Genç öğretmen ve hanımı her hafta evlerinin önündeki büyük caddede kurulan çarşamba pazarında, ellerinde boş filelerle gezinip duruyorlardı. Bir yandan hanımı bir yandan da kendisi fiyatları kontrol edip, kendilerince pahalılıktan “Herşey ateş pahası” diyerek şikayet ediyorlardı. Kalabalığın arasından güçlükle ilerliyorlardı. Derken, küçük bir çocuğun “Limooon....limoooooon...çaya çorbaya limooon” diye bağırdığını duydular. Dönüp baktıklarında önündeki el arabasının üzerinde bulunan limonları satmaya çalışan altı, yedi yaşlarında eli yüzü kirli elbisesi yamalarla dolu bir çocuk gördüler. Genç öğretmen bu manzara karşısında öfkelenerek hanımına:
-Gör işte gör...Biz okula beklerken, aç gözlü babaları beş kuruş için, bunları sağda solda çalıştırıyorlar. Kimi limon, kimi mendil, kimi de sakız satıyor. Kimisi de küçücük elleriyle kocaman ayakkabıları boyuyor. Böyle aç gözlü, sarhoş, kumarbaz babaları hapse atmak lazım aslında da neyse... Yazık! Yazık!
Genç öğretmen uflayıp puflayarak pazarı gezmeye devam etti. Elindeki fileyi de yavaş yavaş doldurmaya başlamıştı. Hanımı:
-Limonda alalım. Unutma!
-Olur, olur alırız
Bir süre limon almak için tezgahlara bakındılar. Fakat hiç limon satana rastlamadılar. Akıllarına pazarın aşağısındaki küçük çocuk geldi. Limonları dönüşte ondan almaya karar verdiler. Çocuğun yanına geldiklerinde, limonların çoğunu satmış olduğunu gördüler. Genç öğretmen, cebinden parayı çıkarırken çocuğun yüzüne dahi bakmadan: "Dört limon ver!" dedi.
Çocuk büyük bir el çabukluğuyla limonları elindeki kese kağıdına koyarken, genç öğretmen:
-Sulu olsun haaa!
-Hepsi sulu, abi istersen birini keseyim.
-Yok, yok gerekmez.
Çocuk limonları öğretmene uzatıp, nefesiyle üşüyen ellerini ısıtmaya çalıştıktan sonra: “Dört yüz bin lira abi” dedi.
Genç öğretmen hafifçe mırıldanarak: “Gerçi, içki kumar parası veriyoruz ama neyse...” dedi. Sonra elindeki sanki ütülenmiş gibi nizami duran paraların arasından beş yüz bin lira çıkartıp çocuğa uzattı. Bu arada çocuk, kirli parmaklarıyla geriye kaç limon kaldığını sayıyordu. El arabasının üzerinde dokuz limon kaldığını görünce, genç öğretmene: “Abi eğer istersen bu dokuz limonu sana üç yüz bine veririm”dedi. Genç öğretmen, daha önce aldığı limonları pahalıya mı aldım aceba diye düşünüp:
-Tanesini kaça alıyorsun sen?
-Bir tanesini yetmiş beş bine
-Eeee... o zaman zarar edersin. Bize bu yeter! Biraz daha bekle onları da diğerleri gibi sat.
Hanımı da söze karışarak biraz annelik biraz da acıma hissiyle:
-Daha erken, bekle muhakkak onları da satarsın. Hem pazarda başka limoncu da yok. Herkes senden almaya mecbur.
-Yok abla boşver. Şimdi satmam lazım.
Genç öğretmen şaşkınlıkla “Niyeee” diye sordu. Çocuk ise bağırmaktan kısılmış sesiyle:
-Bana, geç olmadan üç yüz bin lira daha lazım. Üç yüz binim daha olursa, hasta olan babama yetiştirmem gereken ilacı alabilirim. Zarar etsemde önemli değil, yeterki babam iyileşsin
7.20.2008
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder