'nin bildirdiğine göre; ilk Gazâ'da (savaşda) Nevfel, gerçekten şehid oldu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazadan sonra Allahın Resulü ve arkadaşları Medine'ye dönüyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadınlar, çocuklar ve ihtiyarlar, karşılamaya çıktılar. Hepsi sevinç içindeydiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nevfel'in hanımı, çocukları ve ihtiyar annesi karşılacılar arasındaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Gazanız mübarek olsun Yâ Resûlallah Nevfel'in hali nicedir?... diye sordular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merhametli "Efendimizin" gözleri nemlendi. Şehidlik haberini vermeğe mübarek kalbleri dayanamadı. Elleriyle arka tarafı işaret buyurup, geçtiler..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkadan Hazret-i Ali geliyordu. Nevfel'in yakınları, O'na sordular... "Allahın Arslanı" yanında yürüyen Hazret-i Ammar'a:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Şehidlik haberini ben de veremiyeceğim. Yürü gidelim dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eliyle arka tarafı işaret etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra Hazret-i Ömer geliyordu. "Büyük" Ömer de, aynı şekilde hareket etmek zorunda kaldı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sonraki Hazret-i Osman da başka türlü yapamadı. Eliyle, arka tarafı işaret edip, geçti...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En sonra gelen Ebu Bekir hazretleriydi. Yanında "Muaz bin Cebel" bulunuyordu. Geride Hazreti Zübeyr' den başka kimse kalmamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nevfel'in yakınları son ümitle, Sevgili Peygamberimizin en aziz arkadaşına yaklaştılar. Aynı şeyleri sordular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazret-i Ebu Bekir kendi kendine düşündü:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"- Yâ Rabbim... Ne kadar zor durumdayım. Eğer doğru söylersem, mahzun kalbleri, daha fazla üzmüş olacağım. Bunu yapmaktan, Sevgili Peygamberimiz bile çekindiler... O'na nasıl, aykırı davranabilirim. Fakat yalan da söyleyemem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen bana öyle bir şey ilham et ki, bu gariblerin yüreği, daha fazla yanmasın Allahım"...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber Efendimizin doğru sözlü dostu "Sıddîk," bütün kalbiyle,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yâ Allah..! Ya Nevfel...! diye "Ah" çekerek inledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte o sırada, yaydan fırlamış ok gibi "bir atlı" yıldırım hızıyla yanlarına yetişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Buyur Yâ "Sıddîk"... Beni mi çağırdın. Ey Allah Resulünün sevgilisi? diye sordu. Bu atlı Nevfel'den başkası değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün Eshâb-ı kiram, hayrette kaldılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra Cebrail aleyhisselâm isimli melek göründü. Peygamber Efendimize şunları söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Yâ Resûlallah... Hak teâlânın selamı var... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Eğer "Peygamberin Mağara Arkadaşı" Sıddîk, bir kere daha "ALLAH" deseydi; "Yüceliğim" hakkı için, bütün şehidleri diriltirdim. Çünkü, Ebu Bekir adlı kulum; cahiliye devrinde "İslâmiyetten önce bile, hiç yalan söylememiştir" buyurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebu Bekir'in yalancı çıkarılmaması için, Nevfel'i Cenâb-ı Hak diriltti... Nevfel bundan sonra, nice yıllar daha yaşadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nihayet duası kabul olundu. "Yemame" çenginde şehidlik şerbetini içti.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-6434442769758055994?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/6434442769758055994/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=6434442769758055994' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/6434442769758055994'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/6434442769758055994'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/hzebu-bekir-ve-dirilen-ehit.html' title='Hz.Ebu Bekir ve dirilen şehit'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-5877579594047972488</id><published>2008-07-20T12:38:00.000-07:00</published><updated>2008-07-20T12:41:36.118-07:00</updated><title type='text'>Allahın Kıyamet günü gölgelendireceği Yedi kişi</title><content type='html'>Yedi grup insan vardır ki, ALLAH hiçbir gölgenin bulunmadığı günde onları&lt;br /&gt;rahmetinin gölgesinde gölgelendirir. Bunlar şu kişilerdir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-Ülkesini adaletle yöneten devlet başkanı,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-Allah'a ibadetle büyüyen genç,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-Camiden çıktıktan sonra tekrar oraya dönünceye kadar aklı camide kalan, camiye&lt;br /&gt;düşkün kişi,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4-Birbirini ALLAH için seven ve bu sevgiyle dolu olarak bir araya gelip, yine bu&lt;br /&gt;sevgiyle dolu olarak birbirlerinden ayrılan iki arkadaş,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5-Kimsenin olmadığı mekânlarda Allah’ı zikredip, gözleri yaşla dolan kişi,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6-Zengin, saygın ve alımlı bir kadın tarafından zinaya davet edildiği hâlde "Ben&lt;br /&gt;Allah’tan korkarım!" diyerek bu daveti geri çeviren kişi,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7-Sağ elinin verdiğinden sol elinin haberi olmayacak derecede gizli sadaka veren&lt;br /&gt;kişi."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-5877579594047972488?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/5877579594047972488/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=5877579594047972488' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/5877579594047972488'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/5877579594047972488'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/allahn-kyamet-gn-glgelendirecei-yedi.html' title='Allahın Kıyamet günü gölgelendireceği Yedi kişi'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-6527798746636335947</id><published>2008-07-20T12:36:00.000-07:00</published><updated>2008-07-20T12:37:31.255-07:00</updated><title type='text'>Bu duaya AMİN denilmez mi?</title><content type='html'>RABBİM:&lt;br /&gt;Bir insanı koy kalbime ama o insan&lt;br /&gt;seninde sevdiğin biri olsun.&lt;br /&gt;Ya beni öyle bir insana sevdir ki,&lt;br /&gt;O insanın kalbinde sen olasın.&lt;br /&gt;Ki ben o insanın kalbinde seni bulayım&lt;br /&gt;beni öyle bir insanla buluştur ki,&lt;br /&gt;Benden önce onunla buluşmuş olan sen olasın,&lt;br /&gt;Onunla el ele tutuştuğumuzda ikimizin elinin üstünde senin elin olsun.&lt;br /&gt;Bana öyle gözler göster ki&lt;br /&gt;Ben o gözlerden sana bakayım.&lt;br /&gt;Bana öyle bir sevgili ver ki,&lt;br /&gt;Bakışı cennette açılan iki pencere olsun.&lt;br /&gt;Onunla öyle bir yolda yürüyelim ki,&lt;br /&gt;Klavuzumuz sen olasın Rabbim!&lt;br /&gt;Öyle bir sevgili ver ki bana,&lt;br /&gt;Ona sarıldığımda kainat bize bakıp, birbirine sarılsın.&lt;br /&gt;Bize öyle sevgili ver ki Rabbim,&lt;br /&gt;Sevgimizden Muhammed (s.a.v) Sevilsin...........&lt;br /&gt;AMİN...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-6527798746636335947?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/6527798746636335947/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=6527798746636335947' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/6527798746636335947'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/6527798746636335947'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/bu-duaya-amin-denilmez-mi.html' title='Bu duaya AMİN denilmez mi?'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-675359313120060429</id><published>2008-07-20T12:23:00.000-07:00</published><updated>2008-07-20T12:24:25.270-07:00</updated><title type='text'>Bir kalpte beş sevgi</title><content type='html'>Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Hz. Ali (k.v.)'ye bir gün şu suali sormuşlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Ya Ali! Allah'ı sever misin?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Şuphesiz Ya Resullallah!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Beni sever misin?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Severim."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Fatıma'yı sever misin?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Severim."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Hasan ve Hüseyin'i sever misin?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Severim."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Kalp bir ; muhabbet beş... Bu beş muhabbeti bir kalbe nasıl sığdırıyorsun?" sualine karşı Hz. Ali cevap veremediler. Sonra bu meseleyi zevce-i muhteremeleri Hz. Fatımatu'z Zehra (r. anha)'ya açtıklarında Fatıma Validemiz cevaben,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Cihetler ayrıdır ; Allah'ı sevmek akıldan, Peygamberi sevmek imandan, evladı sevmek tabiattan, zevceyi sevmek muhabbettendir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Ali (k.v.) bu doğru cevabı Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'e arz ettiklerinde Resul-u Ekrem Efendimiz (s.a.v.) bu cevabın kendisinden olmadığını işareten tebessüm ederek &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bu meyve (cevap) ancak bir nübüvvet ağacındandır" bundan Fatımanın kokusu geliyor. buyurdular.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-675359313120060429?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/675359313120060429/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=675359313120060429' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/675359313120060429'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/675359313120060429'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/bir-kalpte-be-sevgi.html' title='Bir kalpte beş sevgi'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-316303704423917232</id><published>2008-07-20T12:17:00.000-07:00</published><updated>2008-07-20T12:18:40.795-07:00</updated><title type='text'>Leyla ile Mecnun</title><content type='html'>Mecnun leylayı daha ilk görüşte sevmiş ve aşık olmuştu. Ama hani bizim klasik türk filmeleridede vardır ya kız zengin oğlan fakir olduğu için vermezler, aynısı mecnununda başına gelmişti. Leylanın babası mecnunu defalarca kovdu kapısından. Bu da yetmedi kızını alarak farklı bir şehre göçetti. Mecnun aklını kaybeder gibi oldu.Onları bulabilmek için çöllere düştü. Günlerce haftalarca çöllerde Leyladan bir iz aradı.Ama nafile.&lt;br /&gt;Mecnunu bu halde gören sevenleri dayanamadı ve mecnuna dedilerki;&lt;br /&gt;-Leyla o kadar güzel bir kız değilki kendini onun için bu kadar paralıyorsun.İstesen ondan çok daha güzellerini bulursun.Leyla onların yanında çirkin kalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mecnunun verdği cevap çok düşündürücü ve hakikaten insanın aklını başına getirecek bir cevaptı.cevabı da şuydu;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-siz Leylayı birde benim gözümle görseniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-316303704423917232?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/316303704423917232/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=316303704423917232' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/316303704423917232'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/316303704423917232'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/leyla-ile-mecnun.html' title='Leyla ile Mecnun'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-2528293879152860162</id><published>2008-07-20T12:16:00.001-07:00</published><updated>2008-07-20T12:19:43.236-07:00</updated><title type='text'>Anne Kalbi</title><content type='html'>Zamanın birinde bir delikanlı bir kıza aşık olmuştu.Kız çok güzeldi.Delikanlı kıza bir türlü açamıyordu hislerini.Ve aşk acısıyla her gün biraz daha eriyordu içi.AMa sonunda bütün cesaretini toplayarak kıza açılşmaya karar verdi ve döktü içindeki tüm hislerini.Ve en sonundada ekledi evlilik teklifini.Kız biraz zaman istedi ve bir müddet sonra delikanlıyı çağırıp açıkladı cevabını.&lt;br /&gt;Seninle bir şartla evlenirim.Eğer kabul edersen evettir cevabım.&lt;br /&gt;Dünyalar delikanlının olmuştu. Zaten herşeyi yapmaya hazırdı onun için.&lt;br /&gt;-söyle ne istersen yaparım senin için&lt;br /&gt;-bana annenin kalbini getireceksin.&lt;br /&gt;Delikanlı affaladı bir anda ama seviyordu kızıda.&lt;br /&gt;aşkın sarhoşluğu içinde tamam dedi kıza ve koştu annesinin yanına.O kadar körleşmiştiki aşkından gözleri annesini öldürüp çıkardı kalbini.Bir kutuya koydu ve başladı koşmaya kıza.Koşarken ayağı takıldı bir taşa yere düştü ve elindeki kutu açılıp annesinin kalbi de düştü yanıbaşına.Ve o kalpten bir ses yükseldi semalara &lt;br /&gt;EYVAH ! YAVRUM CANIN ACIDIMI ?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-2528293879152860162?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/2528293879152860162/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=2528293879152860162' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/2528293879152860162'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/2528293879152860162'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/anne-kalbi_20.html' title='Anne Kalbi'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-1152144348881196325</id><published>2008-07-20T12:14:00.000-07:00</published><updated>2008-07-20T12:20:33.923-07:00</updated><title type='text'>Biraz tebessüm için okuyun.</title><content type='html'>TALAŞ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Padişahlarımızdan biriçok ii bir kişiliğe sahip çok iyi bir lider vasfında ve çok yardım severmiş.Ama bir küçük kusuru varmış aslında kusur bile sayılmazmış ama çevresindeki vezirleri ve devletin ileri gelenleri bu durumu yakıştıramıyormuş padişaha. Bu kusuruda şuymuş adişah telaş kelimesini söyleyemiyor telaş yerine talaş diyormuş. Onu ençok seven veziri kendi kendine demişki ; ben padişahın bu kusurunu güzel bir şekilde ona göstermeli ve bu hatasını telafi etmeliyim.&lt;br /&gt;Ülke savaş haline girmiş ve padişah bütün vezirlerine danışmanlarına bir gün sonra sabahın erken saatlerinde saraya gelmelerini emir buyurmuş. Bu tam vezirin arayıpta bulamadığı fırsatmış.Bu iki kelime arasındaki farkı padişaha bir olay bahane ederek anlatacakmış. Bir sonraki gün bütün vezirler danışmanlar padişahın dediği gibi erkenden sarayda hazır bulunmuşlar ama bu vezir ortalarda yok. Padişah diğerlerine sormuş soruşturmuş kimsenin haberi de yok. Neyse saatler sonra vezir saraya gelmiş ama o kadar yorgun ve bitkin bir görünümü varmış ki Padişah sormuş ; &lt;br /&gt;-hayırdır ne oldu?&lt;br /&gt;-sormayın padişahım başımıza gelenleri.&lt;br /&gt;-anlat meraklandırma beni.&lt;br /&gt;-padişahım bizim evde bir talaş mangalı var.&lt;br /&gt;-eee&lt;br /&gt;-bugün çocuklar o talaş mangalını devirdiler.onlar mangalı devirince biz de bir telaş&lt;br /&gt;-ee&lt;br /&gt;-tabi biz o telaşla talaş mangalını düzeltelim edelim derken talaşlar evin yarısını yaktı.telaşımız arttı talaşlar sönmedi.&lt;br /&gt;-eee&lt;br /&gt;-en sonunda konu komşunun yardımıyla telaş etmeden talaşları söndürdük evi kurtardık çok şükür. İşte o yüzden geç geldim efendim.&lt;br /&gt;padişah arkasına yaslanmış ve demiş ki boşuna talaş etmişsin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-1152144348881196325?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/1152144348881196325/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=1152144348881196325' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/1152144348881196325'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/1152144348881196325'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/biraz-tebessm-iin-okuyun.html' title='Biraz tebessüm için okuyun.'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-5252812404410616211</id><published>2008-07-20T12:13:00.000-07:00</published><updated>2008-07-20T12:21:28.652-07:00</updated><title type='text'>Namaz için ağlanır mı?</title><content type='html'>Yıllar önce bir otobüsle yolculuk ederken sabah namazının vakti girmişti. Her yolculukta yaşadığım “namaz sancısı” her yanımı öylesine kaplamıştı ki, uyuyamıyordum. Şoför bir türlü mola vermiyor, vakit gittikçe daralıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birlikte yolculuk ettiğimiz arkadaşıma yöneldim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;— Namaz geçmek üzere. Ben şoföre namaz için ricada bulunacağım. Durmazsa ineceğim, dedim. Kaşlarını çattı, alaycı bir ifadeyle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;— Ya sen aklını mı kaçırdın, dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şaşırdım, üzüldüm, kırıldım. Namazlarını kılan bir kimseydi o. Gerçekten ben aklımı mı kaçırmıştım? Otobüste mışıl mışıl uyuyup, Rabbimi düşünmeden oturmalı mıydım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendimi sorguladım. Sabah namazını bu kadar düşünmekte haksız mıydım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa bir gece dayısına misafir olan babam, sabah hıçkırık sesleriyle uyanıyor. Dayısının oğlu çocuk gibi gözyaşı döküyor. Sebebini sorduğunda aldığı cevap ilginç:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;— Sabah namazına kalkamadık. Baksana, güneş doğmuş; onun için ağlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, namaz için ağlanır, namaz için akıl kaçırılır, ona can ve canan feda edilir. Ne yazık ki, şimdi bu gerçek tam anlaşılmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle bir çağda yaşıyoruz ki, sabah namazını düşünmek “delilik”, kalkamayınca ağlamak “gariplik” olabiliyor! Gerçekten sabah namazını kaçırınca üzülmemiz gerekmez mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İmandan sonra en büyük ve en mühim mesele olan namaz”ın bir vakti geçirilince hiçbir şey olmamış gibi normal mi karşılamalıyız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabaha kadar dünya kupası maçlarını izlemek mantıklı, ama Kur’an’da en fazla emredilen ibadet olan namazı düşünmek gereksiz mi? Oysa sabah uyanamadığı için üniversite sınavını kaçıran bir genç, üzüntüsünden, kahrından, yeri göğü yıkabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, Peygamberimizin (s.a.v.), iki ayrı hadiste, “Dünya ve içindekilerden hayırlıdır” dediği sabah namazının sünneti ve farzı, bir maç kadar önemli değil mi? Dünya ve içindeki tüm hazinelerden daha değerli olan sabah namazı, bir üniversite imtihanı kadar ehemmiyet taşımıyor mu?&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-5252812404410616211?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/5252812404410616211/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=5252812404410616211' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/5252812404410616211'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/5252812404410616211'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/namaz-iin-alanirmi.html' title='Namaz için ağlanır mı?'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-7730081525620263910</id><published>2008-07-20T12:11:00.000-07:00</published><updated>2008-07-20T12:22:08.994-07:00</updated><title type='text'>Padişahın işi ne?</title><content type='html'>Sultan Murad Han o gün bir hoştur. Telaşeli görünür sanki bir şeyler söylemek ister sonra vazgeçer Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil. &lt;br /&gt;Veziriazam Siyavuş Paşa sorar:&lt;br /&gt;Hayrola efendim, canınızı sıkan bir şey mi var?&lt;br /&gt;Akşam garip bir rüya gördüm&lt;br /&gt;Hayırdır İnşallah?&lt;br /&gt;Hayır mı şer mi öğreneceğiz.&lt;br /&gt;Nasıl yani?&lt;br /&gt;Hazırlan dışarı çıkıyoruz.&lt;br /&gt;Ve iki molla kılığında çıkarlar yola görünen o ki, padişah hala gördüğü rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilir. Seri ve kararlı adımlarla Beyazıt’a çıkar, döner vefa’ya, zeyrekten aşağılara salınır. Unkapanı civarında soluklanır. Etrafına daha dikkatli bakınır. İşte tam o sırada yerde yatan bir ceset gözlerine batar sorarlar;&lt;br /&gt;Kimdir bu?&lt;br /&gt;Ahali: - Aman hocam hiç bulaşma der.&lt;br /&gt;Ayyaşın meyhusun bir işte……….&lt;br /&gt;-Nereden biliyorsunuz?&lt;br /&gt;-Müsaade et de bilelim yanı. Kırk yıllık komşumuz… Bir başkası tafsilata girer;&lt;br /&gt;-Biliyor musunuz, der aslında iyi sanatkardır.Azaplar çarşısında çalışır. Nalının hasını yapar… Ancak kazandıklarını içkiye, fuhuşa harcar. Hem şişe şişe şarap taşır evine, hem de nerde namlı mimli kadın varsa takar peşine…Hele yaşlının biri çok öfkelidir.&lt;br /&gt;-İsterseniz komşulara sorun der. Sorun bakalım onu bir cemaatte gören olmuş mu?..... Hasılı, mahalleli döner ardını gider. Bizim tedbili kıyafet mollalar kalırlar mı ortada!..........&lt;br /&gt;Tam vezir toparlanıyordur ki, padişah keser yolunu;&lt;br /&gt;-Nereye?&lt;br /&gt;-Bilmem, bu adamdan uzak durmayı yeğlersiniz sanırım.&lt;br /&gt;-Millet bu çeker gider kimseye bir şey diyemem…. Ama biz gidemeyiz, şöyle veya böyle tebamızdır. Defini tamamlamak gerek.&lt;br /&gt;-iyi ya saraydan birkaç hoca yollar, kurtuluruz vebalden.&lt;br /&gt;-olmaz, rüyadaki hikmeti çözemedik daha.&lt;br /&gt;-peki ne yapmamı emir buyurursunuz?&lt;br /&gt;-Mollalığa devam……Naaşı kaldırmalıyız en azından&lt;br /&gt;-Aman efendim, nasıl kaldırırız?&lt;br /&gt;-Basbayağı kaldırırız işte.&lt;br /&gt;-Yapmayın, etmeyin sultanım, bunun yıkanması, paklanması var tekfini, telkini…&lt;br /&gt;-Merak etme ben beceririm.&lt;br /&gt;Ama önce bir gasilhane bulmalıyız.&lt;br /&gt;-Şurada bir mahalle mescidi var ama…..&lt;br /&gt;-olmaz, vefat eden sen olsaydın nereden kalkmak isterdin?&lt;br /&gt;-Ne bileyim Ayasofya’dan, Süleymaniye’den, en azından Fatih Camii’nden…….&lt;br /&gt;-Ayasofya ile Süleymaniye de devlet erkanı çoktur.&lt;br /&gt;Tanınmak istemem. Ama Fatih Camii’ni iyi dedin.&lt;br /&gt;Hadi yüklenelim..ve gelirler camiye. Vezir sağa sola koşuşturur, kefen tabut bulur. Padişah bakır kazanları vurur ocağa.. Usulü erkanınca bir güzel yıkarlar ki, naaş; ayan beyan güzelleşir sanki. Bir nurdur, aydınlanır alnında. Yüzü sakilere benzemez. Hem manalı bir tebessüm okunur dudaklarında. Padişahın kanı ısınmıştır bu adama, vezirin de keza… Mechul nalıncıyı kefenler, tabutlar, musalla taşına yatırırlar. Ama namaz vaktine bir hayli vardır daha….. Bir ara vezir sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır.&lt;br /&gt;-Sultanım der. Yanlış yapıyoruz galiba…&lt;br /&gt;-Nasıl yani?...&lt;br /&gt;-Heyecana kapıldık, sorup soruşturmadık buraya getirdik cenazeyi, Kim bilir belki hanımı vardır. Belki yetimleri?...&lt;br /&gt;-Doğru öyle ya neyse…. Sen başını bekle, ben mahalleyi dolanıp geleyim. Vezir cüzüne tesbihine döner, padişah garip maceranın başladığı noktaya koşar. Nitekim sorar soruşturur. Nalıncının evini bulur.&lt;br /&gt;Kapıyı yaşlı bir kadın açar. Hadiseyi metanetle dinler. Sanki bu vefatı bekler gibidir.&lt;br /&gt;-Hakkını helal et evladım der, Belli ki çok yorulmuşsun.&lt;br /&gt;Sonra eşiğe çöker, ellerini yumruk yapar, şakaklarına dayar…. Ağlar mı? Hayır. Ama gözleri kısılır, hatıralara dalar belki.&lt;br /&gt;Neden sonra silkinip çıkar hayal dünyasından…&lt;br /&gt;-Biliyor musun oğlum? Diye dertli dertli söylenir…..&lt;br /&gt;Bizim efendi bir alemdi vesselam.. Akşamlara kadar nalın yapar.. Ama birinin elinde şarap şişesi görmesin, elindekini avucundakini verir satın alırdı. Sonra getirip dökerdi helaya……..&lt;br /&gt;-Niye?&lt;br /&gt;-Ümmeti Muhammed içmesin diye….&lt;br /&gt;-Hayret….&lt;br /&gt;-Sonra, malum kadınların ücretlerini öder eve getirirdi.&lt;br /&gt;Ben sizin zamanınızı satın aldım mı? Aldım, derdi.&lt;br /&gt;Öylese şimdi dinlenmeniz gerek….. O çeker gider, ben menkibeler anlatırdım onlara Mızraklı ilmihal. Hucceti islam okurdum….. &lt;br /&gt;-Bak sen Millet ne sanıyor halbuki…&lt;br /&gt;-Milletin ne sandığı umrunda değildi. Hoş o hep uzak mescidlere giderdi. Öyle bir imamın arkasında durmalı ki derdi. Tekbir alırken kabeyi görmeli……&lt;br /&gt;-Öyle imam kaç tane kaldı şimdi?&lt;br /&gt;-İşte bu yüzden Nişancı’ya, sofular’a uzanırdı ya….&lt;br /&gt;Hatta bir gün; Bakasın efendi dedim. Sen böyle böyle yapıyorsun ama komşular kötü belleyecek inan cenazen kalacak ortada…&lt;br /&gt;-Doğru öyle ya?.....&lt;br /&gt;-Kimseye zahmetim olmasın deyip, mezarını kendi kazdı bahçeye, Ama ben üsteledim iş mezarla bitiyor mu dedim. Seni kim yıkasın kim kaldırsın?&lt;br /&gt;- Peki o ne dedi?&lt;br /&gt;-Önce uzun uzun güldü, sonra;&lt;br /&gt;- Allah büyüktür hatun dedi.&lt;br /&gt;HEM PADİŞAHIN İŞİ NE?&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-7730081525620263910?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/7730081525620263910/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=7730081525620263910' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/7730081525620263910'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/7730081525620263910'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/padiahin-ii-ne.html' title='Padişahın işi ne?'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5040246731052454085.post-6908303930265489169</id><published>2008-07-20T12:05:00.000-07:00</published><updated>2008-07-20T12:22:47.141-07:00</updated><title type='text'>Azrail ve adam</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Hz. Süleyman'ın sarayına kuşluk vakti saf bir adam telaşla girer. Nöbetçilere, hayati bir mesele için Hz. Süleyman'la görüşeceğini söyler ve hemen huzura alınır. Hz. Süleyman (a.s) benzi sararmış, korkudan titreyen adama sorar:&lt;br /&gt;- Hayrola ne var? Neden böyle korku içindesin? Derdin nedir? Söyle bana...&lt;br /&gt;Adam telaş içinde:&lt;br /&gt;- Bu sabah karşıma Azrail (a.s) çıktı. Bana hışımla baktı ve hemen uzaklaştı. Anladım ki, benim canımı almaya kararlı..&lt;br /&gt;- Peki ne yapmamı istiyorsun?"&lt;br /&gt;Adam yalvarır:&lt;br /&gt;- Ey canlar koruyucusu, mazlumlar sığınağı Süleyman! Sen her şeye muktedirsin. Kurt, kuş, dağ, taş senin emrinde. Rüzgarına emret de beni buradan ta Hindistan'a iletsin. O zaman Azrail (a.s) belki beni bulamaz. Böylece canımı kurtarmış olurum. Medet senden!&lt;br /&gt;Hz. Süleyman, adamın haline acır. Rüzgarı çağırır ve:&lt;br /&gt;- Bu adamı hemen al. Hindistan'a bırak!" emrini verir. Rüzgar bu... Bir eser, bir kükrer. Adamı alır ve bir anda Hindistan'da uzak bir adaya götürür.&lt;br /&gt;Öğleye doğru Hz. Süleyman, divanı toplayarak gelenlerle görüşmeye başlar. Bir de ne görsün, Azrail (a.s.) da topluluğun içine karışmış, divanda oturmaktadır. Hemen yanına çağırır:&lt;br /&gt;- Ey Azrail! Bugün kuşluk vakti o adama neden hışımla baktın? Neden o zavallıyı korkuttun?" der.&lt;br /&gt;Azrail (a.s) cevap verir:&lt;br /&gt;- Ey dünyanın ulu sultanı! Ben, o adama öfkeyle,hışımla bakmadım. Hayretle baktım. O yanlış anladı. Vehme kapıldı. Onu, burada görünce şaşırdım. Çünkü Allah (cc) bana emretmişti ki:&lt;br /&gt;- "Haydi git, bu akşam o adamın canını Hindistan'da al!" Ben de bu adamın yüz kanadı olsa, bu akşam Hindistan'da olamaz. Bu nasıl iştir, diye hayretlere düştüm. İşte ona bakışımın sebebi bu idi.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5040246731052454085-6908303930265489169?l=nurmektebi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://nurmektebi.blogspot.com/feeds/6908303930265489169/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5040246731052454085&amp;postID=6908303930265489169' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/6908303930265489169'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5040246731052454085/posts/default/6908303930265489169'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nurmektebi.blogspot.com/2008/07/azrail-ve-adam.html' title='Azrail ve adam'/><author><name>NURMEKTEBİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03881237773956164155</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='8' src='http://bp2.blogger.com/_bY-5mAepEtI/SH_StLHVWoI/AAAAAAAAAAM/4zd2sdQP-dU/S220/nurmektebi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
