2.27.2010
5.10.2009
PAPATYAEy!! papatya baharın nazlısı, kırların ve yamaçların yol kenarlarının asi çiçeği,saflığın ve temizliğin bütünleyicisi sevdanın aşkın ruhumuza yansıyan sadeliğinin çiçeğisin sen...
Sanki kaçmışsın uzaklara, taaa yamaçlara, bazan yol kenarlarına her şeyden herkezden uzaklara; atmışsın kendini, Sessiz sedasız asi sert ruzgarların kollarına aldırmadan hiç birşeye ama yalnız savunmasız...
VE hiç aldırmadan YILMADAN dimdik duruşunla meydan okur gibi, her bahar aynı yerlerde beklersin sanki bitmeyen sabır gibi papatya...
Bilirmisin Seni hep nazlı bir kız çocuğuna benzetirim ben .Masum ürkek ve öylesine savunanılası küsünce,kırılınca boynunu büken yüzünü yere eğdiren, kızınca omzunu silken nazlanan küçük kızlara Papatyave bilirmisin kızlar en çok kime nazlanırlar papatya, BABALARINA ve sadece en çok onlara...
Öyle narin öyle masum öyle naif,öylesine nazlıdırlarki aynı senin gibi; seni nasıl eğer bükerse hafif ruzgarlar yapraklarını bir bir savurcasına, onlarda da az kızsan kırılır incinir alınırlar çatılır kaşlarıda bu yüzden çok benzetirim birbirinize, eyy nazlı papatyaVe bazanda cesaret abidesi olur kızlar hz. FATIMA gibi babasına yapılan kötülüğün küfrün ve yürekleri gecenin karanlğından hada kara, kapkara olmuşların karşısında dimdik ve korkusuzca duran FATIMAYAve kerbelada ZEYNEP gibi zalimin karşında sözünü ezirgemeyen, yüreğini ortaya koyan kerbela kahramanI ZEYNEBE
Senin de en sert rüzgarlarda bile yerinden sökülmeden her şeye meydan okuyuşun gibi papatya...herşeye inat var olma benliğine sarılır gibi...Üstüne bassalarda esselerde kaparıp dalından bir bir yolsalarda yapraklarını yinede bir meydan okuyuşun var gibi, eziyetlere baş kaldırışın var narin bedeninle çilelere aldırmadan PAPATYA...
Papatyalarımızı ezmeyelim, basmayalım üstüne insafsızca Soldurmayalım nazlıalrımızı, can sızılarımızı,kırmayalım onların gönüllerini , eğilmesin boyunları incinmesinler ellerimizden dillerimizden ve solmasınlar Kirlenmesin kararmasın bembeyaz yürekleri;art niyetsiz açar onlar gönüllerini ,saf umutlarla dolu gözlerini;koparmayalım baharın sevincini neşesini müjdesini...
Mahsun onlar kırılgan; sessiz sevdalar gibi onurlu duruşları onların hep boynu bükük gönülleri Yüce mevlaya dönük sevelim kızlarımızı onlar bizim emanetimiz ,sevgimiz bir yanımız...canlarımız cananlarımız papatyalarımız
mahsundur onlar, biraz şımarık ve biraz nazlı.her baharda karşılarlar bizi bembeyez ve coşkuyla gençlık gibi heyacanlı asi ve sessiz çığlık çığlığa sessizEsen rüzgarlara yağmura hiç aldırmadan dimdik özgür mağrur PAPATYA
Onu görünce mutluluk dolar içim, kışın bitimidir papatyanın gelişi baharın müjdecisi ... yeni bir hayata başlamanın habercisi gibi gülümser yüzümüze, ılık ılık baharın esintisiyle papatya...sesini duyarım sanki fısıltılı konuşur benimle baharı müjdeler sevmeyi herşeyi yaradanı yaratılmışı ve huzuru bir yer var ötelerin ötesinde bekler sizi der gibi ... mutlu olmayı sevgiyi herşeyi kuşatan bir sevgiyi içime akıtır güzelliğiyle yavaş yavaş ve usulca... bembeyaz duruşuyla ılık bahar havasında başka bir esenliksin sen eyy nazlı papatya... ötelerde yeni baharlar var der gibi, her kışın sonu bahardır der fısıldar sessizce, gülümser papatya utangaç bir bahar bestesi gibi varlığını seslenir usulca ve narin nazlı nazlı...ilkbaharın süsü , aşkların saf beyazlığı , her yaprağında dalında mevlamın hikmetleri var sevgili papatya
kelimesiz konuşurum onlarla sessiz ve cümlesiz noktasız. gönlümün hüzünlü duvarlarına savursun yapraklarını ruzgar bir bir papatya ,gel yine hangi mevsim olursa olsun gelsuskunluğumun en koyu gecesinde gelki beyazlığın saflığın aydınlatsın gecemi .Baharlardatoprağı yararak geldiğin gibi gel sinemde aç her mevsim eyy nazlı papatya
selamm ves'elam...
esen vahide
Sanki kaçmışsın uzaklara, taaa yamaçlara, bazan yol kenarlarına her şeyden herkezden uzaklara; atmışsın kendini, Sessiz sedasız asi sert ruzgarların kollarına aldırmadan hiç birşeye ama yalnız savunmasız...
VE hiç aldırmadan YILMADAN dimdik duruşunla meydan okur gibi, her bahar aynı yerlerde beklersin sanki bitmeyen sabır gibi papatya...
Bilirmisin Seni hep nazlı bir kız çocuğuna benzetirim ben .Masum ürkek ve öylesine savunanılası küsünce,kırılınca boynunu büken yüzünü yere eğdiren, kızınca omzunu silken nazlanan küçük kızlara Papatyave bilirmisin kızlar en çok kime nazlanırlar papatya, BABALARINA ve sadece en çok onlara...
Öyle narin öyle masum öyle naif,öylesine nazlıdırlarki aynı senin gibi; seni nasıl eğer bükerse hafif ruzgarlar yapraklarını bir bir savurcasına, onlarda da az kızsan kırılır incinir alınırlar çatılır kaşlarıda bu yüzden çok benzetirim birbirinize, eyy nazlı papatyaVe bazanda cesaret abidesi olur kızlar hz. FATIMA gibi babasına yapılan kötülüğün küfrün ve yürekleri gecenin karanlğından hada kara, kapkara olmuşların karşısında dimdik ve korkusuzca duran FATIMAYAve kerbelada ZEYNEP gibi zalimin karşında sözünü ezirgemeyen, yüreğini ortaya koyan kerbela kahramanI ZEYNEBE
Senin de en sert rüzgarlarda bile yerinden sökülmeden her şeye meydan okuyuşun gibi papatya...herşeye inat var olma benliğine sarılır gibi...Üstüne bassalarda esselerde kaparıp dalından bir bir yolsalarda yapraklarını yinede bir meydan okuyuşun var gibi, eziyetlere baş kaldırışın var narin bedeninle çilelere aldırmadan PAPATYA...
Papatyalarımızı ezmeyelim, basmayalım üstüne insafsızca Soldurmayalım nazlıalrımızı, can sızılarımızı,kırmayalım onların gönüllerini , eğilmesin boyunları incinmesinler ellerimizden dillerimizden ve solmasınlar Kirlenmesin kararmasın bembeyaz yürekleri;art niyetsiz açar onlar gönüllerini ,saf umutlarla dolu gözlerini;koparmayalım baharın sevincini neşesini müjdesini...
Mahsun onlar kırılgan; sessiz sevdalar gibi onurlu duruşları onların hep boynu bükük gönülleri Yüce mevlaya dönük sevelim kızlarımızı onlar bizim emanetimiz ,sevgimiz bir yanımız...canlarımız cananlarımız papatyalarımız
mahsundur onlar, biraz şımarık ve biraz nazlı.her baharda karşılarlar bizi bembeyez ve coşkuyla gençlık gibi heyacanlı asi ve sessiz çığlık çığlığa sessizEsen rüzgarlara yağmura hiç aldırmadan dimdik özgür mağrur PAPATYA
Onu görünce mutluluk dolar içim, kışın bitimidir papatyanın gelişi baharın müjdecisi ... yeni bir hayata başlamanın habercisi gibi gülümser yüzümüze, ılık ılık baharın esintisiyle papatya...sesini duyarım sanki fısıltılı konuşur benimle baharı müjdeler sevmeyi herşeyi yaradanı yaratılmışı ve huzuru bir yer var ötelerin ötesinde bekler sizi der gibi ... mutlu olmayı sevgiyi herşeyi kuşatan bir sevgiyi içime akıtır güzelliğiyle yavaş yavaş ve usulca... bembeyaz duruşuyla ılık bahar havasında başka bir esenliksin sen eyy nazlı papatya... ötelerde yeni baharlar var der gibi, her kışın sonu bahardır der fısıldar sessizce, gülümser papatya utangaç bir bahar bestesi gibi varlığını seslenir usulca ve narin nazlı nazlı...ilkbaharın süsü , aşkların saf beyazlığı , her yaprağında dalında mevlamın hikmetleri var sevgili papatya
kelimesiz konuşurum onlarla sessiz ve cümlesiz noktasız. gönlümün hüzünlü duvarlarına savursun yapraklarını ruzgar bir bir papatya ,gel yine hangi mevsim olursa olsun gelsuskunluğumun en koyu gecesinde gelki beyazlığın saflığın aydınlatsın gecemi .Baharlardatoprağı yararak geldiğin gibi gel sinemde aç her mevsim eyy nazlı papatya
selamm ves'elam...
esen vahide
3.15.2009
YaLnızLık BeNiM EN Eski YariM

Yalnızlık içimde aşılmaz bir dağ, dipsiz kuyu,duvarları hüzün, suyu göz yaşı ,kovası hastet...
Ben hep hasret çekerim o kuyudan SESİZ VE AĞIR
Kendime ait suskunluğumun girdabında benliğim...
Yalnızlık özümde benim, beraber geldik dünyaya...
Yalnızlık özümde benim, beraber geldik dünyaya...
Ey Allahım... Biliyorum Kaderimiz bir bizim...
Hiç bırakmadı beni sadık dostum, YALNIZLIĞIM...
Hiç bırakmadı beni sadık dostum, YALNIZLIĞIM...
Bıkmadı benden yıllardır SADIK DOSTUM...Hep bıraktığım yerde buldum onu ,en sancılı anlarımda kollarına sığındım...avuttu beni SİNESİNDE...
Ey!! Allahım sen biliyorsun tek şahidim sensin benim...
Ne zaman arasam hep yanımdaydı bırakmadı ki beni; benliğimin kuytularından seslendi bana, açtı koynunuda Sessiz çığlıklarıma yankı oldu,ses oldu vefalı dostum...
En Fırtılanalı zamanlarımda kendimi hep limanlarında buldum,
sığındım ona; Sessizce bıraktım kollarına benliğimi hıçkırıklarımla...
Bize Rabbim şahitti sadece...
Sevinçlerimi de anlatırım ona dinler beni; hayellerimi,ümitlerimi sevdalarımı
biliyorum hiç bitmeyecek dostluğumuz bizim...
En zor anlarımda, bile biz beraber güldük dünyaya yalnızlığımla...
İçimi döktüm ona kelimeler hece hece sözcüklere döküldü dilimde, özlemle,hasretle susamış yüreğimi açtığımda ona,Gidenlerin ardından nasıl Yağmur oldu çöl gibi yanmış benliğime Rabbim şahit sadece yalnızlığıma...
İçimi döktüm ona kelimeler hece hece sözcüklere döküldü dilimde, özlemle,hasretle susamış yüreğimi açtığımda ona,Gidenlerin ardından nasıl Yağmur oldu çöl gibi yanmış benliğime Rabbim şahit sadece yalnızlığıma...
Matemlerimi acılarımı dinledi sessizce göz yaşlarımı akıttığımda omsunda,
yalnızlığım avuttu beni kollarında sesizce Bazan sustum bekledi beni, konuştum dinledi vefalı yarım...
Kaç gece bekledi beni kaç gece daha bekleyecek kimbilir Gidenlerin hasretini yaşarken ve bazan hüzünlerim özlemlerim dağlar gibi olduğunda yorgun yüreğimin solgun bakışlarına Işık oldu ve yalnızca o gördü BENİ
BEN hep hasretlık çekerim gidenlerin ardından;hüzünlü gecelerde sabır duvarları örerim yalnızlığımla beraber herkezden ve her şeyden kaçmak isterim onun kollarına KAÇARIM
Kapatırm kendimi kulaklarımı, yüreğimi; her şeye sadece o ve ben kalalım diye gecelerce
Sarıp sarmalar beni yalnızlığım...
Tebessümlerimin yitikliği yansırken sessizliğime , lal olup susarım çok şey anlatmak için yalnızlığıma susmuş yüreğim ile Çığlık çığlığa...
Tebessümlerimin yitikliği yansırken sessizliğime , lal olup susarım çok şey anlatmak için yalnızlığıma susmuş yüreğim ile Çığlık çığlığa...
Vuslata dek dostum benim hüzünlü yalnızlığım, hiç eskimeyen eskimeyecek bizim sevdamız hüzün ile çürürken gurbetim sinemde bekleyen vuslatıma yıpranacak yüreğim, yıpranacak kirpiklerim göz yaşlarımdan belki sessisliğimin uğultusuna karışacak benliğim ve ben yine kendimi buluvereceğim yalnızlğımın koynunda Adını koyamadığım yalnızlığım ben tükenirken bırakmayacak biliyorum Ben sevdalıyım yalnızlığıma yoldaşıma sırdaşıma yüreğimi bilene Yalnızlık benim en eski yarim...
ulas esen
2.27.2009

SiZ HiÇ ÇoK SevDiğinizin Arkasından GöZ Yaşı Döktünüzmü??
BuGün yine yalnızım Arkadaşım, Kızgınım Kırgınım Hüzün ise hat safada
Ama niye kırgınım kime kızgınım neden cevabı bende Bilmiyorum, soruyorum kendime ama cevabım yok, YOK
kaybettiğim neydi ??kimdi?
onamı??? bu kırgınlık onun içimdeki her şeyi götürmesimi giderken, yalnızlığıma kırgınlığıma hüzünlerime kattığım Arkadaşımmıydı? buna sebeb;onun Gidişimi bendeki bu hâl.
Kimi kaybettim Ben, çokmu yakınım; kimdi?Bana göre değeri neydi???
Ruzgarda dalları eğilmiş yalnız bir ağaç gibiyim şimdi,"O"güçsüzlüğüme güçmüydü?
Neydi Varlığı benim için,
O Teselliydi evet ,karanlık çöktüğünde aydınlık ışık belki Öyleyse "O" dosttu; arkadaşdı,Arkadaş dediğinde öyle olmalıyda zaten.Yıllardır yaşadığım içindeki Yalnızlığıma katmışım onu,farkında bile deyilmişim meğerse.
Nasıl geldi? Nerden Geldi? Bu yalnızlığıma nasıl ortak oldu bilmiyorum ama hep Ordaydı belki, Yalnızlığın yalnız Arkadaşıydı.
Her güzel şeylerin yarım kaldığı bu dünyada, O da yarım kaldı bende yine ve Yine...
Ben Yalnızlık yolunda bulmuştum Arkadaşımı Caddelerde sokaklarda hep yalnızım derken bulmuştum, Belkide ondandı bendeki Bu Karanlık Hüzün bilmiyorumen kalabalıklar içinde Yalnızken hiç Beklemediğim bir anda çekmişti beni Kolumdan ve yine aynı yerde aynı anda Bırakıverdi, belki hiçç istemeden Gitmeyi...
Daha anlatamadığım Yalnızlıklarım vardı Arkadaşım, dinleyemeğiM seninde vardı biliyorum ama... Kelimeler tükenirken Dilinde hayata gözleni kapatırcasına susmak gibi ama içindeki umut hiç bitmeden bir yerlerde olduğunu bilmek gibi ne çok yakında ne çok uzakta bir yerde...Belkide yalnız ve sesiz yüreklerde,belki Hüzünlü gölgelerdeKimse dokunmamıştı senin kadar hüzünlerime, kırgınlığım,kızgınlığım bundan,Kimse bilmemişti beni ben söylemeden senin kadar,Arkadaşım
Yine kaldık Üç kişi Yalnızlığım Ben ve Hüzünlerim,açılmayacak artık bir daha hiç kapısı Yalnızlığımın Kapandı sımsıkı İlelebet Arkadaşım Seninle bitti,Yürekten kapandı ve kilitlendi sımsıkı.
Ama daha Söylenmemiş Sözleri vardı Hüzünlerimin ve Yalnızlığımın ,zaman bulamamıştı anlatmaya ama söz bitti kilitlendi dilim Arkadaşım. Sözlerim vardı Şiirlerim ,Türkülerim vardı söylenecek ama Sözün bittiği yerde ne kalırki Susmaktan başka...
Bırak Beni YaLnızLığıma. . ! Olsun sen sussanda ben susmam anlatırım yalnız ruzgarlara belki bir gün onlar sana fısıldar bunları kim bilir...
Evet anlıyorum şimdi, Bulamadığım Sorularımın cevaplarını,Kaybettiğim arkadaşımdı... Sesime ses Veren YalnızlığımdaHüzünlerim çığlık çığlık olduğunda da yanımda OLandı Hiç karşılıksız hüzünlerimi paylaşandı, en üzgün halimde beni teselli edendi, arkadaşımdı insandı Belki hayaldi önceleri ama şimdi çok gerçek,gidişi gibi,biliyorumki hiç unutulmayacak, zaman ilerleyecek geçecek kırgınlığım ve kızgınlığım ,zaten ben kendime kızıyorum arkadaşım sana deyil asla, Olamazda
Gitmeliydin belki,Sebebin vardı, olsun arkadaşım boş ver ben bunada alışırım...
Benim mevsimlerim hep hüzündür zaten iklimlerimse hep yağmur.Bulutlar bana eş olur ben onlara,katarız yağmurlarımızı birbirine, beraberce göndeririz Damlalarımızı Toprağa, Kimse kirletemez Yalnızlığımızın ıslattığı kurak toprakları Ve Kimse bilmez Hüzünlerimiz nasıl göz Yaşı olmuş akmış,Sessiz ve derin...Bu yüzden severim yağmurda yürümeyi. Ne vakit olursa olsun bulutlar çağırır beni,alışkınız biz beraber olmaya her dem...Ve benim yağmurum beni bırakmayan sadık dostum Ve Hep benim Sadece benim...Ve yine dardayım yine sessizlikle Yanlız...
Seni bir güvercin misali uçurdum Akadaşım Gittin...
Nasıl oldu anlamadan Gittin...
Olsun bana bıraktın yalnızlık yollarını caddelerini sokakları zaten beNimdi ya Yine benim Şimdi...Dönmeyeceksim biliyorum,Yaslandığım,Dinlendiğim,Dinlediğimi Kaybettim Ben Zamansız En büyük hazinesi insanın Arkadaşıdır,hep Arkadaşça Olan hasapsız VE SorgusuzcaHep benimle Hep ileri bildiğimOmzumda hissettiğim güvendiğimSadık dostumun Elleri şimdi Bitti, Söz bitti ve GittiÜzgünüm Kırgınım Kızgınım.
Ama niye kırgınım kime kızgınım neden cevabı bende Bilmiyorum, soruyorum kendime ama cevabım yok, YOK
kaybettiğim neydi ??kimdi?
onamı??? bu kırgınlık onun içimdeki her şeyi götürmesimi giderken, yalnızlığıma kırgınlığıma hüzünlerime kattığım Arkadaşımmıydı? buna sebeb;onun Gidişimi bendeki bu hâl.
Kimi kaybettim Ben, çokmu yakınım; kimdi?Bana göre değeri neydi???
Ruzgarda dalları eğilmiş yalnız bir ağaç gibiyim şimdi,"O"güçsüzlüğüme güçmüydü?
Neydi Varlığı benim için,
O Teselliydi evet ,karanlık çöktüğünde aydınlık ışık belki Öyleyse "O" dosttu; arkadaşdı,Arkadaş dediğinde öyle olmalıyda zaten.Yıllardır yaşadığım içindeki Yalnızlığıma katmışım onu,farkında bile deyilmişim meğerse.
Nasıl geldi? Nerden Geldi? Bu yalnızlığıma nasıl ortak oldu bilmiyorum ama hep Ordaydı belki, Yalnızlığın yalnız Arkadaşıydı.
Her güzel şeylerin yarım kaldığı bu dünyada, O da yarım kaldı bende yine ve Yine...
Ben Yalnızlık yolunda bulmuştum Arkadaşımı Caddelerde sokaklarda hep yalnızım derken bulmuştum, Belkide ondandı bendeki Bu Karanlık Hüzün bilmiyorumen kalabalıklar içinde Yalnızken hiç Beklemediğim bir anda çekmişti beni Kolumdan ve yine aynı yerde aynı anda Bırakıverdi, belki hiçç istemeden Gitmeyi...
Daha anlatamadığım Yalnızlıklarım vardı Arkadaşım, dinleyemeğiM seninde vardı biliyorum ama... Kelimeler tükenirken Dilinde hayata gözleni kapatırcasına susmak gibi ama içindeki umut hiç bitmeden bir yerlerde olduğunu bilmek gibi ne çok yakında ne çok uzakta bir yerde...Belkide yalnız ve sesiz yüreklerde,belki Hüzünlü gölgelerdeKimse dokunmamıştı senin kadar hüzünlerime, kırgınlığım,kızgınlığım bundan,Kimse bilmemişti beni ben söylemeden senin kadar,Arkadaşım
Yine kaldık Üç kişi Yalnızlığım Ben ve Hüzünlerim,açılmayacak artık bir daha hiç kapısı Yalnızlığımın Kapandı sımsıkı İlelebet Arkadaşım Seninle bitti,Yürekten kapandı ve kilitlendi sımsıkı.
Ama daha Söylenmemiş Sözleri vardı Hüzünlerimin ve Yalnızlığımın ,zaman bulamamıştı anlatmaya ama söz bitti kilitlendi dilim Arkadaşım. Sözlerim vardı Şiirlerim ,Türkülerim vardı söylenecek ama Sözün bittiği yerde ne kalırki Susmaktan başka...
Bırak Beni YaLnızLığıma. . ! Olsun sen sussanda ben susmam anlatırım yalnız ruzgarlara belki bir gün onlar sana fısıldar bunları kim bilir...
Evet anlıyorum şimdi, Bulamadığım Sorularımın cevaplarını,Kaybettiğim arkadaşımdı... Sesime ses Veren YalnızlığımdaHüzünlerim çığlık çığlık olduğunda da yanımda OLandı Hiç karşılıksız hüzünlerimi paylaşandı, en üzgün halimde beni teselli edendi, arkadaşımdı insandı Belki hayaldi önceleri ama şimdi çok gerçek,gidişi gibi,biliyorumki hiç unutulmayacak, zaman ilerleyecek geçecek kırgınlığım ve kızgınlığım ,zaten ben kendime kızıyorum arkadaşım sana deyil asla, Olamazda
Gitmeliydin belki,Sebebin vardı, olsun arkadaşım boş ver ben bunada alışırım...
Benim mevsimlerim hep hüzündür zaten iklimlerimse hep yağmur.Bulutlar bana eş olur ben onlara,katarız yağmurlarımızı birbirine, beraberce göndeririz Damlalarımızı Toprağa, Kimse kirletemez Yalnızlığımızın ıslattığı kurak toprakları Ve Kimse bilmez Hüzünlerimiz nasıl göz Yaşı olmuş akmış,Sessiz ve derin...Bu yüzden severim yağmurda yürümeyi. Ne vakit olursa olsun bulutlar çağırır beni,alışkınız biz beraber olmaya her dem...Ve benim yağmurum beni bırakmayan sadık dostum Ve Hep benim Sadece benim...Ve yine dardayım yine sessizlikle Yanlız...
Seni bir güvercin misali uçurdum Akadaşım Gittin...
Nasıl oldu anlamadan Gittin...
Olsun bana bıraktın yalnızlık yollarını caddelerini sokakları zaten beNimdi ya Yine benim Şimdi...Dönmeyeceksim biliyorum,Yaslandığım,Dinlendiğim,Dinlediğimi Kaybettim Ben Zamansız En büyük hazinesi insanın Arkadaşıdır,hep Arkadaşça Olan hasapsız VE SorgusuzcaHep benimle Hep ileri bildiğimOmzumda hissettiğim güvendiğimSadık dostumun Elleri şimdi Bitti, Söz bitti ve GittiÜzgünüm Kırgınım Kızgınım.
Çok Üzgünüm Arkadaşım...
Bazen sebebini bilmez insan
Vakitsiz gelir hüzün,Yalnızlığın Başladığı yerde oda Vardır.. Ve hep olacaktır da
Dosta düşman Olunmaz Hüzün benim Dostum,Arkadaşım Yalnızlığım, biz yine beraberiz senden öncesi gibi sonrada Alışkınız biz olsun Birikmişliğin üstüne buda gelsin nasıLsa heybemde yer var,sol yanım hep kabul ettiği gibi bunuda eder Zaman geçer azalır Hüzün belki ama hiç bitmez Arkadaşım...
Gönül ne kadar kin tutsa bileSevgiye nefret ışık tutmazBen silip geçsem, bu seferdeKalbim söküp atamazDedim ya arkadaş;
Dost hiçbir zaman unutulmaz! Bitti derken hayat YENİ başlar!!!!!!!Ve her GÜZEL şey gibi ÇABUK biter.Bitti DERSEN hayat TÜKENMEDEN,ACISI içinde SÜRER gider.
Bazen sebebini bilmez insan
Vakitsiz gelir hüzün,Yalnızlığın Başladığı yerde oda Vardır.. Ve hep olacaktır da
Dosta düşman Olunmaz Hüzün benim Dostum,Arkadaşım Yalnızlığım, biz yine beraberiz senden öncesi gibi sonrada Alışkınız biz olsun Birikmişliğin üstüne buda gelsin nasıLsa heybemde yer var,sol yanım hep kabul ettiği gibi bunuda eder Zaman geçer azalır Hüzün belki ama hiç bitmez Arkadaşım...
Gönül ne kadar kin tutsa bileSevgiye nefret ışık tutmazBen silip geçsem, bu seferdeKalbim söküp atamazDedim ya arkadaş;
Dost hiçbir zaman unutulmaz! Bitti derken hayat YENİ başlar!!!!!!!Ve her GÜZEL şey gibi ÇABUK biter.Bitti DERSEN hayat TÜKENMEDEN,ACISI içinde SÜRER gider.
2.14.2009
YA SİZCE
YA SİZCE
Tarih 31 Ocak 2009 Cumartesi akşamı saat 20.00 civarı.
Akşam yemeğimizi yemiştik. Çay faslına geçtiğimiz halde kız kardeşim Büşra saat 19:00 gibi eve gelmesi gerekirken hala ortalarda yoktu. Saat 20.00 ye kadar İstanbul trafiğini de hesaba katarak içimdeki telaşa rağmen beklemeyi tercih etmiştim. Ama artık 20.00 de sabrım tükendi. Ve kız kardeşimi cep telefonundan aradım. Telefonu 3-4 defa çaldı. Ve bir yabancı açtı telefonu…
Telefonun arkasından gelen ambulans sesleri kulaklarımda hala yankılanıyor. Karşımdaki ses bana kız kardeşim Büşra nın neyi olduğumu sordu. Abisi olduğumu söyledim. Ve neler oluyor dedim. Telefondaki bayan bana Büşra ya bir motorun çarptığını ve hala yerde yattığını acilen kaza yerine gitmem gerektiğini söyledi. Nasıl giyindiğimi hatırlamıyorum. Babam ve ben evden yıldırım hızıyla çıktık.2 dakika sonra kaza yerindeydik. Büşra hala telefondaki bayanın dediği gibi yerde hareketsiz yatıyordu. Yanına koştum. Ve Büşra tamam yanındayız dedim. Ambulans önde ben arkada Göztepe Eğitim ve Araştırma hastanesine gittik. Büşra’yı acil cerrahi odasına aldılar. Biz bir an önce bir şeyler yapılmasını beklerken görevliler bize Büşra’nın nüfus cüzdanındaki cilt no ve sıra no. sunu sordular. Bu prosedürler bittikten sonra nihayet doktorlar geldi kan tahlili için örnekler alındı ve bizi röntgene ardından da tomografi çekimine gönderdiler.Hastanede döndük durduk bir laboratuar bir röntgen bir başka laboratuar derken saat 23.00 gibi doktorlar geldi tahlil ve röntgenlere bakıldı.Büşra da hiçbir kırık çıkık olmadığını 23.30 gibi öğrendik son olarak beyin tomografisine bakmaya gelmişti sıra.Beyin cerrahiden bir doktor tomografilere baktı baktı ve bize korkunç gerçeği söyledi.
‘’BEYİNDE KANAMA VAR’’
Bende babamda adeta yıkılmıştık birbirimize yaşlı gözlerle bakıyor bu kâbusun bir an önce bitmesi için çığlık atmak istiyorduk sanki.
Tomografiye bakan doktor bir uzman doktor çağırmıştı ve filme beraber bakıyorlardı. Onlarda bir müddet baktıktan sonra bize çok şaşırtıcı bir soru sordular.
Büşra nın daha önce herhangi bir sıkıntısının derdinin olup olmadığını sağlıklı insanlar gibi yürüyüp yürümediğini gezip gezmediğini kısacası sağlıklı insanlar gibi tepkileri olup olmadığını sordular bize. Bu soruya çok şaşırmıştık. Evet dedik hiçbir derdi problemi ya da rahatsızlığı yoktu daha önce.
Nedendi ama bu soru? Ve doktorlara sorduk neden diye? Ve yine bir acı gerçekle karşılaştık o sorumuza cevap olarak. Hastanın çok daha önceden beyninde bir kist varmış dedi doktorlar bize.
Babamda bende o kadar bitmiş tükenme noktasına gelmiştik bu gerçeklerle. Beyin ameliyatı olmasından o kadar korkuyorduk ki; daha önce karşılaştığımız vakalardan hiç olumlu sonuçlanan bir beyin ameliyatı görmemiştik çünkü.
Doktorlara korkarak o zor ve bir o kadarda yüreklerimizi yakan soruyu sordum.
-Ameliyat olması gerekiyor mu?
Ve cevap
-Evet
Babam gözlerinden akıtırken gözyaşlarını ben yüreğime akıtıyordum. Güçlü olmamız gerekiyordu. Hem Allah’tan gelen baş göz üstüne değil miydi?
Aklımıza hemen aile dostumuz olan Dr. Kemal Bey geldi. Cep telefonundan Durumu ona anlattık ve ondan bize fikir vermesini istedik. O da bize beyin söz konusu ise hastayı sakın başka bir yere nakil gibi şeyler düşünmeyin ve doktorlar ameliyat diyorsa vakit geçirmeden hemen ameliyat ettirin dedi. Artık çare yoktu hastane için acaba tanıdık birilerini bulabilir miyiz derken iş yerinden arkadaşım Melih geldi aklıma. Sanki bir tanıdıktan söz ediyordu o.Hemen onu da aradım ve durumu anlattım. Öyle bir insandı ki o ne zaman bir sıkıntımı söylesem hemen geliyorum der onu zorla durdururdum ama şimdi onu yanımda istiyordum gelsin ve yanımda bana destek olsun istiyordum ve zaten öyle de oldu. Ona ne kadar teşekkür etsem azdır. Allah bin kere milyon kere razı olsun ondan. O nu görünce yüreğime sessizce akıttığım gözyaşlarım artık yüreğime de sığmamış olacak ki gözlerimden akmaya başladı. Ona sarıldım ve ağlamaya başladım.
O kadar ters bir zamana denk gelmişti ki kazadan önceki Salı günü Annem ve eşimi biraz hava değişikliği olsun diye kayınbiraderimin evine Muğla’ya göndermiştik. Şimdi kız kardeşim ameliyat olacak ama annemin haberi yok ona nasıl söyleyeceğimi düşünmeye başlamıştım hem Büşra nın yanında bir bayana ihtiyaç vardı refakatçi olarak. Kim kalacaktı?
Ama Rabbim ne kadar büyük ne kadar hikmet sahibi orda da imdadımıza Büşra ya çarpan adamın patronunun eşi koştu. Ben kalırım onunla dedi. Rabbim sen ne kadar yüce hikmet sahibi ne kadar büyük bir lütuf sahibisin ama aciz kulların olan bizler bilmiyoruz.
Büşra yı ameliyat için hazırlamaya başlamışlardı elimiz yüreğimizde elimizden hiçbir şey gelemez vaziyette bekliyorduk.
Hayatımda atacağım en zor imzayı istiyordu doktorlar, kendi el yazımla benden şunu istiyorlardı.
Ameliyat sonrası felç ve ölüm ihtimalleri anlatıldı ve kabul ettim ve altına imza…
Ameliyat başlamıştı artık saatlerce sürecek olan bu durumun geçmesi için saniyeleri sayıyor aklımızdan geçen şeylere cevap vermeye çalışıyorduk kendimizce.
Ama beklediğimiz gibi saatler sürmemiş 45 dakika sonra doktorlar kapıda belirmişti. koştuk ve sorduk nasıl geçti diye. Yüreklerimizi su serpen ama aynı zamanda da bizi hüzne boğan cevap şuydu.
-Ameliyat başarılı geçti ama her şeye hazırlıklı olun.
Evet, bitmişti ameliyat artık beklememiz gereken ilk 72 saatlik kritik süreç başlamıştı. Benim canım arkadaşım Melih beni eve gitmem için zorluyor ve yarının benim için çok daha zor olacağını söylüyordu.
Evet, yarın benim için çok daha zor olacaktı canım anneme durumu ben açıklayacaktım.
Sonraki gün sabah saat 8.10 ve annemler geldi. Daha arabaya yeni binmiştik ki bana seslenerek hemen Büşra yı arayın da kahvaltıyı hazırlasınlar dedi. Hiç birimizden çıt çıkmıyordu. Eve kimseden tek kelime çıkmadan gelmiştik. Annem eve girdi ve hala yatıyor mu bu kız dedi?
Benim için zor an gelmişti artık. Anneme;
-anne dün Büşra eve dönerken bir motor …..
Demiştim ki Annem hüngür hüngür ağlamaya başlamıştı bile bende geceden haber verdiğim eşimde Anneme sarılarak Anne üzülme inşallah ameliyatı başarılı geçti dedik, annemin ameliyattan bile haberi yok tu ki. Bize ne ameliyatı olduğunu sordu. Artık bir şey gizlemenin anlamı olmadığı için her şeyi olduğu gibi anlattım ve hastaneye doğru yola çıktık. Büşra iki gözü de mor burnu yaralı ve baygın bir şekilde yatıyordu hastanede annemin onu ilk gördüğünde verdiği tepkiyi yüzündeki hüznü herhalde bir ömür boyu unutmayacağım.
Evet, şu anda tarih 5 Şubat 2009 ve ameliyatın üzerinden beş gün geçti kritik denen o bitmez tükenmez 72 saatte geçmişti artık ve Büşra Rabbime sonsuz şükürler olsun ki kendine gelmiş şuuru açık tepkileri gayet güzel bir şekilde artık taburcu olmayı bekliyor. Rabbim cümlemizin hastalarına acil şifalar versin inşaalllah.
Belki biraz uzun yazdım olanları ama anlatmak istediğim aslında kısacık bir şey ne dersiniz;
GERÇEKTENDE RABBİMİN HER İŞİNDE BİZ KULLARI İÇİN HAYIRLAR GİZLİ DEĞİL Mİ?
Doktorlar eğer Büşra bu kazayı geçirmemiş olsa ve beynindeki o kistin alınmamış olması durumunda ya felç ya da ani beyin kanamasına neden olacağını ve bunun Büşra için çok daha kötü sonuçlanabileceğini söylemişlerdi çünkü.
Tarih 31 Ocak 2009 Cumartesi akşamı saat 20.00 civarı.
Akşam yemeğimizi yemiştik. Çay faslına geçtiğimiz halde kız kardeşim Büşra saat 19:00 gibi eve gelmesi gerekirken hala ortalarda yoktu. Saat 20.00 ye kadar İstanbul trafiğini de hesaba katarak içimdeki telaşa rağmen beklemeyi tercih etmiştim. Ama artık 20.00 de sabrım tükendi. Ve kız kardeşimi cep telefonundan aradım. Telefonu 3-4 defa çaldı. Ve bir yabancı açtı telefonu…
Telefonun arkasından gelen ambulans sesleri kulaklarımda hala yankılanıyor. Karşımdaki ses bana kız kardeşim Büşra nın neyi olduğumu sordu. Abisi olduğumu söyledim. Ve neler oluyor dedim. Telefondaki bayan bana Büşra ya bir motorun çarptığını ve hala yerde yattığını acilen kaza yerine gitmem gerektiğini söyledi. Nasıl giyindiğimi hatırlamıyorum. Babam ve ben evden yıldırım hızıyla çıktık.2 dakika sonra kaza yerindeydik. Büşra hala telefondaki bayanın dediği gibi yerde hareketsiz yatıyordu. Yanına koştum. Ve Büşra tamam yanındayız dedim. Ambulans önde ben arkada Göztepe Eğitim ve Araştırma hastanesine gittik. Büşra’yı acil cerrahi odasına aldılar. Biz bir an önce bir şeyler yapılmasını beklerken görevliler bize Büşra’nın nüfus cüzdanındaki cilt no ve sıra no. sunu sordular. Bu prosedürler bittikten sonra nihayet doktorlar geldi kan tahlili için örnekler alındı ve bizi röntgene ardından da tomografi çekimine gönderdiler.Hastanede döndük durduk bir laboratuar bir röntgen bir başka laboratuar derken saat 23.00 gibi doktorlar geldi tahlil ve röntgenlere bakıldı.Büşra da hiçbir kırık çıkık olmadığını 23.30 gibi öğrendik son olarak beyin tomografisine bakmaya gelmişti sıra.Beyin cerrahiden bir doktor tomografilere baktı baktı ve bize korkunç gerçeği söyledi.
‘’BEYİNDE KANAMA VAR’’
Bende babamda adeta yıkılmıştık birbirimize yaşlı gözlerle bakıyor bu kâbusun bir an önce bitmesi için çığlık atmak istiyorduk sanki.
Tomografiye bakan doktor bir uzman doktor çağırmıştı ve filme beraber bakıyorlardı. Onlarda bir müddet baktıktan sonra bize çok şaşırtıcı bir soru sordular.
Büşra nın daha önce herhangi bir sıkıntısının derdinin olup olmadığını sağlıklı insanlar gibi yürüyüp yürümediğini gezip gezmediğini kısacası sağlıklı insanlar gibi tepkileri olup olmadığını sordular bize. Bu soruya çok şaşırmıştık. Evet dedik hiçbir derdi problemi ya da rahatsızlığı yoktu daha önce.
Nedendi ama bu soru? Ve doktorlara sorduk neden diye? Ve yine bir acı gerçekle karşılaştık o sorumuza cevap olarak. Hastanın çok daha önceden beyninde bir kist varmış dedi doktorlar bize.
Babamda bende o kadar bitmiş tükenme noktasına gelmiştik bu gerçeklerle. Beyin ameliyatı olmasından o kadar korkuyorduk ki; daha önce karşılaştığımız vakalardan hiç olumlu sonuçlanan bir beyin ameliyatı görmemiştik çünkü.
Doktorlara korkarak o zor ve bir o kadarda yüreklerimizi yakan soruyu sordum.
-Ameliyat olması gerekiyor mu?
Ve cevap
-Evet
Babam gözlerinden akıtırken gözyaşlarını ben yüreğime akıtıyordum. Güçlü olmamız gerekiyordu. Hem Allah’tan gelen baş göz üstüne değil miydi?
Aklımıza hemen aile dostumuz olan Dr. Kemal Bey geldi. Cep telefonundan Durumu ona anlattık ve ondan bize fikir vermesini istedik. O da bize beyin söz konusu ise hastayı sakın başka bir yere nakil gibi şeyler düşünmeyin ve doktorlar ameliyat diyorsa vakit geçirmeden hemen ameliyat ettirin dedi. Artık çare yoktu hastane için acaba tanıdık birilerini bulabilir miyiz derken iş yerinden arkadaşım Melih geldi aklıma. Sanki bir tanıdıktan söz ediyordu o.Hemen onu da aradım ve durumu anlattım. Öyle bir insandı ki o ne zaman bir sıkıntımı söylesem hemen geliyorum der onu zorla durdururdum ama şimdi onu yanımda istiyordum gelsin ve yanımda bana destek olsun istiyordum ve zaten öyle de oldu. Ona ne kadar teşekkür etsem azdır. Allah bin kere milyon kere razı olsun ondan. O nu görünce yüreğime sessizce akıttığım gözyaşlarım artık yüreğime de sığmamış olacak ki gözlerimden akmaya başladı. Ona sarıldım ve ağlamaya başladım.
O kadar ters bir zamana denk gelmişti ki kazadan önceki Salı günü Annem ve eşimi biraz hava değişikliği olsun diye kayınbiraderimin evine Muğla’ya göndermiştik. Şimdi kız kardeşim ameliyat olacak ama annemin haberi yok ona nasıl söyleyeceğimi düşünmeye başlamıştım hem Büşra nın yanında bir bayana ihtiyaç vardı refakatçi olarak. Kim kalacaktı?
Ama Rabbim ne kadar büyük ne kadar hikmet sahibi orda da imdadımıza Büşra ya çarpan adamın patronunun eşi koştu. Ben kalırım onunla dedi. Rabbim sen ne kadar yüce hikmet sahibi ne kadar büyük bir lütuf sahibisin ama aciz kulların olan bizler bilmiyoruz.
Büşra yı ameliyat için hazırlamaya başlamışlardı elimiz yüreğimizde elimizden hiçbir şey gelemez vaziyette bekliyorduk.
Hayatımda atacağım en zor imzayı istiyordu doktorlar, kendi el yazımla benden şunu istiyorlardı.
Ameliyat sonrası felç ve ölüm ihtimalleri anlatıldı ve kabul ettim ve altına imza…
Ameliyat başlamıştı artık saatlerce sürecek olan bu durumun geçmesi için saniyeleri sayıyor aklımızdan geçen şeylere cevap vermeye çalışıyorduk kendimizce.
Ama beklediğimiz gibi saatler sürmemiş 45 dakika sonra doktorlar kapıda belirmişti. koştuk ve sorduk nasıl geçti diye. Yüreklerimizi su serpen ama aynı zamanda da bizi hüzne boğan cevap şuydu.
-Ameliyat başarılı geçti ama her şeye hazırlıklı olun.
Evet, bitmişti ameliyat artık beklememiz gereken ilk 72 saatlik kritik süreç başlamıştı. Benim canım arkadaşım Melih beni eve gitmem için zorluyor ve yarının benim için çok daha zor olacağını söylüyordu.
Evet, yarın benim için çok daha zor olacaktı canım anneme durumu ben açıklayacaktım.
Sonraki gün sabah saat 8.10 ve annemler geldi. Daha arabaya yeni binmiştik ki bana seslenerek hemen Büşra yı arayın da kahvaltıyı hazırlasınlar dedi. Hiç birimizden çıt çıkmıyordu. Eve kimseden tek kelime çıkmadan gelmiştik. Annem eve girdi ve hala yatıyor mu bu kız dedi?
Benim için zor an gelmişti artık. Anneme;
-anne dün Büşra eve dönerken bir motor …..
Demiştim ki Annem hüngür hüngür ağlamaya başlamıştı bile bende geceden haber verdiğim eşimde Anneme sarılarak Anne üzülme inşallah ameliyatı başarılı geçti dedik, annemin ameliyattan bile haberi yok tu ki. Bize ne ameliyatı olduğunu sordu. Artık bir şey gizlemenin anlamı olmadığı için her şeyi olduğu gibi anlattım ve hastaneye doğru yola çıktık. Büşra iki gözü de mor burnu yaralı ve baygın bir şekilde yatıyordu hastanede annemin onu ilk gördüğünde verdiği tepkiyi yüzündeki hüznü herhalde bir ömür boyu unutmayacağım.
Evet, şu anda tarih 5 Şubat 2009 ve ameliyatın üzerinden beş gün geçti kritik denen o bitmez tükenmez 72 saatte geçmişti artık ve Büşra Rabbime sonsuz şükürler olsun ki kendine gelmiş şuuru açık tepkileri gayet güzel bir şekilde artık taburcu olmayı bekliyor. Rabbim cümlemizin hastalarına acil şifalar versin inşaalllah.
Belki biraz uzun yazdım olanları ama anlatmak istediğim aslında kısacık bir şey ne dersiniz;
GERÇEKTENDE RABBİMİN HER İŞİNDE BİZ KULLARI İÇİN HAYIRLAR GİZLİ DEĞİL Mİ?
Doktorlar eğer Büşra bu kazayı geçirmemiş olsa ve beynindeki o kistin alınmamış olması durumunda ya felç ya da ani beyin kanamasına neden olacağını ve bunun Büşra için çok daha kötü sonuçlanabileceğini söylemişlerdi çünkü.
Etiketler:
anne,
aslan,
avcı,
blog,
cebrail,
gül,
Hz.Muhammed,
islam,
kelebek,
köle,
nurmektebi,
peygamber,
pişmanlık,
risale,
risale-i nur,
serçe,
tecrübe,
www.nurmektebi.tr.gg
2.03.2009
VUSLAT
Vuslata Doğru Yol Göründü
Sözlerin, yağmurlu bir yaz akşamında serinletiyor gönül ateşimi...
Rüzgâr rüzgâr esip te gafletimin üzerine, tüm paslanmışlığını maziye bırakıyor...
Bulmuşken seni, hissetmişken sıcaklığını, akıtmışken uğrunda bir kaç damla kan, geri dönüşü yok Sevgili !
Başım kadar kalbimi de koydum ben yoluna...
Özlemim kadar sevdamı da aldım azık diye yanıma...
Sana Sevgili; sana kavuşmak olmasa yolun sonunda, vuslata ermek süslemese rüyâlarımı, seninle aynı aşk'ı teneffüs etmek mümkün olmasa,
Sana Sevgili; sana kavuşmak olmasa yolun sonunda, vuslata ermek süslemese rüyâlarımı, seninle aynı aşk'ı teneffüs etmek mümkün olmasa,
bugün hangi kimlikle adımı taşırdım?
Hangi duyguyu aşk diye koyup ta bohçama,
asılsız sevgililerin peşine düşerdim; ve ardında mutlak acı son...
hüzün hemen ardı sıra...
"En Sevgili" diye gönül defterimin ilk satırına yazdığım,
"En Sevgili" diye gönül defterimin ilk satırına yazdığım,
"Ey Sevgili" diye sayfalarımı özlemlerle doldurduğum Sevgili !
Bir kez görebilseydim de gül çehreni, gözlerim ebede kadar kör kalsaydı...
Dualarıma gözyaşlarımı ortak ttim.
Dualarıma gözyaşlarımı ortak ttim.
Bir de nur adını... Sana yakın olabilmek için Yâr!
Sinemde ne varsa bir vuslat uğruna adadım yoluna...
sundum kabine...
Dilim lâl kaldı Sevgili; bir seni konuşuyor...
Dilim lâl kaldı Sevgili; bir seni konuşuyor...
Bir seninle birlikte pay ettiği sevdayı anıyor....
Öyle ki; bülbülün güle olan manidar şarkıları gibi dilimdesin...
Biliyorum; sadece kalimi feda etmek yetmiyor sana ulaşmak için...
Biliyorum; sadece kalimi feda etmek yetmiyor sana ulaşmak için...
Her şeyimi hîbe etmeliyim...her şeyimi... Bu can bu bedende fazlalık Sevgili !
Sana ulaşmak için bu fazlalığı atmalıyım hayatımdan...
İşte canımla, kanımla, malımla ey Sevgili ! Yolundayım...İzindeyim...
Davanı kaldığın yerden hâkim kılmak adına mücadeledeyim...
Önce nefsimle, kalbimle, bedenimle...
Ya Rabb ! Şehadetimi köprü eyle Sevgililer Sevgilisine kavuşmam için..
Ya Rabb ! Şehadetimi köprü eyle Sevgililer Sevgilisine kavuşmam için..
.Vuslatımı takdir et...
Canımı kabul buyur aşk'ına...
Duam Sanadır Rabb'im !...
Duam Sanadır Rabb'im !...
Selâmım En Sevgili'ye !...
Ya Rabb ! Şehadetimi köprü eyle
Ya Rabb ! Şehadetimi köprü eyle
Sevgililer Sevgilisine kavuşmam için...
Vuslatımı takdir et... Canımı kabul buyur aşk'ına...
Duam Sanadır Rabb'im !...Selâmım En Sevgili'ye !...
Bakmayın çevremi kuşatanlara;Hüznün, yalnızlığın yazarıyım ben !...
Duam Sanadır Rabb'im !...Selâmım En Sevgili'ye !...
Bakmayın çevremi kuşatanlara;Hüznün, yalnızlığın yazarıyım ben !...
zelal
alıntı
Etiketler:
Hz.Muhammed,
ibret,
islam,
peygamber,
tecrübe
1.24.2009
BÜLBÜLÜN AŞKI

Hergün geçtiği o yolda,
sayısız güllerin bulunduğu bir de bahçe vardı bülbülün.
Kiminle geçse o bahçenin yanından;
yanındakiler güllerin büyüsüne kapılıp,
güllerin ne kadar güzel olduğundan bahsederdi.
O ise aldırış etmeden "Alt tarafı gül işte" der geçerdi bahçenin yanından.
Güllere bakmazdı bile.
Sevmek istemezdi gülleri.
Solardı çünkü güller, terkederdi bir süre sonra.
Ha! Bir de dikenleri vardı güllerin.
Batırırlardı dikenlerini sevenlerine hiç acımadan.
Bir gün geçiyorken bülbül yine o bahçenin yanından
yalnız başına, gayri ihtiyari dönüp baktı herkesin hayran kaldığı güllere.
Evet sayısız gül vardı o bahçede ve güzel bir ahenk oluşturmuşlardı.
"Sana ne" dedi kendi kendine.
Sahip olamayacağı güzelliklerden uzak durmaya çalışırdı çünkü.
Yüzünü çevirirken bülbül, gözüne bir gül takılıverdi.
Onca gülün arasında duruyordu.
Gözleri kilitlendi ona görür görmez,
"Alt tarafı gül işte" diyemedi dili bu kez.
Olduğu yerde durdu, bakakaldı.
Korktuğu başına gelmişti.
Elde edemeyeceklerinden uzak durması gerektiği aklına geliyor
ama bunu kabullenemiyordu. Neydi farklı olan?
Ne vardı ki onda, bülbülü kendisine hayran bırakan?
Benzese de hepsi birbirine, gözleri ve yüreği ile ayırabiliyordu onu diğerlerinden.
Ama gözlerini ayıramıyordu bülbül, o gülden. O an "Kendine gel" dedi ve istemeye istemeye ayırdı gözlerini.
Gözlerine hükmetmişti ama kalbine hükmedemiyordu.
Anlam veremiyordu bir türlü. Onca gülün arasından seçtiyse onu bir sebebi olmalıydı.
Aşk bumuydu? Gün boyu onu düşündü. Gece uyutmadı hasreti. Bir daha görememe korkusu büyüdü içinde. Daha fazla duramazdı görmeliydi onu bir kez daha.
Yine o bahçenin kenarında uzaktan uzağa seyretti gülünü ertesi gün doyasıya.
Evet, onun gülüydü o artık. Bir başkasının olmasına tahammülü yoktu.
Her gün o bahçeye gidiyordu, geceleri ise gülünü hayal ediyordu.
Güzel hayalleri güzel planları vardı gülü için.
Bir gün sevdiğini söyleyecekti gülüne, gülü de onu sevecekti.
Mutlu olacaklardı elbet beraber oldukları sürece.
Zarar verebilecek herşeyden koruyordu gülünü.
Küçücük vücudunun yettiğince yardım ediyordu gülüne.
Susuz kalmaması için bulutlara,
gülünü ayakta tutması için toprağa şarkılar söylüyordu hergün.
Bulutla toprak yardım ettiler güle ellerinden geldiğince.
Onlar da hayrandı çünkü bülbülün sesine.
Bülbülün elinden gelen buydu;
yardım edebilecek herkese şarkılar söylüyordu gülü için.
Derken zaman geçti; onsuz olamıyordu artık bülbül,
bir an olsun ayrı kalamıyordu.
Hasret acısı, sabır taşından ağır gelmeye başlamıştı
bülbülün küçük yüreğine.
Uzaktan sevmek yetmiyordu artık.
Sarılmalıydı ona, en güzel şarkıları söylemeliydi gülüne.
Ama sevecek miydi gül onu. Sevgisine karşılık verecek miydi acaba.
Çok sevse de, ortada bir gerçek vardı.
Habersizdi gül bülbülden.
Bülbül onu seviyor, her kötülükten koruyor,
hatta yardım etmeleri için hergün,
o güzel sesiyle dostlarına şarkılar söylüyordu.
Ancak güllerin en güzeli bundan haberdar değildi henüz.
Tüm cesaretini toplayıp bir gün,
gülünün yanına gitti sonunda bülbül.
"Ona bu denli yakın olmak...
Ne güzel bir duygu..." diye düşündü.
Hayallerinden biri gerçek olmuştu.
Tüm hayallerini gerçekleştirmek için ise
artık konuşmalıydı onunla.
Ve sözlerine başladı o güzel sesiyle.
Aşkını itiraf etti en güzel kelimelerle.
Sesi o kadar güzeldi ki, güllerin en güzeli kayıtsız kalamadı bülbülün aşkına.
İlk kıvılcımın çakmasına sebep olmuştu bülbülün sesi.
İlk kıvılcımdan sonra, bülbülün o büyük aşkı,
sonsuza dek sürecek sevgisi,
gülün de onu ölesiye sevmesini sağladı.
Her gün buluşuyorlardı.
Bülbül gece gündüz, zamanının tümünü gülüyle geçirmeye başlamıştı.
İşte hayalleri gerçek olmuştu sonunda bülbülün.
Bu durum bülbülün sesine hayran dostlarını üzmeye başlamıştı.
Artık onlara şarkı söylemiyordu bülbül.
Ve bu durum kızdırdı bulut ile toprağı.
Bize değer vermeyene biz hiç vermeyiz dediler.
Kestiler güle yardımı.
Suyunu kesti bulut, desteğini çekti toprak gülden.
Bülbül ise habersizdi tüm olanlardan.
Farkında değildi dostlarının kendisine yüz çevirdiklerinden.
Onun gözü gülünden başkasını görmüyordu.
O kadar kördü ki artık, gülünün ihtiyacları olduğunu bile göremez olmuştu.
Unutmuştu güllerin ömrünün kısa olduğunu.
Unutmuştu, gülünün bu kadar uzun yaşamasının bulut ve toprağın sayesinde olduğunu.
Günler geçtikçe gül solmaya başladı.
Bülbül anlam veremiyordu olanlara bir türlü.
Gülü gözlerinin önünde soluyordu ve elinden birşey gelmiyordu.
Unutmuştu güllerin solduğunu.
Bu acıya hazırlamamıştı kendisini.
Gülleri sevmemesinin nedenini unutmuştu.
Aşkın gücü bunu unutmasını sağlamıştı.
Kısa süre sonra soldu gül.
Bülbül gözü yaşlı, doyasıya sarıldı gülüne son bir kez sıkı sıkı.
Ancak unutmuştu...
Dikenleri vardı güllerin.
Daha önceden gülleri sevmemesine neden olan dikenleri unutmuştu.
Batıyordu bülbülün minik vücuduna gülünün dikenleri.
Ama o aldırış etmiyordu bile.
Küçücük vücudundan sızan kanların ne önemi vardı ki artık sevdiği yanında yokken.
Ölüm korkutmuyordu onu. Hatta ölmek istiyordu.
Etrafındakilerin yardım etmesine izin vermedi.
Gülünün toprağa serilmiş cansız vücudunun yanına uzandı
bülbül ve yavaş yavaş kapandı gözleri.
Hayatta karşısına çıkan güzellikleri ve aşkı yaşarken,
bazı şeylerin ihmale gelmeyeceğini, sadece sevginin yetmediğini,
özverinin de gerekli olduğunu anlamıştı artık bülbül son nefesini verirken.
Ve her ne kadar bedelini hayatıyla ödeyecek olsada en ufak bir pişmanlık dahi duymuyordu bülbül.
Bu aşk ona; sevgiliyi iyisiyle, kötüsüyle sevmesi gerektiğini öğretmişti.
Dikene rağmen sevip kucaklamıştı gülünü.
İşte o günden sonra bülbül ile gülün aşkı dilden dile dolaşır oldu.
Bu aşk ile gülün güzelliği bülbülün sesi efsaneleşti ve geriye iki cansız küçük beden ile insanların alması için birkaç ders bıraktı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




