7.20.2008

Kan kırmızı kazak

Genç kız, arkadaşının doğum gününde giyeceği elbiseyi seçmesinde yardımcı olmak için çok lüks bir mağazaya girdi. Arkadaşı, şımarık tavırlarla raflardan elbiseleri indirtiyor, giyiyor ve çıkarıyordu. Orada bulunan herkese sıkıntı verdiğinin farkında bile değildi. Genç kız ise mağazanın ihtişamına kapılmış, tedirgin davranışlarla ve büyük bir hayranlıkla sadece uzaktan bakabileceğine inandığı elbiselere bakıyordu. Arkadaşı, zengin ailenin şımarık çocuğu edasıyla genç kıza:
-İstersen sen de birşeylere bak. Doğum günümde şık olmalısın.
Bu arada tezgahtar delikanlı söze karışarak:
-Hanımefendinin beğendiği bir şey varsa yardımcı olabilirim.
Genç kız utangaç tavırlarla ne söyleyeceğini bilmeden bir müddet öylece kaldı. Daha sonra:
-Şu kırmızı kazak hoşuma gitti ama....
Cümlesini henüz bitirmemişti ki tezgahtar delikanlı hemen kazağı raftan indirip kızdan giymesini istedi. Oysa onun elbiseyi giyecek ne cesareti nede parası vardı. Fakat arkadaşı da ısrar edince mecburen giymek zorunda kaldı. Kazağı giydiğinde hem arkadaşı hem de görevinin gereği olarak yakışıklı tezgahtar çok yakıştığını söylediler. Genç kız aynanın karşısında kendisine büyülenmiş gibi bakıyordu. Kazağı çıkarması gerektiğinin farkına varıp içinden “Senin sevincin buraya kadar” dedikten sonra:
-Şimdilik dursun. Ama sonra tekrar gelir alırız dedi.
Tekrar soyunma odasına gidip çıkarmak istemediği kazağı üzerinden çıkardı. Gün boyunca hem kazağı hangi parayla alacağını hem arkadaşının doğum gününde kendisinin de arkadaşları gibi giyinmesi gerektiğini hem de yakışıklı tezgahtarın onayını düşündü. Annesi kızının bu düşünceli haline dayanamayıp:
-Hayrola kızım bişey mi var?
-Yok bir şey anne.
Kızının bir şeyler sakladığını düşünen anne:
-Ne oldu? Kötü bir şey mi?
-Anne, iki gün sonra arkadaşımın doğum günü var. Ve benim giyecek hiçbir şeyim yok! Arkadaşımla bugün bir mağazaya gittik. Bir sürü elbise aldı kendine. Orada çok güzel bir kazak vardı. Hatta denedim bile... çok güzeldi.
-Fiyatı ne kadarmış kızım?
-Bilmiyorum ama çok güzeldi.
-Kızım bunun için üzülmeye değer mi? Sen iste yeter ki yarın gider alırız.
Kızın sevinci gözlerinden okunuyordu. Gece yatarken arkadaşının doğum gününde nasıl da şık olacağını düşünüyor, kazağı giydiğinde peri masallarındaki kız kadar güzel olacağını sanıyordu. Bir yandan sağa sola dönüp uyumaya çalışıyor, bir yandan da yakışıklı tezgahtarın “Çok yakıştı” sözünü evirip çevirip gözünün önüne getiriyordu.

Ertesi gün kız ve annesi evdeki paranın büyük bir bölümünü yanlarına alarak mağazaya gittiler. Kız, adeta annesini sürükler gibi götürüyordu. Çok heyecanlıydı. Yaşlı kadın ise nefes nefese kalmıştı. Mağazaya geldiklerinde, kazağı annesinin de üzerinde görmesini istemiş ve tekrar giymişti. Yaşlı kadın kızının yüzündeki sevinç ve heyecanı görünce:
-Çok güzel oldu benim dünya güzeli kızım, bir kazak ancak bu kadar yakışabilir zaten...
Kız kazağı çıkarır çıkarmaz genç tezgahtar paketlemeye başladı. Yaşlı kadın kazağı almak için pakete elini attığında fiyatını sordu. Tezgahtar gencin söylediği fiyat neredeyse kadının cebindeki paranın iki katıydı.kadın bir an öylece kalakaldı. Kız ise:
“Haydi anne öde de gidelim” diyordu. Kadın elini kazaktan çektikten sonra kızına dönüp, alçak bir sesle:
-İyi de kızım bu çok pahalı bir kazak biz bunu alamayız ki... Biliyorsun ben apartman merdivenlerini silerek geçindiriyorum evi bu bizim için çok lüks, başka bir yerden daha ucuz bir şey alalım.
Kadın bunları söylerken yakışıklı tezgahtar istemeyerek kulak misafiri olmuş, söylenenleri duymuş ve yaptığı paketi bozmaya başlamıştı bile...Kızın ise yüzü kıpkırmızı olmuş, tezgahtar gencin yanında yerin dibine girdiğini sanmıştı. Birden tezgahtarın ve annesinin çaresiz bakışları arasında ağlayarak kendisini dışarı attı. Annesi, tezgahtar gence karşı olan mahcupluğunu yüz ifadesiyle belli ettikten sonra: “kusura bakma oğlum” diyerek arkasından çıktı. Kız ağlayarak gidiyor annesi de kolundan tutmuş:
“Kızım o kazak olmazsa diğeri olur bu kadar üzülme!” diyordu. Kız ise bir yandan ağlıyor bir yandan da kendini kaybetmişçesine ve sesini olabildiğine yükselterek:
-Üzülme ha! Üzülme...Öyle ya rezil olan benim. Sana göre hava hoş!
Kız birden, aklında teselli cümleleri bulmakta zorlanan annesinin kolunu iterek:
-Yeteeer... yeter be! Hep rezillik hep sefalet... Bıktım senden! Senden nefret ediyorum.
Kız, koşarak oradan ayrıldıktan sonra geride kalan annesinin kalbi camdan yapılmış gibi tuz buz olmuş, kızından, canından, tek varlığından duyduğu acı sözler birer kurşun gibi saplanmıştı yüreğine...

Kız iki gündür annesiyle tek kelime dahi konuşmamış, ağzına bir lokma bile koymamıştı. Kadın, hem biricik kızının isteğini yerine getiremediği için üzülüyor. Kazağı almak için çareler arıyor, hem de bir kazak için kızının yaptıklarını hak etmediğini düşünüyordu. O kazağı alacak parası olmadığı halde dışarı çıktı. Ve yaklaşık iki saat sonra elinde muhteşem bir paket içerisinde kırmızı kazak ile geri döndü. Kazağı gülümseyerek kızına verdi. Kız nasıl aldığını sormadan, teşekkür bile etmeden odasına kapanıp, akşamki partiye hazırlanmaya başladı. Yüzünde, yeni bir oyuncağa sahip olmuş fakat hiç sevinmemiş çocuk havası vardı. Annesi ise kızının dileğini yerine getirmenin mutluluğunu yaşıyordu. Kızının, belli etmese çok sevindiğini anlıyor ve mutluluğu bir kat daha artıyordu. Genç kız o gece geç saatlerde partiden geldiğinde kendisini bekleyen annesiyle yine hiç konuşmamış ve hemen yatmıştı.

Ertesi gün sabah erkenden yaşlı kadın işe gitti. Oysa o gün çok halsiz hissediyordu kendini. Zayıf ve cılız bedeni kat kat apartmanların merdivenlerini silmek için güçsüz sayılırdı. Fakat işe gitmek zorundaydı...

Akşam olmuş kızın annesi hala gelmemişti. Kız ise bu duruma hiç aldırış etmiyordu...saatler geçtiği halde yaşlı kadından hiç haber yoktu. Derken yaşlı kadının hastaneye kaldırıldığı ve durumunun kötü olduğu haberi geldi. Bu haber karşısında kızın içinde depremler olmuş, vicdanındaki sızlamalar gözünden yaşları akıtmakta gecikmemişti. Olabildiğine hızla hastaneye gitmek, kuş olup uçmak istiyordu. Kendisini affetmesi için annesine yalvarmaya gittiği hastanede, annesinin öldüğünü duyunca hayatının en büyük acısını yaşamıştı. Bu tür ölümlerle sık karşılaştığı her halinden belli olan doktor:
-Kızım annenin bünyesi çok zayıfmış... birden halsizleşmiş...ve bayılmış. Merdivenlerden yuvarlanırken kafasına aldığı ağır darbeler de ölümüne sebep olmuş. Başınız sağolsun... Artık genç kız hayattaki tek varlığı annesini kaybetmişti. Yapayalnızdı... Ona kötü davrandığı için tarifi imkansız bir vicdan azabı çekiyordu.

Yaşlı kadın defnedileli tam iki gün olmuştu. Genç kızın gözlerinin önünden, annesine yaptığı hakaretler geçiyor, mağazaya gittikleri günü hatırlayıp ağlıyordu. Derken uzun süre çalındığı belli olan kapı zilinin farkına vardı. Apar topar göz yaşlarını silip kapıyı açtı. Karşısında elinde çiçeklerle genç bir delikanlı duruyordu. Kız şaşkın bir ifadeyle “Buyrun” dedikten sonra genç adam:
-Ben burada oturan yaşlı teyzeye bakmıştım.
-Ne için aramıştınız?
-Yaklaşık dört gün önce babam önemli bir ameliyat geçirdi. Burada oturan yaşlı teyze, babam için bulmakta güçlük çektiğimiz kanı bize satmıştı. Ameliyat çok iyi geçti. Sevincimi paylaşmaya, kanıyla bir hayat kurtardığı için teyzeye teşekkür etmeye gelmiştim...

Hiç yorum yok: