Küçük çocuk, sabah erkenden kalkıp, heyecanlı bir bekleyişe koyulmuştu. Anne ve babasıyla gösterişli bir kahvaltı masasına oturduklarında tedirgin davranışlar içerisindeydi. Oturduğu sandalye üzerinde küçük kıpırdanmalar yapıyor, yediği lokmalar boğazına düğümleniyordu. Sürekli babasına bakıyor ve uygun zamanı arıyordu. Sonunda, babası masadan kalkerken yanına gidip, bir müddet, ı....mıııı.... diye geveledikten sonra dilinin ucundaki cümleyi bir çırpıda söyleyiverdi:
-Baba bana beş milyon lira verebilir misin?
Babasının, hiç beklenmedik bu istek karşısında uykudan henüz açılmamış gözleri yerinden fırlayacakmış gibi oldu. Birden, ve sanki hakarete maruz kalmış birisi gibi anlamamışçasına, “Neeey!” Diye sordu.
Çocuk, babasının kızdığını fark edince aynı soruyu istemeye istemeye, ürkek bir şekilde tekrar etmek zorunda kaldı.
-Baba... bana beş milyon lira verebilir misin?
Babasına göre, beş milyon lirayı çocuğa vermek okyanusları yüzerek geçmek kadar zor ve aynı zamanda akıllı adam işi değildi. Çocuğuna cevap vermeye tenezzül bile etmeden hanımına döndü:
-Bak, gör işte... Şimdi ben bunu bir güzel dövsem haksız mıyım? Yooo, onun suçu yok. Onu bu hale sen getiriyorsun. Beş milyonmuş... Her şeyi tas tamam veledin birde utanmadan para istiyor.
Çocuğun gözleri dolu dolu olmuştu. Tam da annesini koruma amaçlı “lütfen babacığım” diyecekti ki gözlerinde bekleyen yaşlar babasından yediği tokatla pembe yanaklarından aşağıya doğru süzüldü...
Ertesi gün yine, kahvaltı masasına hep birlikte oturmuşlardı. Çocuk sessizce kahvaltısını yaparken babası meraktan çatlamış, ve sanki bütün gece bunu düşünmüş gibi, “Ne yapacaktın beş milyonu?” diye sordu.
Çocuk bütün şevki ve isteği kırılmış ve hatta istediğine bin pişman olmuşçasına:
-çiçek alacaktım.
Bu sefer adam iyice sinirlenmişti.
-Demek çiçek alacaktın, vay...vay...vaaay! Küçük bey çiçek alacak ha! Biz beş kuruş için canımızı çıkaralım sen çiçek al öylemi...
Adam, bir müddet sinirli bir şekilde bekledikten sonra dayanamayıp:
-Peki çiçeği ne yapacaktın?
Çocuk başını önüne eğmişti. Önündeki tabağa boş boş bakıyor, babasının bu kadar celalleneceğini tahmin edemediği için kendisini suçluyordu. Babası sesini biraz daha yükselterek:
-Sana sordum! Ne yapacaktın?
Çocuk ağlamaya hazır gözlerin, sadece bir cümle kurabilecek cesaretiyle, önündeki tabaktan gözlerini çekmeden :
-Dün babalar günüydü.
7.20.2008
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder